spor yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALTYAPI NEDEN ÖNEMLİDİR?

günün yazısı, spor yazıları, spor yazarları, spor köşe yazarları-köşe yazıları, altyapı nedir, altyapı kursları, takımların altyapıları, galatasaray altyapı takımı, fenerbahçe altyapı, beşiktaş altyapı

Altyapı önemli!

Altyapının Türk futbolunda ne kadar sihirli bir kelime olduğunu bilmeyen kalmadı. Biz de yazmıştık. Öyle ki, kulüp yöneticilerinin mazbatalarını almadan kurdukları ilk cümle “Alt yapı çok önemli” iken, sonrasında unuttukları ilk cümle de o olur.

Hemen asıp kesmeyelim. Aslında içinde bulunduğumuz futbol kültürüne baktığımızda her şeyin bir sebebi olduğunu görebiliriz. En başta, belirli süreyle göreve gelen yönetim kurullarının ilk konsantrasyonları doğal olarak uzun dönemli bir yatırım olan altyapılar olamıyor. Kendilerinden en önce beklenenin sportif başarı olduğunu bilerek göreve geliyorlar. Diğer yandan teknik direktörlerin olası bir başarısızlıkta feda edilecek ilk kişi olmaları artık genlerine işlemiş bir durum. Taraftarsa “Takım hem başarılı olsun, hem altyapıdan yetenekli gençler gelsin” diye başlayarak, ‘hem… hem de’ bağlacının arasını uzatıyor da uzatıyor…

Bir konu hakkında yeteri kadar bilgisi olmayan insanlar bir başarı ya da başarısızlığı sadece bir nedene bağlar. Gelin, biz onu yapmayalım. Futbol özelinde konuşursak, Türk futbolunun sorunlarını, bitmek tükenmek bilmeyen klişeler üzerinden yorumlamaya çalışmak büyük bir zaman ve enerji kaybı olur. ‘Türkiye’de genç futbolcuların yetişmesinin önündeki engeller’ konusunaysa önceki yazılarda değinmiştik. Dönüp dolaşıp sorunu sadece yabancı sayısı veya altyapı antrenörlerinin maaşı üzerinden okumak da bizi hiçbir yere götürmez. O zaman işin uzmanları ne diyor, ona bakalım…

Avrupa Kulüpler Birliği (ECA) Altyapı Çalışma Grubu toplantısının üçüncüsünü geçtiğimiz hafta Münih’teki Allianz Arena’da gerçekleştirdi. Biz de ordaydık. Toplantıda ideal bir Akademi’yi tanımlarken bakılacak kalite alanları belirlendi.

İşte o liste…

1. TESİSLER

• Zemin kalitesi (çim, suni çim veya toprak),
• Zeminin iklime uygunluğu,
• Saha sayısı, büyüklüğü ve kalitesinin antrenmana yansıması,
• Tesisin oyuncuların konaklamasına ve sağlıklı bir eğitim almasına uygunluğu…

2. FİNANS

• Kulüp bütçesin yüzde kaçının akademiye ayrıldığı,
• Gelir üretim mekanizmasının oluşturulması (pazarlama, ticari aktiviteler, oyuncu transferleri),
• Yıllık akademi bütçesinin yapısının oluşturulması,
• Finansal gelecek planlaması…

3. BİLİŞSEL ÖZEN

• Okul ve futbol eğitiminin entegrasyonu,
• Oyuncuların tesislere ulaşımının iyileştirilmesi,
• Eğitim desteği,
• Fiziksel gelişim ve özen,
• Futbol ve farklı spor branşlarının entegrasyonu,
• Bireysel antrenmanlar,
• Duygusal ve psikolojik destek,
• Oyuncuların bireysel sosyal gelişimi (medya eğitimi vb.),
• Aidiyet ve sosyal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi…

4. FİZİKSEL ÖZEN

• Tıbbi özen,
• Sahaya dönüş çalışmalarının kalitesi,
• Rehabilitasyon bakımı,
• Beslenme…

5. YETENEK SEÇİMİ

• Planlama,
• Yetenek havuzlarının uygunluğu,
• Oyuncu izleme yazılımı kullanımı,
• Oyuncu izleme ofisinin iyileştirilmesi,
• İlişkilerin ve bağlantıların güçlendirilmesi,
• Futbol okullarının kalitesinin arttırılması…

6. STRATEJİK ÖNEM

• Kulüp yapısı içerisinde Akademi’nin önemi,
• Akademi direktörünün kulüp içerisindeki rolünün belirlenmesi (Kulübün futbol stratejisi içerisinde etkin bir rolü mü olacak, yoksa sadece uygulayıcı mı olacak!),
• Akademinin finansal sorumluluğunun belirlenmesi…

7. ÜRETKENLİK

• Akademinin ürettiği profesyonel oyuncu sayısı,
• Liglere göre oyuncuların dağılımı (uluslararası ve ulusal ligler),
• Oyuncuların ortalama kulüpte kalma süreleri,
• Maçların %50’sinden fazlasında oynama şansı bulan oyuncuların yüzdesi,
• Akademiden profesyonel takıma geçişler;
➢ A takım ve Akademi arası geçişlerinde kullanılan yöntemin belirlenmesi,
➢ Partner kulüpler, piramit yapısı…,
➢ B takımı…

➢ A takım ve Akademi arası geçişlerinde kullanılan yöntemin belirlenmesi,
➢ Partner kulüpler, piramit yapısı…,
➢ B takımı…

8. MÜSABAKALAR

• Ülkedeki yerel rakiplerin kalitesi,
• Ulusal ve uluslararası turnuvalara katılabilmek…

9. İNSAN KAYNAKLARI

• Antrenör kalitesi,
• Eğitici kalitesi,
• Oyuncu başına düşen antrenör oranı,
• İdari kadronun kalitesi,
• İzleyici antrenörlerin kalitesi,
• Antrenörlere ve tüm çalışanlara hizmet içi eğitim verilmesi…

10. AKADEMİ’NİN İLETİŞİM BECERİLERİ

• Tüm çalışanların birbirleriyle olan iletişim ve ilişkilerinin güçlendirilmesi,
• Tüm çalışanların aidiyet ve sosyal sorumluluk bilincinin arttırılması,
• Akademi çalışanlarının amatör dünyadaki etkinliği…

11. PROFESYONEL İLİŞKİLER

• Akademinin ulusal ve uluslararası arenada bulunması ve doğru temsil edilmesi,
• Akademi’de bilimsel üretkenlik,
• Diğer kulüp ve yapılarla ilişki geliştirmek,
• Akademi çalışanlarının konferans ve eğitimlere katılımı,
• Bilgi paylaşımı için farklı kulüplerin ziyaret edilmesi,
• Futbol Federasyonu ile güçlü iş birliği…

12. GELECEK YATIRIMI

• A takımı, Akademi takımları gibi oynuyor mu?
• Akademi tarihi ve oyuncuların gelişimi takip edilip, saklanıyor mu?
• Kulüp yönetimi Akademi ile ilgili vaatlerini yerine getiriyor mu?

Ama ne liste! Siz okurken yoruldunuz, biz yazarken…

Uzatmayayım, söylemek istediğim; Akademi organizasyonu her biri ayrı ayrı uzmanlık gerektiren birçok bileşenden oluşuyor. Az önce okuduğunuz o uzun listede yer alan başlık ve maddelerin birçoğu ülkenin futbol kültürüne, federasyon ve kulüplerin bakış açısına göre şekilleniyor. Türkiye’deki genç oyuncu gelişimini eleştirirken, bir de bu perspektiften bakarsak, “altyapı önemli” klişesine belki biraz derinlik kazandırabiliriz. Emrah Bayraktar - 25 Kas 2017-NTVSpor




spor yazıları, spor yazarları, spor köşe yazarları, köşe yazıları, altyapı nedir, altyapı kursları, takımların altyapıları, galatasaray altyapı takımı, fenerbahçe altyapı, beşiktaş altyapı 

Gerçekten süper yıldıza ihtiyaç var mı?

GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Bahar Ekinci Akçaoğlu
Baharakcaoglu@gmail.com-Hürriyet

Bu sezonun Fenerbahce Doguş'unu sene boyunca acımasızca eleştirenler, Udoh ve Bogdanovic'in hayali ile hala rüya görenler umarım son 6 günde 4 inanılmaz maç oynayan bu takımı, dün akşam izleme şansını yakalamışlardır.
Kupayı kaldırdığımız 16-17 sezounu, bu takımın birlikte geçirdiği 3 koca yılın sonunda gelmişti. 2015 Final Four'unda, Madrid'de, ilk maçta elenirken Bjelica'nın sahadan silindiği, Bogdanovic'in ne yapacağını bilemediği günleri çabuk unutmuş, Udoh'un ilk geldiği yılı ve takıma alışamamasını nedense hatırlamamış, 2018 model Fenerbahçe'ye sezon boyunca bir "Süper yıldız" çıkaramaması ile ilgili çok çabuk eleştirmiştik. Asıl sorulması gereken soru şuydu aslında; gerçekten bir "Süpe yıldız"a ihtiyaç var mıydı? Bu takım birden fazla kahramanı ile makine gibi işlerken bir yıldıza neden ihtiyacı olacaktı ki?

Dün akşam, Fenerbahçe Doğuş, ligin en rahatsız edici deplasmanlarından Belgrad'da, asla pes etmeyen, oyunu bırakmayan, genç Kızılyıldız karşısında parkeden 80-63 galip ayrıldı.
Ve üstüne üstlük, galibiyetten daha da değerlisi, Sarı Lacivertliler, uzun Euroleague maratonunun en önemli kısmına, playoff'lara, moralli, sağlıklı ve "takım" olarak girmeye sadece 2 maç uzaklıkta!

Unuttuğumuz ve sabırsız olduğumuz başka bir konu daha vardı; Bir takımda roller ne kadar oturursa stres ve endişe seviyesi o kadar azalır. Oynadığı son 4 maçta, kritik playoff'lar öncesi, birbirine daha güvenli, rollerin olgunlaştığı harika bir Fenerbahçe vardı sahada. Maç tıkanınca yaratıcı olabilen, oyun sıkıştığında açabilen, top paylaşımını mükemmel yapan ve sahaya olması gerektiği gibi yerleşen. Kalinic ile artan savunma direncinin yanında, pas istasyonlarındaki çeşitlilik hücuma tempo katmaya başlamıştı. Bir elin parmakları nasıl birlikte uyum ile hareket ediyorsa, Fenerbahçe Doğuş aynen o ahenkte hareket etmişti.

EN BÜYÜK KANITI

Dün akşam parkede, basketbol adına olması gereken tüm doğrular mevcuttu. Guduric'in set temposunu yönettiği, Dixon'ın eski günlerine döndüğü ilk çeyrekte, minimum 4 veya 5 pas ile kolay basketler izlemiştik. Bazı pozisyonlarda adam eksiltmeyi o kadar doğru yapmıştı ki Obradovic'in öğrencileri, zaman zaman neden bu kadar boş kaldıklarını anlayamamışlardı. Kısacası herkes rahat rahat atmıştı. İlk yarıda oyuna giren 11 oyuncunun 9'u, 12 asist ile oynamıştı. İşte bu rollerin oturduğunun ve bir "Süper yıldız"a ihtiyaç duyulmadığının en büyük kanıtıydı..
3.çeyrekte, Guduric yaratmaya, Dixon atmaya devam etmişti. Üst üste bulunan 3 sayılık atışlar ile Kızılyıldız'ın konsantrasyonunu bozmuş, potasında sadece 10 sayıya izin vermişti Sarı Lacivertliler.

NEDEN BAŞARILI

Kızılyıldız, son periyota hızlı başlamıştı. Arka arkaya buldukları sayılar ve yapılan bloktan sonra Obradovic molayı hiç düşünmeden almıştı. Bu hamlesini, deplasmanda 19 sayı öndeyken yapmıştı. "Bir koçtan daha fazlası" belgeselinde bahsedildiği gibi, Obradovic'in varlığının amacı; Disiplin. Her hücum, her savunma, yanlış verilen her karar o anda düzeltilmeli. Bu parola ile aldığı mola ile neden başarılı olduğunu hepimize bir kez daha göstermişti.
Takım aynı Maccabi ile oynanan maçın son çeyreğindeki gibi farkın rehavetine kapılsa da en iyi iki stratejiden vazgeçmemişti. Ya topu Ahmet'e indirmiş, defansın onun çevresinde toplanmasını sağlamış ya da her hücumda içeri girip, forvetlere en kolay pozisyonu ayarlamışlardı. Bu iki strateji her zaman 1 veya 2 yıldızın kendi kendine yaratmaya çalışmasından iyiydi.

Fenerbahçe bu galibiyet ile muhtemelen normal sezonu 2. bitirecek ve ev sahibi avantajı ile, Belgrad'a dün akşam kazandığı noktaya, kupayı kaldırmaya geri dönecek.





spor yazıları, köşe yazıları, günün spor yazısı, hürriyet spor, fenerbahçe doğuş, fenerbahçe basketbol takımı, bahar ekinci akçaoğlu spor yazarı, bogdanoviç, dixon, udoh  

GÜNÜN KÖŞE YAZISI

günün spor yazısı, spor yazıları, a milli futbol takımı, a milli takım, köşe yazıları, spor yazarları, mert aydın spor yazıları

CenGiZLi golcü!

2002 Dünya Kupası'ndan sonraki dönemde sadece santrfordan gol beklememek gerektiğini öğrendik.
2008'deki Avrupa üçüncülüğüne giden yolda Nihat Kahveci ve Tuncay Şanlı, milli formayla toplam 41 gol ürettiler. Nihat da Tuncay da yardımcı forvetti.
Onlardan sonra bu konuda istikrar sağlayamadık. Zaman zaman Arda bunu yaptı. Hakan Çalhanoğlu bir umutlandırdı. O kadar.
Şimdi elimizde gerçek bir cevher var. Cengiz Ünder... Roma formasıyla Serie A'da yaptığını milli formayla da yapmaya başladı.
Dün gece Hasan Ali'nin klas ortasında savunma Cenk'e odaklanırken, gitti golünü attı. Bunları yaptığı sürece santrforlarımız da rahatlayacak.
Şunu unutmayalım; alt yapılardan doğru oyuncuları çıkarmak önemli.
Ama eldekileri birlikte en doğru kombinasyonlarla oynatabilmek de önemli.

Yeni takımın asları

Cengiz olsun, Okay olsun, Çağlar olsun, Yusuf olsun belli ki yeni milli takımın asları olacak. Umarız yanılmayız.
Dün gece 2-0'dan sonra orta sahada sıkıntı yaşadık. Baskıyı kıramadık.
Rakibin gelmesini önleyecek kontraları uzun süre bulamadık.
Böyle olunca da golü yedik. Mircea Lucescu için üzerinde durması gereken bir nokta daha.
Hakan Çalhanoğlu'nun duran top yeteneklerine şapka çıkar. Dün de Okay'ın golünde klas bir orta yaptı. Ondan tek beklentimiz duran top yetenekleriyle sınırlı bırakmasın milli takım performansını.
Hazırlık maçlarında skora değil oyuna bakılır denir. Doğrudur ama yeni bir maceraya yelken açılmışken art arda iki hazırlık karşılaşması kazanmak özgüven açısından yararlı olacaktı. Karadağ belki Avrupa'nın üst düzey takımlarından birisi değil. Ancak bilinmeli ki en altlarda da yer almıyor. Elimizdeki iki farklı galibiyeti bu şekilde kaçırmak kötü oldu.

Mert Aydın-28.03.2018-Fotomaç

.



günün spor yazısı, spor yazıları, a milli futbol takımı, a milli takım, köşe yazıları, spor yazarları, mert aydın spor yazıları

SPOR YAZILARI-6

spor yazıları, spor yazarları, spor sağlık ilişkisi, bahara hazır mıyız, baharda nasıl beslenmeli, bahar için öneriler, bahar yorgunluğu nedir, bahar yorgunluğu için ne yapılmalı

Bahar aylarına hazır mısınız?


Kış aylarında karanlık ve kasvetli havaların etkisiyle sağlıklı beslenmeye ara vermiş olabilirsiniz. Bahar sizin için de yenilenmenin tam zamanı. İşte bahar beslenmesi için öneriler...
Sabah biraz yulaf, yoğurt ve bir avuç renkli meyveler içeren zengin bir kahvaltı yapın.

Öğlen ve akşam renkli ve çeşitli salata ve sebzelerden oluşan fitokimyasallarca zengin yiyecekler tüketin.

Yeşil çay, naneli veya fesleğenli ayran gibi içecekler için.

Şekere, tatlıya ve çikolataya mola verin.

Bu öneriler baharda hafiflemenize, yazı formda karşılamanıza yardımcı olabilir. Ayrıca uzun ve karanlık kış gecelerinde bol bol salgılanan melatonin, aydınlanan bahar günleriyle beraber azalabilir ve bahar yorgunluğu oluşabilir. Besin değeri yüksek ve hafif yiyeceklerden oluşan beslenme planı kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlar.

Bahar yorgunluğunu bu önerilerle atlatın

Bol su içerek toksinlerinizi atabilir, metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz. Bol su içmek, bahar yorgunluğundan kurtulmanız için en basit yöntemlerinden biri.

Antioksidan ve C vitamini temini için bahar ayına özel taze sebze ve meyvelerden faydalanın. Sinir sistemi ve dolaşım sistemine yararlı bakliyat, fındık, fıstık, tohumlar ve doğal tahılları yiyerek B1 vitamini alın.

Yeteri kadar oksijen almak için günde 3 kez açık havada 5-10 derin nefes alın.

15 dakikalık güneş banyosu sonucunda cildinizde oluşacak hafif kızarıklık, kış aylarında boşalan D vitamini depolarını doldurmaya yetecek ve kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.

Baharı aktif karşılayın. Günde 20-30 dakika dışarıda yapacağınız yürüyüş veya koşu kendinizi çok daha enerjik hissettirir.

Egzersize başlamak için pratik öneriler

Belki de en zor kısmı başlangıç kısmı. Egzersizi günlük programınızın bir parçası haline getirmek, hayatınızda bir öncelik haline getirmek başarılı olma şansınızı artırır. Tabii daha önce hiç egzersiz yapmadıysanız ya da uzun süre egzersiz yapmaya ara verdiyseniz, başlamak için ilk önce bir doktordan onay alın. Daha sonra her gün 10-15 dakika kardiyovasküler egzersiz yapın. Yani egzersiz yaparken nefes nefese kalmayarak rahat konuşabileceğiniz bir şiddette egzersizle başlayın.

Programınıza her hafta 5 dakika ekleyin ve haftada en az 5 gün 30 dakika süreyle başladığınız yoğunlukla egzersiz yapmaya devam edin. Böylece dünya sağlık uzmanlarınca önerilen haftada minimum 150 dakika egzersize ulaşmış olursunuz. Düzenli bir hale getirdiğiniz egzersizlere, zaman içerisinde güç artırıcı antrenmanları da ekleyebilirsiniz. Haftada 2 kez, 8-12 tekrarlı 5-10 adet güç artırıcı egzersiz başlangıç için yeterli olacaktır. Güç artırıcı egzersizler için dambıllardan, direnç bantlarından veya kendi vücut ağırlığınızdan faydalanabilirsiniz. Bu egzersizler kas ve kemik yapınızı da güçlendiren egzersizlerdir.

Bol sporlu sağlıklı günler dilerim.

Emine Sporel Özakat-20.03.2018-Fanatik





spor yazıları, spor yazarları, spor sağlık ilişkisi, bahara hazır mıyız, baharda nasıl beslenmeli, bahar için öneriler, bahar yorgunluğu nedir, bahar yorgunluğu için ne yapılmalı

SPOR YAZILARI-5


Kilo almanıza yol açan en önemli 5 neden


Kilo almamızın tek nedeni yediklerimiz olmayabilir. Bazen stres, bozuk hormonlar, sağlıksız bir bağırsak florası da şişmanlamamızdan sorumlu olabilir.

1) Yüksek stres seviyesi

Endişe duyabileceğimiz o kadar çok şey var ki; iş hayatı, ilişkiler, çocukların okulu, bir yerlere yetişme telaşı. Endişe haliniz sürekli olduğunda bel çevrenizin kalınlaşması neredeyse kaçınılmaz. Endişenin yarattığı kronik stres, sürekli kortizol salgılanmasına yol açar. Kortizol vücuda "Eyvah bir şeyler yolunda gitmiyor" sinyalleri vererek enerji depolanması için zemin hazırlar. Böylece vücudumuz yağ depolamayı tercih eden bir moda girer.

2) Dengede olmayan hormonlar

Kilo almamıza zemin hazırlayan kortizolden başka hormonlar da var. En önemlilerinden biri yağ hücreleri tarafından salgılanan ‘leptin’ hormonu. Salgılandığında vücudumuza "Sen artık doydun" sinyali verir. Kiloluysanız daha fazla leptin salgılarsınız fakat tıpkı insülin direncinde olduğu gibi leptine direnç gelişir. Bu da metabolizmanın yavaşlamasına ve daha fazla yağ depolanmasına yol açar.

3) İşlenmiş, paketlenmiş gıdalar

İçinde şeker, tatlandırıcı, renklendirici, aroma ve raf ömrü uzatan kimyasallar bulunan tüm paketlenmiş ürünler vücudunuzda genel bir yangıya (enflamasyona) sebep olur. Mikropsuz iltihap olarak da bilinen enflamasyon bağışıklık sistemimizin sürekli uyarılarak aşırı çalışmasıyla sonuçlanır. Vücudumuz bu durumu stres olarak algılar ve kilomuz artar.

4) Sağlıksız bağırsak florası

Son yıllarda önemi daha iyi kavranan bağırsaklarımızdaki 3 trilyon kadar bakteri kilomuz konusunda söz sahibi. Flora çok çeşitli bakterilerden oluşur. Ne kadar farklı bakteri olursa o kadar sağlıklı oluruz. Ancak tüm bakteriler faydalı değil, aralarında zararlılar da olabilir. Önemli olan faydalı bakterilerin zararlı bakterilere oranı. Sağlıksız seçimler yaparsak zararlı olanların oranı artar, bu da kilo kontrolünü imkansızlaştırır.

5) Toksik yükün fazla olması

Vücutta biriken toksinler metabolizmayı bozar, kilo almayı kolaylaştırıp vermeyi imkansızlaştırır. Toksik yükünü azaltmanın yolu bu konuda bir farkındalık yaratmaktan geçer. Sadece yiyip içtiklerinize değil kullandığınız kişisel bakım ürünlerine, deterjana, giysilerinize de dikkat edin. Her üründe doğallıktan yana olun.

Bahar Beslenmesi: Renkli ve Çeşitli

Artık her sebze ve meyve her mevsim bulunuyor. Ama siz siz olun sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin. Bugün bahar aylarına özel renkli ve çeşitli yiyecekler listesini paylaşmak istedim. Bu eşsiz gıdalara sofranızda mutlaka yer açın.

Arapsaçı, Bakla,  İç Bakla,
Taze barbunya, Brokoli, Deniz börülcesi,
Ebegümeci, Enginar, Fasulye,
Hardal otu, Hindibağ, Isırgan, Kişniş,
Kırmızı lahana, Radika, Semizotu, Taze sarımsak, Tere, Turp otu, Yabani ıspanak.


Emine Sporel Özakat-27.03.2018-Fanatik



spor yazarları, spor yazıları, kilo almamıza yol açan beş neden, niçin kilo alırız, kilo almamak için nasıl beslenmeli, kilo aldırmayan besinler, emine sporel özakat yazıları, fanatik spor yazıları



SPOR YAZILARI-4

totem nedir, totem, sporda totem, ünlü sporcuların totemleri, tiger woodsun totemi, amerika beyzbol liginde totem, türkiyede totem, blanc ın totemi, chris waddle ın totemi, taraftar totemleri, spor yazıları

SPORDA TOTEM

Totem kelimesinin kaynağı Fransızca olsa da, dünya sporunda bu tabir önemli bir yere sahip. Türk Dil Kurumu “İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan, ağaç, rüzgar vb. herhangi bir doğal nesne” olarak nitelendirilen totem, gerek sporcu gerekse taraftarların kullandığı, inandığı batıl bir inanç. Kimi futbolcu parmağındaki yüzüğü çıkarmak istemez, kimisi uğurlu çorap, forma gibi aksesuarlarının uğur getirdiğine inanır ve her müsabakada bunları giymek ister. Tabii totem için yapılan hareketler de vardır. Mesela sahaya sol ayağı ile adım atmak, ya da adım atar atmaz sağ ayağı üzerinde üç kez sekerek müsabaka alanına girmek gibi. 

TİGER WOODS’UN KIRMIZI TİŞÖRTÜ

Bazı spor dallarından örnek verecek olursak, dünya çapında üne sahip golfçü Tiger Woods, katıldığı turnuvaların yıllar boyunca kapanış gününün Pazar güne denk geldiği maçlarda kırmızı tişört giydi. Bunun sebebinin annesinin doğum yeri olan Tayland’da kırmızının uğur getirdiğine inandığı olarak belirtildi. Günün sonunda dünyanın bir numarası olduğunu ispatlamış bir oyuncu olan Woods, belli ki bu totemden fazlası ile faydalanmış.

SAHA ALTINA FORMA GÖMMEK

Totem’in Beyzbol’da da örnekleri var. ABD Beyzbol Ligi’nin iki ezeli rakibi Boston Red Sox ve New York Yankees arasında süren rekabet bu ülkede oldukça yaygın.Yankees takımı yeni stadını inşaa ederken, inşaat çalışmalarında yer alan iki Yankees taraftarı ilginç bir toteme başvurmuşlar. Deplasman takımının soyunma odası inşaası tamamlanırken, bu iki taraftar takımlarının formasını banyonun altına gömüyorlar. Daha sonra Yankees yönetimi, bunun bir anlamı olmadığı gerekçesi ile gerekli masrafı yaparak formayı olduğu yerden çıkarıyor ve formayı açık arttırmada satarak daha ilginç bir toteme imza attı.

AYNI RESTORANDA YEMEK YEMEK

Tenis dünyasında da buna benzer örnekler var. Mesela güzelliği ve tenisteki başarısı ile dikkat çeken isimlerden Ana İvanovic 2008 yılında Avrupa’nın önemli turnuvalarından Fransa Açık’ı kazandığında uğur getirdiğine inandığı birşeyi yaptı ve müsabakalardan önce aynı restorana giderek aynı yemeği yedi.

BLANC’IN BARTHEZ’İ ÖPMESİ VE GELEN İKİ KUPA

Totemin futbolda da önemli bir yeri var. Gerek futbolcu gerekse taraftarlar bu tarz totemlere inanıyor ve uyguluyorlar. Bazı futbolcu takımı sahaya çıkarken en arkada çıkmak ya da kaleci hangi sırada duruyorsa ondan sonra sahaya çıkmayı tercih ediyor. Geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde akıllara kazınan totemlerden bir tanesi, Fransa Milli Futbol takımında yaşandı. 1998  Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası’nı kazanan Fransa’da savunmada görev yapan Laurent Blanc, iki turnuvada da kaleyi koruyan arkadaşı Fabian Barthez’in kelini her maç öncesi istikrarlı bir şekilde öptü. Günün sonunda iki önemli kupayı müzelerine götürdüler.

AYNI İÇ ÇAMAŞIRINI GİYMEK, ÇORAPLARI KESMEK

Aynı iç çamaşırı giyen futbolcular da var. 1983’te Newcastle forması giyen Chris Waddle tüm sezon boyunca aynı iç çamaşırını giydi.  Futbola adeta körü körüne bağlı bir millet olan Brezilyalılar da toteme inananlardan. Rakip takımın stadına gizlice girip çim zeminlerin altına büyü yapılmış kurbağa gömmek bunun en uç örneği. Kendi evinde oynadığı her maça aynı yolu kullanarak giden takım otobüsü bu totemlerden bir tanesi. Dünyaca ünlü futbolculardan Roberto Carlos formasının altını keserek sahaya çıktığı söylentisi, her ne kadar bu futbolcunun Türkiye’de forma giydiği dönemde görülmemiş bir olay olsa da bilindik bir totem. Aynı şekilde Fenerbahçe ile bir süre önce yollarını ayırarak ülkesi Brezilya’da yeniden forma giymeye başlayan Alex de Souza, sahaya girerken sağ ayağı üzerinde üç kez sekerek sahaya girmenin uğuruna inanıyor. Futbolcunun sarı lacivertlilerde yaşadığı lig, kupa şampiyonlukları ve gol krallığı sanırım bu totemin tuttuğunu gösteriyor.

TARAFTAR TOTEMLERİ

Futbol dünyasındaki taraftar totemlerinin birçok ilginç versiyonu mevcut. İlk 45 dakikayı çorapları ters giyerek maçı izleyen ve toteme fazlası ile inanan taraftarlar var. Bunun yanında kendi takımı penaltı atarken penaltı atışına bakamayan taraftarlar, kazanılan bir maçın ardına aynı insanlarla maçı izlemenin uğur getirdiğine inanan taraftarlar veya uğurlu forma ile maçı izleyen totem sevdalıları mevcut. Gol olduğunda bir arkadaş kapıdan içeri girerse, “git bir daha gel” diyen, tabii kendi takımı kalesinde gol görürse kapıdan içeri giren kişiyi odaya bile almayan totem bağımlısı taraftarlar da var.

ÜLKEMİZDE TOTEM

Totemin ülkemizde de örnekleri var. Sahaya sağ ayak ile çıkan ya da maç öncesi dua eden futbolcular, maç öncesi toteme inananlardan. Küçük Kaymaklı’nın savunma oyuncusu Carlos Alberto maçtan önce ellerini iki tarafa açıp gökyüzüne bakarak içinden bir takım şeyler söylüyor. Daha önce Brezilya ve Türkiye’de oynayan futbolcu, toteme inanıyor belli ki. Kaymaklı’nın bu güne kadar henüz yenilgi yaşamaması, belli ki bu totemin tuttuğunu gösteriyor. Yine K.Kaymaklı savunmacıları Bilal Ceylan maçtan önce dua ederken, takım arkadaşı Mehmet Kaygısız ise ilk düdük çalana kadar gözlerini kapatıyor. Gençlik Gücü kalecisi Raif Pehlivan ise kale direkleri arasına girerek dua edenlerden. Bunlar da ülkemizde içinde bulunduğumuz sezon görülen totemler. Ne kadar faydalı olduğu tartışılır ama totemin spor dünyasında önemli bir yeri olduğu gerçek.

Kaynak: SPORDA TOTEM-Gürkan Burhan





totem nedir, totem, sporda totem, ünlü sporcuların totemleri, tiger woodsun totemi, amerika beyzbol liginde totem, türkiyede totem, blanc ın totemi, chris waddle ın totemi, taraftar totemleri, spor yazıları

SPOR YAZILARI-3

spor nedir, spor yazıları, spor hakkında yazılan makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor ekonomisi, türkiyede spor ekonomisi, rakamlarla süper lig, spor para ilişkisi

SPOR EKONOMİSİ

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de spor herkesin ilgi odağında. Futbolda topun peşinden kimlerin koşacağını, basketbolda kaçlık sayı alınacağını ya da golfte topların hangi deliği tutturacağını merak etmiyor muyuz? Farklı branşlarla birlikte düşündüğümüzde çok büyük bir endüstriden bahsediyoruz aslında. Türkiye’de bankacılık, inşaat, gıda, kişisel bakım gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren firmalar, bugün sağladıkları sponsorluk desteği ile takımlara maddi olarak büyük bir katkı sağlıyorlar. Futboldan basketbola, golften tenise kadar farklı takımlara sponsor olan markalara sorduk: Kurumunuzu spora yönelten itici güç neydi ve bugün sponsorluk anlaşmalarında hangi noktaya geldiniz? Soruların cevapları Platin’de…

Türkiye hiç şüphe yok ki sporu seven bir ülke. En çok takip edilen branşların başında da futbol geliyor. Hava şartları yağmurlu çamurlu olsa da desteklediğimiz takımı asla yalnız bırakmıyoruz ve statlarda yerimizi alıyoruz. Durum böyle olunca da futbol büyük bir ekonominin önemli bir kaynağı oluyor. Bugün Türkiye’nin ve dünyanın farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük markaları Süper Lig’de yer alan futbol takımlarına önemli oranda sponsorluk desteği veriyorlar. 2017-2018 sezonunda Süper Lig’de toplam 263 sponsorluk var. Sponsor olan farklı kurum sayısı ise 188. İsim sponsoru olan kulüpler arasında Opet Antalyaspor, Atiker Konyaspor, Evkur Yeni Malatyaspor, Kardemir Karabükspor, Medipol Başakşehir ve Demir Grup Sivasspor var. Stadyumlarına sponsor olan kulüplerin anlaşmaları da şu şekilde; Alanyaspor-Bahçeşehir Okulları, Beşiktaş-Vodafone, Fenerbahçe-Ülker, Galatasaray-Türk Telekom, İstanbul Başakşehir-3. İstanbul Başakşehir, Trabzonspor-Medical Park…

RAKAMLARLA SÜPER LİG…

Aktif Bank, Türk futbolunun gelirlerini ve ekonomik görünümünü mercek altına aldığı Futbol Ekonomisi Raporu EkoLig’in ikinci sayısını yayınladı. Türk futbolunun finansal verilerini Avrupa’nın önde gelen ligleri ile karşılaştırmalı olarak sunan rapora göre Süper Lig, maç günü gelirleri, naklen yayın gelirleri ve ticari gelirler açısından son iki sezonda yüzde 15 büyüdü…

• Son iki sezonda toplam 5.2 milyon kişi Süper Lig maçlarını stadyumlarda seyretti.

• Süper Lig’in 2015-2016 futbol sezonunda 8 bin 395 olan seyirci ortalaması, 2016-2017 futbol sezonunda yüzde 6 oranında artarak 8 bin 940 oldu.

• 2015-2016 futbol sezonu sonunda 2 milyon olan Passolig Kart adedi, 2016-2017 futbol sezonu sonunda 2.8 milyona ulaştı.

• 2016-2017 futbol sezonunda Süper Lig pastasının büyüklüğü 2.3 milyar TL’ye ulaştı.

• Dört büyükler 2016-2017 futbol sezonunda 1.4 milyar TL gelir elde ettiler.

• Beşiktaş 30 bin 446 seyirci ortalaması ile ligin en fazla seyirci ortalamasına sahip takımı oldu.

• Süper Lig’in en fazla gelir elde eden takımı olan Beşiktaş’ın toplam geliri: 521 milyon 158 bin TL

• Süper Lig’in maç günü gelirleri en fazla olan takımı Beşiktaş oldu (69.9 milyon TL).

• Süper Lig’in ticari gelirleri en fazla olan takımı Fenerbahçe oldu (208 milyon TL).

• 2015-2016 sezonunda olduğu gibi, 2016-2017 futbol sezonunda da ligin en fazla naklen yayın gelirleri elde eden takımı (Ziraat Türkiye Kupası dahil) Fenerbahçe oldu (114.3 milyon TL).

• 2015-2016 futbol sezonuna göre naklen yayın gelirlerini yüzde 42 oranında artıran Medipol Başakşehir FK, Süper Lig’in yayın gelirlerini en fazla artıran takımı oldu.

• Süper Lig’in en fazla seyirciye ev sahipliği yapan stadyumu 825 bin 968 kişi ile Vodafone Park.

• 4 büyüklerin bilet başına elde ettiği ortalama gelir: 99.5 TL.

• 4 büyükler dışındaki takımların bilet başına elde ettiği ortalama gelir: 35.2 TL.

• Son 3 futbol sezonunda 4 büyük takım 3.8 milyar TL gelir elde etti.

Duygu Sayıner/ duygu.sayiner@platinonline.com




spor nedir, spor yazıları, spor hakkında yazılan makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor ekonomisi, türkiyede spor ekonomisi, rakamlarla süper lig, spor para ilişkisi

SPOR YAZILARI-2

 spor yazıları, spor üzerine makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor din ilişkisi yüksek lisans çalışması, din spora nasıl bakar, dinde spor, spor din ilişkisi tarihi, din spora ne der, spor hakkında hadisler ayetler,

DİN SPOR İLİŞKİSİ (Yüksek Lisans Seminer Çalışması)

             Spor ve din arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Spor, insanoğlunun davranış ve kendini ifade etme biçimlerinden birisi olarak dinle doğrudan bağlantı halindedir. Din ise sporun geniş kitleleri etkileme ve hitap etme gücünü özellikle sanayi devrimi sonrasında çeşitli kulüplerin kurulmasına öncülük ederek kullanmıştır. Aslında her iki kurum da insanların kendilerini huzurda hissetme, mutlu olma ve çevresindeki insanlar ile ortak bir payda altında bulunma duygusunu güçlendirmektedir. Günümüzde spor özellikle de futbolun bir din haline geldiği iddia edilmektedir. Müsabakaların oynandığı stadyumlar modern tapınaklar ve oynanan müsabakalar da bu dinsel ritüelin parçaları haline dönüşmüştür. Taraftarlar için takımlarının renklerini taşıyan bayraklar, geçmişten gelen semboller gibi değerlendirilmekte ve onların renkleri, bayrakları kutsal birer ikon haline gelmektedir. Arjantin’de ünlü futbolcu Maradona’yı kutsal bir figür olarak görenler bir cemaat oluşturmuştur. Arjantin ve Brezilya’da futbol tutkusu taraftar mezarlıklarının kurulmasına kadar varmıştır. İngiltere’de Aston Villa kulübü yalnızca erkeklerin katıldığı bir İncil sınıfının katılımcıları arasından, Birmingham City kulübü kutsal Trinity kilisesince, Bolton kulübü İsa kilisesine mensup olanlarca, Everton kulübü ise St. Domingos Congregational kilisesinin Pazar okullarına gidenler tarafından kurulmuştur. Sporcular/futbolcular kendi dinsel inanışları doğrultusunda birtakım sembolleri mücadele ettikleri spor dalı içerisinde sık sık hayata geçirmektedirler. Futbolun ülkenin en önemli aktivitesi olarak görüldüğü Brezilya’da, stadyumların içinde insanların dinsel inançlarını da yerine getirebildikleri küçük şapeller yer almaktadır.
            İnsanlık için önemli olan bu iki eski kavramın nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu, dinin spordan mı; yoksa sporun dinden mi etkilendiğini araştırdık. İslamiyet dışında diğer dinlerle ilgili olarak Türkçe yazılmış çok fazla bilgi bulamadık. Çünkü maalesef ülkemizde din ve spor ilişkisini dinler tarihi disiplini içerisinde geniş anlamda ele alan bir çalışmaya rastlamadık. Bu yönü bu mütevazı seminer çalışmamızın, daha çaplı akademik çalışmalar için atılmış küçük bir adım olacağını umut ediyoruz.

            Din spor ilişkisini dört din örneğinden yola çıkarak ele alacağız. Ancak çalışmamızda din ve spor kavramlarının ne anlama geldiğini burada vererek işe başlamak istiyoruz.
            Dinin birçok tanımlaması yapılsa da, inanç sisteminde kutsala, metafizik değerlere veya tanrı fikrine yer veren ve inananlarına bir yaşam biçimi öngören sistem olarak tanımlanabilir. Dinler tanrı düşüncelerine, yapılarına, yayıldıkları alanlara, kurucularına ve diğer çeşitli özelliklerine göre tasnif edilmektedirler. Çalışmamızda bu tasnif metodlarından birini tercih ettik. Buna göre Hinduizm ve Taoizm dinlerini Uzak Doğu Dinleri olarak; Hıristiyanlık ve İslamiyet’i ise İlahi Dinler olarak tasnif ettik.
            Spor sözcüğü ise İngilizce'nin yardımıyla dünyaya yayılmış olsa da, köken olarak İngilizce bir kelime değildir. Latince dağıtmak, birbirinden ayırmak anlamına gelen “disportere” veya “deportere” kelimesinden doğmuştur. Bu şekilde kullanılan sözcük zamanla anlam kaybına ve değişikliğe uğrayıp “Disport” şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. 17. yy’dan itibaren de “sport” şeklini almıştır. Türkçemizde uluslararası dil etkileşiminden etkilenerek “sport” kelimesini de zenginliğine katmış, okunuşu gibi “spor” olarak kullanılmaya başlamıştır. Spor bugüne kadar da sporla uzaktan veya yakından ilgilenen birçok insan tarafından çeşitli anlamlarda kullanılmış ve din gibi sporun da değişik tanımlamaları yapılmıştır. Bunlardan birinde spor şöyle tanımlanmıştır:“ferdi ya da kolektif oyunlar şeklinde gerçekleştirilen ve genellikle bir yarışmaya yol açan, kesin kurallara göre uygulanan ve ani bir yararı beklenmeden yapılan beden hareketlerinin bütünüdür”. Sporun tarihi, insanın doğa koşullarına uyarak, ona egemen olmaya başlaması ve kendisini korumak için tek araç olan vücudunu ve adalelerini geliştirmesiyle başlar. Öncelikle şunu ifade edelim ki sporun insanların fazla enerjilerini boşaltmak, diğer insanları geçebilmek, sağlıklı olmak ve ticari yararlar sağlamak amacı ile yapılmış olmadığı kesindir. Çünkü spor tarihi, insanlık tarihi ile insanın korunma ve güvenliğini sağlama mücadelesi ile birlikte başlamıştır. İlk çağlardan kalma bazı resimler, spor dallarının da o çağlarda belirmeye başladığını göstermektedir. Çalışmamız da tek tek tüm spor branşlarını dinlerle irtibatlandırmak yerine ele aldığımız din ya da o dinin mensuplarınca öne çıkartılan spor dallarını ele aldık. Bu açıdan bazı dinlerde tek spor branşı incelenirken, bazı dinler de ise birden çok spor dalını ele aldık. Bu bağlamda yoga, tai chi chuan, futbol, güreş, yüzme, atıcılık dinle ilişkilerini irdelediğimiz spor branşları oldu.
            Dinleri incelerken de genel bilgiler vermekle yetindik. Bahsi geçen dinlerle ilgili temel bilgilere sahip kişilere hitap ettiğimizi varsayarak dinlerle ilgili detaylı bilgilere girmedik.

Kaynak: 26th November 2014, shaolintr




spor yazıları, spor üzerine makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor din ilişkisi yüksek lisans çalışması, din spora nasıl bakar, dinde spor, spor din ilişkisi tarihi, din spora ne der, spor hakkında hadisler ayetler, 

SPOR YAZILARI-1

spor nedir, spor yazıları, spor üzerine makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor din ilişkisi, islam dini spora nasıl bakar, dinde spor, helal spor olur mu, din spora ne der, spor hakkında hadisler ayetler

Helal spor, ya da din spora ne der?

Yıllar önce yazdığım bir yazıyı güncellemek istiyorum.

Beden ve ruh sağlığı açısından spor yapmaya dinimiz nasıl bakar?

Şuradan başlayalım: Bazı konjonktürel değerler vardır ki, biz bulunduğumuz noktadan bakıp onların hiç eleştirilemez olduklarını sanırız ve anlık baktığımız için olumsuz yönlerini göremeyiz. Spor bunlardan biri. Demokrasi, kültür, medeniyet, hatta kadın erkek eşitliği de öyle. Biz bulunduğumuz yerde zihnimize yüklenen (download edilen de diyebilirsiniz) kodlarla düşünür ve meseleyi zamandan, anlık menfaatlerden, ön yargılarımızdan uzak bir şekilde değerlendiremeyebiliriz.
Eşya ve fiiller ya bizatihi hedefler/amaç, ya da hedefe götüren vasıtalar/araçlardır. Araçlarda önemli olan amaçlara ulaştırmasıdır. Araç bir amaca ulaştırmıyorsa zaman ve değer israfı olur.
İmdi, dinimizin beden ve ruh sağlığına verdiği önem bellidir. Resulüllah'ın tedavi olmayı ve sağlıklı kalmayı adeta bir ibadet gibi emrettiğini biliyoruz. “Güçlü mümin Allah katında zayıf müminden hayırlıdır. Ama her birinde de farklı bir hayır vardır” buyurduğunu da biliyoruz. O halde amaç sağlıklı olmadır. Gerçi güçlü olma sadece bedenen güçlü olmayı anlatmaz. Aslında sağlıklı olma da kendi öncüllerine göre amaçtır ama daha sonraki bir amaç için o da araç olabilir. Bu sonraki amaç kulun, hem insanlara, hem de Allah'a karşı olan kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesidir.
İşte bugünün vazgeçilmezi olan spor yapma, amaç değil araç bir eylemdir. Araçlar da neye araç olduklarına göre hüküm alırlar. Aynı bir araç, iyi bir amaç için makbul, kötü bir amaç için menfur bir şey olabilir.

Spora gelelim: Spor yapma modern zamanların ürettiği bir ihtiyaçtır. Teknolojinin hayatımızdan çaldığı devinimin yerini doldurmak için yapılır.

Önceden insanlar buna ihtiyaç duymuyorlardı. Çünkü:

-Yeterince işleri vardı ve bu işleri yaparken zaten bedenleri için gerekli hareketi de yapmış oluyorlardı,
-Modern insan kadar çok ve çeşitli yemiyorlar, dolayısıyla bu kadar semirmiyorlardı.
-Yedikleri doğaldı, GDO besinler tüketmiyorlardı.
-Hayat tarzları zevk üzerine kurulu değildi.

Böyle olunca da spora ihtiyaç duymuyorlardı. Onlara, bir zamanlar gelecek, insanlar yediklerini eritebilmek için garip hareketler yapacaklar denseydi muhtemelen buna ya inanmazlardı ya da güler geçerlerdi. Aslında bugün de dünyanın sömürülen ülkelerinde böyle insanlar hala var. Afgan Rus savaşının şiddetli yıllarında orayı ziyaret eden Mısırlı yazar Zeynep Gazali'nin yazdıklarından okumuştum: Afganlı çocuk annesine diyordu ki, anneciğim biliyor musun, bazı yerlerde insanlar günde iki öğün yemek yiyecek kadar zenginlermiş. Şimdi o dağlarda cihat için koşuşturan bir Afganlı düşünün, bir deri bir kemik, ama son derecede sağlıklı.

Allah (cc) insanı 'Rabbine kavuşuncaya dek çalışıp didinmek üzere yarattığını' (İnşikâk 84/6), 'Ciğerini zorlayacak bir didinme içinde yaratıldığını' söyler (Beled 90/4). Demek ki insanın doğası, belli ölçüde çalışıp çabalayıp hareket etmeye göre ayarlanmıştır. Teknoloji insanın yapacağı işleri yapınca onun fıtri olarak yapması gereken hareketi azaldı ve uzmanlar her insanın günde şu kadar yürümesi ve hareket etmesi gerektiğini söylemek zorunda kaldılar. Bu eksersizler aslında onun yaradılışının gereği olan ve tabii olarak yapması gereken işlerdi. Gerçeğini bırakınca yapay olan devreye sokuldu.

Bunun bir anlamı da şudur: İnsanın öyle bir yeme ve çalışma tarzı olmalıdır ki, artık yapay hareketlere ihtiyacı kalmasın. Çünkü insan gereğinden fazla yerken ve uyurken madde ve zaman israfı yapmaktadır. Bu israf ayrıca bir de sporla üçüncü ve dördüncü israfa dönüşüyor. Çünkü insan bunlar için ayrı bir zaman ayırmakta ve maddi harcamalar yapmaktadır.

Ama her ne olursa olsun, bu hastalıklarla malul olan modern Müslüman spor yapmamalı mıdır? 

Elbette bunu söylemek doğru değildir. Ancak spora ihtiyaç duyurmayacak şekilde Müslümanca yaşaması daha güzel ve daha öncelikli olanıdır. Mesela Resulüllah'ın ifadeleriyle: “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmuş olamaz. Birkaç lokma onu ayakta tutmaya yeter. İlle de yiyecekse midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve kalan üçte birini de nefes alma ihtiyacına ayırsın”. İnsan midesiyle nefes almaz ama midesini dolduran birisi nefes almakta zorluk çeker. Bizim sağlık reçetemizin birinci maddesi budur.

İkinci olarak, günde beş vakit namazı camide kılan bir insan, tam da bu gün doktorların dediği kadar yol yürümüş olur. Hem de doğal olarak, abesle iştigal etmeden, her adımına sevap alarak.
Evlerine temizlikçi getirip onlara bir sürü para verdikten sonra spor salonlarına gidip form tutmaya çalışan kadınların ironik hallerini düşünelim. O işi kendileri yapmış olsalardı iki ayrı harcamaya gerek duymadan ve doğal olarak spor yapmış, sağlıklı kalmış olacaklardı.
29 Mayıs 2016-Faruk Beşer


spor nedir, spor yazıları, spor üzerine makaleler, spor hakkında yazılan yazılar, spor din ilişkisi, islam dini spora nasıl bakar, dinde spor, helal spor olur mu, din spora ne der, spor hakkında hadisler ayetler

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-