TEKVANDO TARİHÇESİ

Bu yazı, tekvando tarihçesi, tekvando teknikleri, tekvando sporu, tekvando, ile ilgilidir.

tekvando, tekvando sporu, tekvando tarihçesi, tekvando teknikleri, tekvando tarihi, dünya tekvando tarihi, türkiye tekvando tarihi, dünyanın ilk tekvandocusu, tekvando nedir, şampiyon tekvandocular, 
TARİHÇE

Taekwondo dünyada bilinen dövüş sanatlarının hemen hemen en eskisidir.Ve Kore kökenli silahsız dövüşkokuryu1.jpg (3218 bytes) ve savunma sanatı olarak bilinir.Ortaya çıkış tarihi i.ö 37 olarak kabul edilen taekwondo yine Kore kökenli bazı savunma sporlarının eski biçimlerine dayanır.Kore yarımadasını kuzey kısmında hükümran olmuş Kogureyo hanedanlığına kadar uzanan bir tarihçesi vardır.Yandaki resimden bu hanedanlık zamanından kalma bir dövüş sanatçısı figürünü görüyorsunuz.O zamanlar vahşi hayvanlara ve bölgelerindeki eşkıyalara karşı kendini savunmak amacıyla çıkarılmış bir savunma sanatı olup yumrukların yanı sıra yüksekten ve sıçrayarak atılan tekmelerden geniş biçimde yararlanılır.Genel de bu spor savunma ve ruhsal gelişim amaçlarına yöneliktir.Bu tekniklere   TAEGYON yani ayak sistemi denmiştir..Yine Kore'de yapılmakta olan KWONPOP yani yumruk metodu olarak isimlendirilen diğer bir sistemle birleştirilerek TAEK-KYON adı verilmiş bugünkü adını almıştır.Bu sanatta eğitim gören kişinin  beden ile zihnin tek bir birim gibi tepki göstererek değişen şartlara anında uyum sağlayacağı bir zihinsel ve ruhsal duruma ulaşması büyük önem taşır.Böyle bir duruma tam anlamıyla ulaşıldığında günlük yaşamdaki özne ve nesne ikiliği ortadan kalkar.Zihinsel ve bedensel uyum o zamanın dinleri taoculuk ve zen budacılık açısından bir amaç olduğundan ve bu amaca ancak çalışarak ve deneyimle ulaşılabileceğinden bu dinlere bağlı olanlar felsefi  kokuryu2.jpg (2463 bytes)ve manevi eğitimlerinin yanı sıra bu türlü dövüş sanatlarıyla da uğraşmışlardır.Dolayısıyla bu sporlarla uğraşan kimselerde genellikle bu tur bir yaşam sürerler veya ruh ve karakter yapıları buna çak müsait hale gelir.Uzakdoğu sporlarıyla uğraşan insanlarda dini verilerin kuvvetli olmasının sebeplerinin başında bu sporların beden yanında ruh gelişimine de katkıda bulunuyor olmasıdır.kokuryu3.jpg (2891 bytes)
Bir taekwondocunun hiç bir zaman zayıflara dokunmamasının ve alelade sokak kavgası yapmamasının temelinde yatan ana faktörlerde bunlardır.
Taekwondo sporu ancak 1943 yılında Kore'nin bağımsızlığa kavuşması ile resmi bir hüviyet kazanmış bu tarihten sonra dünyaya açılmıştır.16 Eylül 1961 yılında kurulan Kore taekwondo birliği bu sporun yasallaşmasını ve 25 Haziran 1962 de ulusal oyunlar kapsamına aldırarak yasallaşmasını sağlamıştır.30 kasım 1972 de dünya taekwondosunun merkezi kukkiwon açılmıştır ve Kore Taekwondo başkanlığına Kim-un -yong getirilmiştir.Aynı zamanda da Dünya Taekwondo federasyon başkanı oldu.25 Mayıs 1973 te 17 ülkenin katılımıyla ilk dünya şampiyonası yapıldı.Bu sporun Türkiye'de yaygınlaşması 1970 'de antrenör olarak getirilen Ço Sao- Se ile başladı.Bugün Taekwondo, olimpiyat oyunlarında olimpik spor olarak yer aldığından gelişime son derece elverişli bir spor dalıdır.

Taekwondonun yıllara göre gelişimi:

KASIM 30, 1972 -  Kukkiwon Dünya taekwondo merkezi binası tamamlandı ve açıldı.
MAYIS 25, 1973 - ilk dünya şampiyonası düzenlendi
MAYIS 28, 1973 - Dünya Taekwondo Federasyonu kuruldu
EKİM 18, 1974 -1.Dünya Asya oyunları düzenlendi
EKİM 5, 1975 - Dünya taekwondo Federasyonu Dünya spor federasyonları birliğinin aktif üyesi haline geldi
NİSAN 9, 1976 - CISM ,Taekwondoyu resmi spor olarak kabul etti
TEMMUZ 17, 1980 - Moskova'da yapılan olimpik komitenin 83. kongresinde Taekwondonun olimpik bir spor dalı olması onaylandı
TEMMUZ 24, 1981 - Taekwondo .dünya  oyunlarında gösteri sporu olarak yer aldı
TEMMUZ 5, 1982 - Taekwondonun 1988 Seul olimpiyat oyunlarında gösteri sporu olarak yapılmasına ve incelenmesine karar verildi
EYLÜL28, 1984 - Taekwondo nun 1988 Seul'de resmi gösteri sporu olması ve ilerde tam resmi spor dalı olarak yer alması kesinleşti
TEMMUZ 3, 1986 - Colorado'da ilk dünya Taekwondo kupası düzenlendi
EYLÜL 30, 1986 - Seul'de Asya oyunlarında resmi spor dalı olarak 17 ülkenin katılımıyla yapıldı
KASIM 29, 1986 - Birinci Dünya üniversiteler arası taekwondo şampiyonası düzenlendi
AĞUSTOS 9, 1987 - Taekwondo İndianada yapılan Pan-Amerikan oyunlarına resmi spor dalı olarak dahil edildi
EKİM 7, 1987 - İspanyanın Barselona şehrinde 1.Dünya Bayanlar Taekwondo Şampiyonası düzenlendi
EYLÜL 17-20, 1988 - 24.olimpiyatlarda 25 ülkeden 129 sporcu katılımıyla gösteri sporu olarak yapıldı.
AĞUSTOS 14-17, 1991 -  Cuba. da yapılan Pan amerikan oyunlarında yer aldı
AĞUSTOS 3-5, 1992 -Barselona olimpiyatlarında gösteri sporu olarak yapıldı.Ekrem Boyalı burada 2. olmuştur
TEMMUZ 26-Ağustos 9, 1999 - 13üncü Pan American oyunlarında Kanada'da yer aldı
EYLÜL27-30, 2000 -Sydney olimpiyatlarında taekwondo artık bir resmi spor dalı

Bu yazı, tekvando tarihçesi, tekvando teknikleri, tekvando sporu, tekvando, ile ilgilidir.

SÖRF SPORU NASIL YAPILIR? SÖRF SPORUNUN TARİHÇESİ

sörf, sörf sporunun tarihçesi, sörf nasıl yapılır, ilk sörfçüler, sörf tahtaları, sörf sporu sınıfları nelerdir

ilk sörfçüler, sörf, sörf nasıl yapılır, sörf sporu sınıfları nelerdir, sörf sporunun tarihçesi, sörf tahtaları, dünya sörf tarihi, türkiyede sörf sporu, amatör sporlar sörf
Sörf yapmak, dünyada geçmişten bugüne kadar uygulanan en eski sporlardan biri olarak bilinir. Sörf aynı zamanda dalgaları sürme sanatı, atletizim ile güzellikleri, doğanın gücünü anlamanın bir harmanı olarak ta adlandırılabilir.

İlk sörfçüler

İlk sörfçüler, kıyıya dönmek için dalgaları yakalayan balıkçılar olmuştur. Bu etkili yöntem gün geçtikçe her gün kullanılmaya ve bir eğlence şekline dönüşmeye başlamıştır. Bu büyük değişim ise sörfün evrimsel sürecini başlatmıştır.

Ayakta sörf yapmanın tam olarak nezaman başladığına dair herhangi bir kesin tarih olmamasına rağmen, 15. Yüzyılda eski Hawai’nin Sandwich adalarının kralları, kraliçeleri ve insanları, "he'enalu" veya dalga kaymak diye bilinen büyük bir spordan bahseder. "He'e" nın anlamı, katı bir formdan sıvı bir forma geçişi ifade ederken, "nalu" ise dalganın sörf yapmanızı sağlayan hareketini ifade eder.

Hawaii'de ki ilk Polenezyalı yerleşimciler en basit sörf yeteneğine oldukça haizdiler. Sörfçüler arasında ün yapmış Hawaii dalgalarını sürmek ise bir kaç yüzyıl sonra ortaya çıktı.

Temel Sörf tahtaları

Eski Hawaii de 4 farklı çeşit temel sörftahtası ortaya çıkmıştı;

· * Paipo veya Kioe adıyla anılan, günümüzde bodybord olarak bilinen, 2-4 feet uzunluğunda ve genelde çocukların kullandığı bir model.

· * Alaia veya Omo adıyla anılan, orta boy bordlar. 8 feet ve üzeri.


· * Kiko’o adıyla anılan, alaia dan daha büyük ve 12 – 18 feet arasında.Büyük dalgalar ve yüksek tecrübe gerektiren bordlardı.

· *Olo adıyla anılan, çok uzun tahtalar genelde 18 – 24 feet boyunda olan.

Duke Kahanamoku

19. Yüzyılın sonlarında sörfe olan ilgi azalmaya başlamış ve sadece bir avuç O’ ahu adalı yerli bu sporu icra ediyorlarmış. Bu dönemde Hawaii Kaptan Cook tarafından keşfedilmiş ve yabancılar adalara yerleşmeye başlamışlar.

İlginin azalma sebeplerinden biride, safkan yerli hawaiililerden önde gelenlerinin talihliz düşüşler yaşamasıydı. Böylece sörf eski başladığı noktaya, daha küçük tahtalarla, daha basit birşekilde ender uygulanır hale geldi.

Sörfe geri dönüş, sörfün babası olarak da bilinen olimpik yüzücü " Duke Kahanamoku”’ nun Wakiki sahilinde bir sörf kulubü açmasıyla başladı. Sonrasında artarak Amerika ve Avrupa'ya sıçradı.

Tom Blake

O dönemlerde bir efsaneye göre, üzerinde durulup sürülebilecek dalgalar sadece Hawaii'de vardı. Bu inanca rağmen bir dizi Honolulu’lu yerli ve beyaz sörfçü yeni dalgalar keşfetti.

1930'larda dalgaları basit şekilde sürmek sörfçüleri tatmin etmez olmuş ve bu tutku sörf tahtalarını sörfçülerin yetenekleri doğrultusunda geliştirmeye itmiştir.

Bu bağlamda Tom Blake yeni sörftahtalarının öncüsü olarak anılır. Geliştirdiği içi boşluklu sörf tahtaları geleneksel tahtalara göre yarı yarıya hafif ve suda büyük başarı sağlamıştır.

O dönemlerde sörftahtası için her boy ve malzeme tecrübe edilir hale gelmiş ve Blake bir başaka buluş ile tahtanın altına yüzgeç benzeri ufak salma koymuş, buda sörfçülere daha kolay dönüşler ve dalgada daha rahat tutunmalarına olanak sağlamıştır.

2. Dünya savaşı sırasında sanayi devrimleri bir çok kimyasal ve yeni teknoloji ürünün keşfine sebep olup, sörf tahtalarının ana malzemeleri olan cam lifleri, straforlar ve polyester reçineler bu dönemde bulunmuştu.

Sörfe ilginin hızla artması, hatta surf safari'nin bir ritüel olması, otomobilin hayata iyice girmesi ile hızlanmıştır. İnsanların Californiya sahillerinde daha iyi dalga için bir aşşa bir yükarı taşınması artık olağan karşılanan bir göç gibi görülmeye başlanmıştı.

Sörfün altın çağı

1950'ler sörfün altın çağı olmuş. Savaş bitmiş ve insanlar refah içinde kendilerini eğlenceye ve zevklerine vermişlerdir. Çekilen sörf filimleri, sörf modası ve televizyon programları sörfün reklamını fazlasıyla yapmaktaydı. Sörf, az sayıda insanın yaptığı bir ada aktivitesinden bir yaşam tarzına, milyon dolarlık bir sanayiye dönüşmeye başlamış ve günümüze kadar uzanmıştır.


Sörf her zaman, okyanusun gücünün yoğun bir şekilde hissedildiği ve bu tecrübelerin paylaşıldığı bir spor olarak varlığını sürdürecektir.

Teknolojinin hızla gelişmesi, sörf tahtalarının gelişmesini ve bu büyük tutkunun artmasına, dünyanın heryerinde ki dalgalara ulaşmamıza olanak sağlayacaktır.

Sörf ayrıca kendi hayat tarzını ve kültürünü oluşturmuş ender sporlardan da biridir.

Kökeni batı polonezya olduğu ve 3000 yılı aşkın süredir dalgaların tahta bordlar ile sürüldüğü tahmin edilmektedir.

sörf, sörf sporunun tarihçesi, sörf nasıl yapılır, ilk sörfçüler, sörf tahtaları, sörf sporu sınıfları nelerdir

POLO SPORUNUN TARİHÇESİ

Bu yazı, polo sporu, polo sporu nedir, polo sporu hakkında bilgi, polo sporunun tarihçesi, polo spor dalı nedir, polo spor dalı hakkında bilgi, polo sporu nedir ve tarihi, polo sporunda kullanılan sopa, polo sporunu anlat, polo sporunu yapan kişiler, ile ilgilidir.

Polo sporu at sporlarından biridir ve 4 kişilik oluşan iki takım oyuncularının ellerinde bulundurduğu yaklaşık 10 santim çapında ki bir topa vurmalarıyla oynanan bir oyundur. Amaç tabii ki rakip kaleye gol atmaktır ve açıklamamızdan da anlayacağınız gibi iki rakip takımın kaleleri vardır.

Polo sporunu Türkiye de çok fazla tanıyan yoktur ancak sosyete diye tabir edilen insanlardan çok azı bu sporu yapmaktadır. Bu sporu Türkiye yeni tanısa da özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde zengin insanların yaptığı ve sevdiği bir spordur.

Polo sporunun tarihi ve çıkış noktası ise bir hayli gariptir. Bir pers ülkesi olan İran da çıktığı tahmin edilen oyun milattan sonra 1. Yüz yılda oynandığı tahmin edilmektedir. Bu kadar geçmişi olan bir sporun ve orta asya yani kökenlerimizin iyi olduğu bir oyuna yabancı kalışımız da bir hayli düşündürücüdür. Öyle ki atalarımızda çok iyi birer binici olduklarını da göz önüne alsak düşündürücü durumumuz bir kat daha artar.

Polo sporunun tarihi gelişimine bakarsak pers ülkesi olan İran da atlı süvarilerin ve kralın atlı muhafızlarının atikliğini geliştirmek için kullanılan bir spordu. 100 kişilik gruplar halinde oynanıyordu o zamanlar. O tarihler de tüm asyaya bu oyun yayılmıştı ve Hindistan’ı sömüren İngiltere ile birlikte Avrupa tarafından oynanan oyun İngiliz soylularının ve lordlarının milli oyunları haline gelmiştir. Ayrıca bir dönem Çevgen olarak Türk toplumunda da bu spor çok yapılmıştır.

Polo sporunu biraz daha açık anlatmak gerekirse;

Atlarda ki biniciler atları hızla sürerek ellerinde ki sopa yardımıyla rakip takımın kalesinden içeri futbolda “gol” diye tabir edilen atışı yapmaya çalışmaktadırlar. Polo sporu 300 yar gibi geniş bir alanda çim saha üzerinde oynanır.

Polo sporu açık havada ve nadiren de kapalı saha da oynanır. Genel de 6 şar dakikalık 4 devreden oluşur. Polo sporuna en benzer spor ise buz polosudur ancak bu ülkemizde çok fazla oynanmaz.

Polo sporunun çıkışı çok eski tarihe dayanmasına rağmen çok oynanmamasının nedeni çok yüksek bütçe istemesidir.

Bu yazı, polo sporu, polo sporu nedir, polo sporu hakkında bilgi, polo sporunun tarihçesi, polo spor dalı nedir, polo spor dalı hakkında bilgi, polo sporu nedir ve tarihi, polo sporunda kullanılan sopa, polo sporunu anlat, polo sporunu yapan kişiler, ile ilgilidir.

MASA TENİSİNİN TARİHÇESİ

Bu yazı, dünyada masa tenisi, masa tenisi, masa tenisi tarihçesi, raket ile ilgilidir., türkiyede masa tenisi, masa tenisi nedir, masa tenisi ilk kez nerde oynandı, amatör sporlar
Bu yazı, dünyada masa tenisi, masa tenisi, masa tenisi tarihçesi, raket ile ilgilidir., türkiyede masa tenisi, masa tenisi nedir, masa tenisi ilk kez nerde oynandı, amatör sporlar

MASA TENİSİNİN TARİHÇESİ

Nispeten genç bir spor olmasına (tenisten daha yeni ve basketboldan biraz daha eski) rağmen, masa tenisinin kaynağı hiç bir zaman kesin olarak bilinmemektedir. .

Bu sporun salon tenisi adıyla bilinen en eski şekli 1880 li yıllarda Hindistan ve Güney Afrika'daki İngiliz ordu subayları tarafından oynanırdı. Puro kutularının kapaklarını raket, yuvarlatılmış şarap şişesi mantarlarını da top olarak kullanırlardı. File olarak da kitapları kullanıyorlardı.

1890 lı yıllarda İngiltere'de bu oyunun diğer versiyonları geliştirildi. Bunlar "whiff whaff" ve "gossima" gibi değişik isimlere sahiptiler ve Parker Brothers firması masaya kurulabilen portatif net, dışı file kaplı küçük bir top ve minyatür raketlerden oluşan salon tenisi kitleri satmaya başladı.

1900 yılında Amerika'yı zayaret eden İngiliz James Gibb, dönerken yanında bazı içi boş selüloid toplardan getirdi ve arkadaşlarıyla salon tenisini bu topları kullanarak oynamaya başladı. Gibb, topun rakete ve masaya çarptığı zaman çıkardığı sesi temsil eden "ping pong" ismini kulanmaya başladı.

Fakat 1901 yılında İngiliz spor ekipmanları üreticisi olan John Jacques "Ping Pong" ismini kendi adına tescil ettirdi ve bu ismin Amerika haklarını Parker Brothers firmasına sattı. Onlar da yeni kitlerini bu isimle çıkardılar.

Bir başka İngiliz, E. C. Goode, 1902 yılında tahta raketinin yüzeyini pürüzlü lastikle kaplayarak topa falso vermeyi başardı. Aynı yıl İngitere'de Ping Pong Federasyonu kuruldu fakat isim hakkının Parker Brothers firmasında olmasından ve dolayısıyla ekipmanların çok pahalıya çıkmasından dolayı 3 yıl sonra kapandı.

Buna rağmen diğer üreticilerin genel bir isim olan table tennis (masa tenisi) adı altında sattıkları ekipmanlarla bu spor İngiltere ve Avrupa'da sessizce yaygınlaştı. 1921 yılında İngiltere'de yeni bir masa tenisi federasyonu kuruldu. Peşinden de 1926 yılında İngiltere, İsveç, Macaristan, Hindistan, Danimarka, Almanya, Çekoslovakya, Avusturya ve Galler'in Berlin'de yaptıkları  toplantıda Fédération Internationale de Tennis de Table (International Table Tennis Federation - Uluslararası Masa Tenisi Federasyonu) kuruldu.

İlk dünya şampiyonası 1927 yılında Londra'da yapıldı. Bu yıldan 2. dünya savaşına kadar tüm şampiyonalar Macaristan'ın egemenliği altında geçti. Bu zamanların en iyi oyuncuları bayanlarda yedi dünya şampiyonası kazanan Macar Maria Mednyanszky ve beş defa dünya şampiyonu olan yine Macar Viktor Barna'ydı. Çekoslovakya ve Romanya'lı sporcular da bazı şampiyonaları kazandılar.

Amerika Ping Pong Federasyonu 1930 yılında kuruldu fakat sadece Parker Brothers firmasının ekipmanları kullanılabildiği için üye sayısı fazla olamadı. 1933 yılında iki rakip federasyon daha kuruldu. Bunlar U.S. Amatör Masa Tenisi Federasyonu ve Ulusal Masa Tenisi Federasyonuydu. Bu üç gurup 1935 yılında birleşerek U. S. Masa Tenisi Federayonu adını aldı. 1994 yılında da adını U.S.A. Table Tennis olarak değiştirdi.

İkinci dünya savaşından sonra bir süre daha orta Avrupalı oyuncuların egemenlikleri sürdü. 1953 yılından itibaren Asya'lı oyuncuların egemenliği başladı. Asya'lı yıldız oyuncuların aniden ortaya çıkmalarının bir sebebi Japon Horoi Satoh'ın 1952 yılında ilk defa kullandığı süngerli lastiklerin kullanılmaya başlamasıdır. Bu yeni malzeme oyunu hızlandırdı ve oyuncuların topa daha fazla falso vermelerine imkan sağladı.

Asya'lı oyuncular "Penholder tutuşu" adı verilen ve raket sapının başparmak ile işaret parmağı arasında tutulduğu bir tutuş şekli geliştirdiler.  Bu tutuş şeklinde her tür vuruş için raketin aynı yüzünü kullanıyordu (artık bu tutuş ile raketin her iki yüzünü de kullanan oyuncular vardır). Bu tutuş bugün bir çok üst seviye uluslararası oyuncu tarafından kullanılmaktadır.

1988 yılında masa tenisi erkek ve bayanlarda tekler ve çiftler müsabakalarını içeren olimpik bir spor haline geldi.

Bu yazı, dünyada masa tenisi, türkiyede masa tenisi, masa tenisi tarihçesi, masa tenisi, raket ile ilgilidir.

TÜRKİYE'DE VOLEYBOLUN TARİHÇESİ

ilk voleybol kulübü, türkiye voleybol tarihçesi, voleybol tarihi, tvf, türkiye voleybol federasyonu, türkiye voleybol ligi, filenin efeler, filenin perileri, türkiye voleybol ligi takımları, en fazla şampiyon olan voleybol takımı


Başlangıç Dönemi (1919-1951) Voleybol Türkiye'ye Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen Mütareke günlerinde geldi. 1919-1925 yılları arasında İstanbul'da YMCA'in müdürlüğünü yapan Dr. Deaver adlı Amerikalı, derneğin spor salonunda voleybol oynatmaya başlamış, kısa zamanda beden eğitimi öğretmenlerimizin ilgisini bu yeni spor oyununa çekmeyi başarmıştı.

1919'da voleybol daha Avrupa'ya yayılmış değildi. Bulunalı topu topu yirmi dört yıl olmuş, hele smaçla oynanmaya başlanışının üstünden daha ancak altı yıl geçmişti.

Calaloğlu'ndaki Erkek Muallim Mektebi'nin beden eğitimi öğretmeni olan ünlü spor adamı Selim Sırrı TARCAN, YMCA'de görüp oynadığı voleybolu, bedensel yetenekleri geliştiren, temiz bir spor oyunu olarak benimseyip öğrencilerine öğretmeye başladı. 1920-1924 yılları arasında Erkek Muallim Mektebi'nden çıkan beden eğitimi öğretmenleri de bu sporu kısa sürede okullarımız yaydılar. Kabataş, Vefa, Pertevniyal, Galatasaray, İstiklal, Haydarpaşa, İstanbul liselerinde yoğunlaşan çalışmalar, önce okullar arası turnuvalara yol açtı. Voleybol oynayan çocuklar okullardan mezun olmaya başlayınca da, çalışmalar üniversitelere, kulüplere doğru genişledi. Bu gün bir basketbol yuvası olarak bilinen İstanbul Teknik Üniversitesi, o zamanki adıyla Yüksek Mühendis Mektebi, 1924-1944 yılları arasında voleybolun beşiğiydi. Ankara'daki Siyasal Bilgiler Fakültesi, o zamanki adıyla Mülkiye Mektebi de, voleybola öncülük eden bir yüksek okuldu.

Kulüpler arası lig maçlarına geçildiğinde voleybolcu sayısı hayli yükselmişti. Çeşitli kentlerde yapılmaya başlanan şampiyonaları, 1949'da Türkiye Voleybol Şampiyonası izledi.

Gene de takım sayısı fazla değildi. Örnekse 1951 yılında İstanbul Voleybol Ligi şu yedi takım arasında oynanıyordu: Altınordu, Beyoğluspor, Galatasaray, Vefa Kadıköyspor, Kurtuluş, Moda. Bu takımlardan başa oynayanlar Vefa ile Kadıköyspor idi.

Otuz iki yıl süren bu başlangıç döneminde Türk voleybolu bütünüyle dışa kapalı kaldığından çok ilkel bir görünümdeydi. Spor Oyunları Federasyonu adı altında kurulmuş bir federasyon basketbol, eltopu, voleybolu birlikte yönetmeye çabalıyor, yeterince etkin olamıyordu.

Oysa sporcularımızda dışa açılma özlemi büyüktü. Öylesine ki, 1946 yılında ülkemize Yunanistan'dan gelen bir basketbol takımında voleybolcularında yer aldığı öğrenilince, durum hemen Spor Oyunları Ajanı Turgut ATAKOL'a iletilmiş, onun aracılığıyla Atina-İstanbul karmaları adıyla bir maç oynanması sağlanmıştı. Voleybolda ilk yabancı karşılaşmamız olarak anabileceğimiz bu maç, o zamanki kurallara göre üç set üzerinden oynanmış, 2-0 İstanbul Karması'nın üstünlüğüyle sona ermişti. Bu karmada yer alan o günün ünlü oyuncuları şunlardı: Güneri ARTUNKAL, Dinçer ASENA, Mehmet Jeba BERKÖK, Ayhan DEMİR, Payidar DOBRA, Gültekin GÜLER, Aleksandre HOLYAFKİM, Valentin HOLYAFKİM, Uğur KALAFATOĞLU, Erdoğan KUTKAN, Sacit SELDÜZ, Merih SEREZ.

Bu gerçi uluslararası bir karşılaşmaydı, ama bizim hakemlerimizle ( Yani bizde geçerli kurallarla) üstelik de öncelikle basketbolcü olan sporculara karşı oynanmış, tam anlamıyla bir "dostluk" maçıydı. 1952 yılında ise başka bir uluslararası karşılaşma Türk voleybolunun görünümünü bütünüyle değiştiriverdi.

1952'de Mısır'a giden üniversiteli basketbolcularımızla voleybolcularımız General Necip'le. Soldan sağa, Muammer (Basketbol, Aleksandre Holyafkim (Voleybol), Yiğit Ayaşlıoğlu (V), Selçuk Atamer (V), Erdoğan Partener (B), Vahit Çolakoğlu (Yönetici), Mısır Fahri Konsolosumuz Kemal Faruki, Yılmaz Gündüz (B), General Necip, Sacit Seldüz (B), Yalçın Okaya (B), Mısırlı bir subay, Sinan Erdem (V), Mısırlı Binbaşı Behiç, Cemil Sevin (B), Ayhan Demir (V). Öndekiler: Atilla Erten (B), Ziya Kayacan (V), Orhan Bilgin (V), Turhan Tezol (B), Nejat Diyarbakırlı (B), Lui Şalabi (V), Seyhan (B), Valentin Holyafkim (V).

Dışa Açılma (1952-1957) O dönemde Türk voleyboluna yalnız oyunculuğu, antrenörlüğüyle değil, girişimci kişiliğinden kaynaklanan gönüllü yöneticiliğiyle de büyük katkılarda bulunan Ayhan DEMİR, 1952 yılında, ne yapmış ne etmiş, üniversiteli sporculardan kurulu bir basketbol takımı ile bir voleybol takımını, Mısır'ın çağrılısı olarak Kahire'ye götürmüştü.

Türk voleybolcuları orada yabancı hakemlerden, bizde uygulanan kuralların çoktan değiştirilmiş olduğunu, oyunumuzun dizilişlerden vuruşlarımıza kadar pek çok yönüyle uluslararası kurallara uymadığını öğrenince, büyük bir düş kırıklığına uğradılar. yurda dönüldüğünde Spor Oyunları Federasyonu'na başvurulup durum ayrıntıları ile anlatıldı : Yıllardır yabancı karşılaşma yapmamak, kuralları izlememek yüzünden, utanç verici bir duruma düşülmüştü.

Bunun üzerine, 1953'de, Yugoslavya ile İstanbul'da bir maç yapılması için harekete geçildi. Bir ulusal takım seçilip Mısır'da edinilen bilgilerin elverdiğince çalıştırıldı. Takımda yer alan oyuncular şunlardı.

Selçuk ATAMER, Yiğit AYAŞLIOĞLU, Saman BERGERDEN, Ayhan DEMİR, Sinan ERDEM, Gültekin GÜREL, Aleksandre HOLYAFKİM, Valentin HOLYAFKİM, Ziya KAYACAN, Sacit SELDÜZ, Lui ŞALABİ, Marsel ŞALABİ

Spor ve Sergi Sarayı'nda oynanan bu ilk beş setlik maçımızda ulusal takımımız Yugoslavların yadırgadığı çekmelerle bir set kapıp 3-1 yenildi.

Yugoslavlar pasör kaçırarak üç oyuncuyla hücum ediyorlardı. Bizim voleybolumuz ise daha üç pasör üç smaçör anlayışını aşmış değildi. Nerden vuracağı önceden belli tek smaçörle hücum ediyorduk.

Bu maçı bir Türk başhakem yönetmese büsbütün çaresiz kalacaktık. Çünkü daha faullü vuruşlarımızı düzeltebilmiş değildik.

Spor Oyunları Federasyonu yetkilileri, durmadan gelişen dünya voleybolu karşısındaki durumumuzu gözleriyle görünce, sporcularımızı, antrenörlerimizi eğitmek üzere, Yugoslavya'dan bir antrenör getirdiler. Danila POJAR adındaki bu antrenör Türkiye'deki maçları izledi, kurslar açtı, takımlarımızın çağdaş yöntemlerle çalıştırılmaları için gerekli bilgileri verdi.

Aynı yıl Ankara'da düzenlenen üç üniversite takımı arasındaki uluslararası turnuvayı, Yugoslavya ile Yunanistan'ı yenen Türkiye kazandı.

Ama, bir yıl sonra, 1945'de, Belgrat'ta yapılan ikinci ulusal maçımızda Yugoslavya'ya gene, hem de 3-0 yenildik. Maç on yedi dakika sürmüş, Türk takımı çözülüp gitmişti. Ama artık faullü çekmelerle oynamıyor, smaç vuruyorduk.

1955 yılında ulusal takımımız hiç maç yapmadı. Ama yabancılarla oynamanın, iyi takımları görmenin önemini anlayan sporcular dışa açılmanın başka yollarını aradılar. 1953'den 1957'e kadar sürekli hem İstanbul, hem Türkiye Şampiyonu olan Galatasaray takımı, ulusal takımın birçok oyuncusunu da içinde bulunduran kadrosuyla 1955 yılını yabancı karşılaşmalarla geçirdi. En güvenilen oyuncu, Ayhan DEMİR, o günlerin anlayışına uyarak, takımının antrenörlüğünü de yapmaktaydı. Önce Bulgar takımlarıyla oynandı. Sonra Fransa'da iki Yugoslav, bir İtalyan, bir Fransız takımının katıldığı beşli bir turnuvaya gidildi. bu turnuvada Galatasaray iki Yugoslav takımının arkasından üçüncü olmak başarısını gösterdi.

Ertesi yıl, 1956'da, Türkiye Paris'te yapılan üçüncü Erkekler Dünya Şampiyonası'na katıldı. Sovyetlere 3-0, Kore'ye (2-0 öndeyken) 3-2 yenilerek klasman grubuna kalan takımımız Avusturya ile Luxemburg'u 3-0 yenip Hindistan'a 3-0 yenilerek sıralamada yirmi ikinci oldu.

Takımı maçlara kaptan Ayhan DEMİR hazırlamış, hem oyunculuk, hem koçluk yapmıştı. Oysa bütün takımların kenarda oturan antrenörleri vardı. Dünya Şampiyonası'ndan, "Kore maçını kaçırmasaydık çok daha iyi bir derece alacaktık" görüşüyle, uluslararası maçlara iyice alışılmış olarak dönüldü.

1957'de, İstanbul'da, Fatih Kupası adıyla çok büyük bir turnuva düzenlendi. Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, İran ile Türkiye'nin katıldığı bu turnuvaya takımımız Çekoslovakya'dan getirilen ünlü bir antrenör, Jiri KOBRLE hazırladı. Türkiye yalnız İran'ı 3-0 yendi, öbür takımlardan set alamadı, ama artık biz de voleybolu, bu alanda ileri gitmiş dünya ülkelerinin oynadığı gibi oynuyorduk. Seyircilerimiz, tribünlerdeki genç sporcularımız ise, "güç voleybolu" denilen sporun özelliklerini en yüksek düzeyde oynayanlardan görmek olanağını elde etmişlerdi. Bu tarihten sonra spor çevrelerinde voleybola verilen önem birdenbire arttı.

Ulusal takımımız çalıştıran Jiri KOBRLE'den, memleketine dönmeden önce, antrenör kurslarında da yararlanılarak Doğu Avrupa voleybolunun kurumsal özelliklerinin öğrenilmesi yolunda önemli bir adım atılmış oldu.

Doğu Avrupa Voleybolu (1958-1967) 1958'de Voleybol-Eltopu Federasyonu kuruldu. Eltopunun o dönemde yaygın bir spor olmadığı düşünülürse, bu ayrılmanın voleybol için önemi kolayca anlaşılır. Voleybol artık yüksek düzeydeki yöneticilerce de önemsenen, atılım yapması beklenen bir spordu.

1958'de, Çekoslovakya'nın Prag kentindeki Avrupa Erkekler Şampiyonası'na takımımızı hazırlaması için ünlü Rumen antrenör Nicolae SOTIR çağrıldı. Türkiye bu şampiyonada on birinci olurken Avusturya (3-0), Arnavutluk (3-1), Mısır (3-0), Finlandiya (3-1) gibi takımları yendi. Doğu Avrupa voleybolunu artı başarıyla uyguluyor, Batı Avrupa takımlarıyla başa baş oynayacak duruma gelmiş görünüyorduk. Tıpkı Kobrle gibi, Sotir de antrenör kursları yöneterek voleybol adamlarımızın kuramsal yönden gelişmelerine katkıda bulundu.

Fatih Kupası maçlarının gördüğü büyük ilgiden güç alan Federasyon, İstanbul'da uluslararası turnuvaları belli aralarla tekrarlamaya başladı. 1965'e kadar dört İstanbul Enternasyonal Voleybol Turnuvası izlendi. Dünyanın en güçlü voleybol takımları olarak bilinen Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan, Polonya'nın ünlü oyuncuları, seyircilerimizin, özellikleriyle tanıdıkları sporcular oldular. Voleybol oynamaya heves eden çocuklarımızın sayısı arttığı gibi, voleybola yeni başlamış olan küçük yaşlardaki sporcularımızın görgüsü de büyük oranla arttı.

Bu arada kurslar yönetmek, ulusal takımlarımızı çalıştırmak için, bir Rumen antrenör daha geldi Nicolae MURAFA.

Bu antrenörün büyüklerin yanı sıra genç erkek takımımızı da çalıştırması, voleybolumuzda yeni bir kuşağın söz sahibi olmaya başladığı 1966 yılına denk düşmüştü.

Doğu Avrupa voleybol anlayışına bağlı, uzun süreli, programlı çalışmalara yatkın bir antrenör olan Hilmi TÜKEL'in, kendi yetiştirdiği gençlerden kurulu Fenerbahçe takımı, bu dönemde, tam bir serpilmenin eşiğindeydi. Daha başlarken Doğu Avrupa voleybol anlayışına göre hazırlanmış olan bu yükselme özlemi içindeki sporcular, Murafa'nın çalıştırdığı genç ulusal takımda yer alıp uluslararası deneyim kazanınca, 1966-1967 dönemi İstanbul birinciliğini, Galatasaray'ın yılların şampiyonu "Yenilmez Armada"sından koparmayı başardılar.

1966 yılı Ağustosunda Macaristan'da yapılan Genç Erkekler Voleybol Şampiyonası'nda Türk takımı on ikinci oldu.



Aynı yılın Ekim ayında Çekoslovakya'da yapılan altıncı Erkekler Dünya Şampiyonası na katılan takımımıza antrenör Murafa bu genç takımdan beş oyuncu aldı. 1956-1968 yılları arasında ulusal takımımızın değişmez adamı Değer Eraybar takım kaptanıydı. Türk voleybolunun Doğu Avrupa anlayışına geçiş döneminde yetişmiş en büyük sporculardan biri olan, bu öğrenme, değerlendirme, uygulama gücü yüksek oyuncu, Murafa'nın yardımcılığını yapıyor, antrenörlüğe dönüm yıllarında, otuz yaşının olgunluğuyla, voleybolumuzu alttan gelen kuşağa aktarmakta önemli bir rol oynuyordu.

Murafa'nın gençleştirilmiş takımı, Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'nda on beşinci olma başarısını gösterdi. Bu başarı sözcüğünün gelişigüzel kullanılmadığını belirtmek için, sıralamada altımızda kalan takımların adlarını verelim: 16-İtalya; 17-Küba; 18-Fransa; 19-Finlandiya; 20-Batı Almanya 21-Moğolistan; 22-Danimarka.

Ertesi yıl Türkiye çok büyük bir organizasyonu yüklendi: 1967 Avrupa voleybol şampiyonaları. Yirmi erkek, on yedi kız takımının katıldığı maçlar Ankara, İstanbul, İzmir, Adana'da 26 Ekim günü başladı. Finalleri ise kızlar İzmir'de erkekler İstanbul'da oynadılar.

İstanbul'da Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Polonya, Romanya, Macaristan, Doğu Almanya, Yugoslavya, İtalya arasında oynanan, bir hafta süren maçlar, tribünleri dolduran genç sporcularımız için eşsiz bir görgü eğitimi olduğu gibi, voleybola birtakım yeniliklerin gelmekte olduğunu da açıkça gösterdi.

1966'da, Çekoslovakya'da yapılan Erkekler Dünya Şampiyonası'nda Japonların sergilediği Asya voleybolunun hareketleri, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya Polonya, Romanya takımlarının oyuncularınca deneniyor, bir yıl önce Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'na katılmış olan voleybolcularımızın anlata anlata bitiremedikleri "Japon Voleybolu" tribünlerin başlıca konusu olmayı sürdürüyordu.

1958-1967 yılları arasındaki kısa dönemi Türk voleybolunun çok iyi yönetildiği, parlak bir dönem olarak anmak gerekir.

Voleybolumuzu bu dönemde bilgisizlik batağından kurtarılıp uluslararası turnuvalarda dereceye girecek düzeye yükseltilmiş, çok başarılı sporcular yetiştirilmiş, antrenör kursları açılmış, dünyanın en büyük takımları Türk seyircilerinin karşısına tekrar tekrar çıkarılmış, kız ulusal takımı kurularak şampiyonalara sokulmuş, yapılan yoğun çalışmalarla uluslararası voleybol çevrelerinde saygınlık kazanmamız sağlanmış, bunun sonucu olarak da Vahit ÇOLAKOĞLU, Sinan ERDEM, Meno ZAMBOĞLU gibi yöneticilerimiz dünya voleybol kuruluşlarında uzun yıllar sürecek çok önemli görevlere getirilmişlerdir.

Asya Voleybolu (1968-1975) 1966'da Murafa'nın Çekoslovakya'daki Dünya Şampiyonası'na götürdüğü ulusal takımımızın beş genç oyuncusu Deniz ESİNDUY, İlhan ÇETİNKAYA, Aziz KALAOĞLU, Mustafa TOPAÇ, İbrahim VURAN idiler. "Japon voleybolu"nu genç yaşta, gelişme yıllarında görme olanağı bulan bu voleybolcularımızdan İlhan ÇETİNKAYA ile İbrahim VURAN, özellikle yeniliklere açık, gelişme, ilerleme özlemi içinde gençlerdi. Her ikisi de oynadıkları takımlarla Asya voleybol anlayışının harekelerlerini sokmakta öncülük ettiler. Antrenörlük de yapan ilhan ÇETİNKAYA çalıştırdığı takımları bütünüyle bu anlayışa yönlendirdi. Ayrıca, 1971 yılında, genellikle Japon antrenörlerin yaptıklarından kaynaklanan, Asya voleybol anlayışının kurumsal temellerini, uygulama tekniklerini açıklayan, Voleybol adlı bir kitap da yayımlandı.

1966'da ulusal takımımızın kaptanlığını yapan, sporculuğu bırakıp bütünüyle antrenörlüğe adanma hazırlıkları içindeyken "Japon voleybolu"nu görme olanağını elde eden Değer ERAYBAR ile dünya voleybolunu yakından izleyen Ankaralı iki antrenör, Cafer AKSAKAL ile Cengiz GÖLLÜ de, çalıştırdıkları takımlarda, asya voleybol anlayışının file hareketlerini uygulamaya başladılar. Örnekse, Cengiz GÖLLÜ'nün antrenör, İlhan ÇETİNKAYA'nın oyuncu olduğu ODTÜ'de, 1968-1971 yılları arasında, kısa, kurşun, jet, alçak, çapraz Romen paslarla oynanıyordu. Doğu Avrupa voleybol anlayışıyla yetişmiş olan sporcuların Asya voleybol anlayışının kaçınılmaz koşulu olan erken sıçramaları kolay kolay benimsemedikleri, erken kısayı ölü kısaya, kurşun pası kaydırak pasa dönüştürerek hep topun pasörün elinden çıkmasını beklemek eğilimi içinde oldukları, ayrıca kurşun jetleri de bombeli jete dönüştürdükleri bir gerçektir. İlhan ÇETİNKAYA kitabında erken sıçramanın (Flash hareketinin) önemini açıkça belirtmiş olsa da, bu geçiş döneminde, başka bir voleybol anlayışıyla yetişmiş oyunculardan, özlenen sonuç alınamamış olabilir.

Nitekim 1970-7971 yıllarında ulusal takımlarımızı çalıştıran Bulgar antrenör Kosta ŞAPOF, erken sıçrama üzerinde pek durmamış, hızlı voleybolu, Avrupalıların "Quick" dedikleri "çabuk" smaçlarla oynatma yolunu seçmiş, ölü kısa, kaydırak, bombeli jet paslarla yetinmek zorunda kalmıştır.

Altınyurt'da 1972'ye kadar yapılan hızlı voleybol çalışmaları da bu anlayış çerçevesindeydi. Avrupalıların çabuk smaçlarıyla bir oyun anlayışını uyguluyorduk.

1972'de Ankara'da yapılan Balkan Gençler Şampiyonası'nda erken sıçramaları deneyen Bulgar takımını izleyince, flash hareketinin nasıl yapılması gerektiği konusunda kesin bir görüşe varmış olduk.

Bu tarihten sonra Altınyurt Asya voleybol anlayışına giden yolda büyük bir atılıma girdi. Türk voleyboluna birbiri ardına yeni file hareketleri getirdi. Önce seyircilerin, giderek bütün genç voleybolcuların ilgisini çeken bu oyun tarzına "Altınyurt Tarzı" denmeye başlandı.

Asya voleybolu, seçkin sporcuları az olan, yetiştirdiği iyi oyuncularını sürekli başka kulüplere kaptıran Altınyurt'un, her şeye karşın, önce yükselmesini, sonra da uzun yıllar Deplasmanlı Lig'de kalabilmesini sağladı. Ama önlerde yer almayan bir takımın getirdiği yenilikler, beğenilse de, öbür takımları yeterince etkilemedi.

1971 yılında Voleybol Federasyonu Teknik Komitesi, ulusal takımlarımızın başarılı olabilmeleri için, Doğu Avrupa oyun anlayışından uzaklaşıp Asya oyun anlayışına yönelmemiz gerektiği konusunda bir karar aldı. Bu yönde bir başlangıç yapılması için de genç ulusal erkek takımının başına antrenör olarak Cafer AKSAKAL getirildi. İstanbul, Ankara İzmir'de geniş bir çalışma başlatıldı. Bu çalışmalarda antrenörleri, oyuncuları (özellikle Asya voleybol anlayışıyla yetiştirilmekte olan pasörleriyle) Altınyurt'lular da görev aldılar. Çeşitli turnuvaları, şampiyonaları içeren, aralıklarla sürdürülen iki yıllık bir çalışma sonucunda, hızlı voleybol oynayabileceğine inanılan bir takım oluşturuldu.

Cafer AKSAKAL'ın 1973'de Hollanda'da yapılan Avrupa Gençler Şampiyonası'na götürdüğü bu takım orada beş maç kazandı, üç maç yitirdi, on dördüncü oldu. Ama takımımızın oynadığı voleybol büyük övgülerle karşılandı.

Hollanda'daki maçları izlemiş olan Nejat ALTAV şöyle yazıyordu: "Yirmi beş yıla yakın voleybolun içinde hakem ve gazeteci olarak bulunduğum sürede iddia edebilirim ki genç takımımız, ilk defa modern voleybol oynamıştır. (...) Eski voleybol klasik yüksek pasları yerine fileye paralel gelen topları vurmaya hazır üç smaçörümüzü bir anda karşılarında gören Macarlar şaşırmış ve blokları çökmüştü."

Almanlara teknik direktörlük yapan ünlü Rumen antrenör Sebastian Mihailescu da şöyle diyordu: "Grubumuzda Türkleri favori görüyorum. Zira modern voleybolu gerçekten uyguluyorlar."

Evet, Asya voleyboluna artık "Japon voleybolu" değil, "modern voleybol" deniliyordu. Yani herkes bu tarzı benimseme yolundaydı.

Türkler ise bu voleybolu Mihailescu gibi bir antrenöre bile beğendirecek düzeyde oynayabiliyorlardı.

Bu umut ışığı, ne yazık ki, yaşları dolan oyuncuların takımdan ayrılmaları, Cafer AKSAKAL'ın da ertesi yıl antrenörlüğü bırakmasıyla sönüverdi.

Ama Asya voleybolunun file hareketleri genç ulusal takımlarımızdaki oyuncular aracılığıyla kulüp takımlarına yayılmaya başlamıştı. 1975 yılında, Altıyurt Kulübü'nde, federasyon Teknik Direktörü Ayhan DEMİR'in başkanlığında yapılan, Mehmet BENGÜ, Enver GÖÇENER, Cahit ERDOĞUŞ'un katıldıkları bir toplantıda, 1971'den bu yana genç ulusal takımlarda çalıştırılan oyuncularla bir Umut Ulusal Takımı oluşturmak düşüncesi ortaya atıldı. Asya voleybol anlayışıyla oynatılacak olan bu takım dört yıldır verilen emeklerin ürününü toplayacaktı.

Teknik, taktik antrenörlüğünü Mehmet BENGÜ'nün, kondisyon antrenörlüğünü Enver GÖÇENER'in üstlendiği Umut Ulusal Takımı'na şu oyuncular seçildi: Selim ÇAVUŞOĞLU, Serap GENÇSU, Dünya BALTACIOĞLU, Serdar ÇAĞAN, Yusuf HAKİM, Ahmet ÖZÇAM, Mehmet GÜNDÜZ, Secaattin YETİŞTİREN, Şakir KAYHAN, Cumhur TEZESEN, Eşref YILDIRIMER, Gökhan ESENTAN.

Asya voleybol anlayışının üstünlüğünü kanıtlama özleminin yarattığı büyük bir coşkuyla hazırlanan takımımız, 1975 yılı Temmuz ayında, Batı Almanya'nın Mannheim kentinde, Romanya, İtalya, Batı Almanya genç ulusal takımlarının katıldığı dörtlü bir turnuvaya götürüldü.

İlk maçımızda Batı Almanya'yı şaşkına çevirerek 3-0 yendik. (Aslında çok iyi hazırlanmış olan Alman takımı ertesi gün İtalya'yla 3-2 lik bir maç oynadı, son gün ise Romanya'yı 3-2 yenmeyi başardı.) İkinci maçımızda, büyük bir çekişmeden sonra, Rumenlere 3-2 yenildik. Hem Romanya'yı, hem de Batı Almanya'yı yenen İtalya'yla oynayacağımız üçüncü maç şampiyonluk maçıydı. Prof. Anderlini'nin antrenörlüğünü, sonraki yılların ünlü oyuncusu Lanfranco'nun kaptanlığını yaptığı, büyük umutlarla bakılan güçlü İtalyan genç takımı, Türkiye karşısında 3-0 lık umulmadık bir yenilgiye uğradı. Romanya ile İtalya gibi iki voleybol ülkesini geride bırakarak şampiyon olduk. Asya voleybol anlayışı ikinci umut ışığını yakmıştı. Yurda dönüldüğünde Umut Ulusal Takımı na yeni bir görev çıktı. Mart ayında Fransa'da yapılan Batı Avrupa Kupası maçlarında yöneticilerle aralarında geçen bazı tatsız olaylar yüzünden Erkek Ulusal Takımımızın oyuncuları, Akdeniz Oyunları için yapılan çağrıya gelmemişlerdi. Mannheim'daki başarının sağladığı güvenle Federasyon, Cezayir'deki Akdeniz Oyunları'na umut Ulusal Takımı'nı göndermeye karar verdi.

Cezayir'de yaptığımız üç maçtan ilkinde Fas'ı 3-0 yendik, ikincisinde İtalya'ya 3-0 yenildik, klasmanda Mısır'la oynadığımız maçı 3-1 kazanarak sıralamada beşinci olduk. Ülkemizdeki Asya voleybolu çalışmalarının en üst düzeye ulaştığı 1975 yılından sonra ise bir geri dönüş yaşandı. İkinci umut ışığı da sönmüştü. Eski voleybolcularla yeni voleybolcuların bir arada yer aldıkları ulusal takımımız, iki anlayış arasında bocalamaya başladı. Maçlar oyuncuların becerilerine, alışkanlıklarına göre düzenlenen, eski mi yeni mi anlaşılmaz bir sistemle oynanır oldu.

Çağdaş Voleybol (1976-»»»») Asya voleybol anlayışı aşağı yukarı on yıl içinde bütün ileri gitmiş voleybol ülkelerini etki alanına almıştı. Her ülke kendi voleybol anlayışını gözden geçirip köklü değişikliklere uğratmış, kısa sürede dünya voleybolu bambaşka bir görünüm kazanmıştı. Artık her şey ortaklaşa kullanılıyordu. "Asya voleybolu", "Japon voleybolu" demenin de bir anlamı kalmamıştı; "Çağdaş voleybol" deniyordu.

Türkiye ise iki anlayışı birlikte sürdürmekte en fazla direnen ülkelerden biri oldu. Çünkü en seçkin oyuncular kurum kulüplerinde toplanmışlardı. ODTÜ, Altınyurt gibi amatör kulüplerdeki, ulusal takımlardaki çalışmalar, amacı yalnızca şampiyonluk olan kurum kulüplerini etkilemiyor, "Riskli voleybol" diye adlandırılan çağdaş voleybol bu takımlara bir türlü giremiyordu. Genç oyuncuların ulusal takımlardan götürdükleri hareketler, başarılı olabildikleri sürece, oyunu süslemek için kullanılıyor, böyle "fantezi" hareketlere genellikle kolay maçlarda göz yumuluyordu.

Bu yanlış tutumu kıran kulüp Eczacıbaşı oldu. Kuruluşunda, Deplasmanlı Lig'e yükselişinde Ayhan DEMİR'in büyük emeği olan bu kulübün, "Başarıya hangi tarz götürüyorsa o tarz iyidir" görüşünü savunan yöneticileri, içerdeki başarılarla yetinmeyerek Avrupa Kupalarında başarı aramaya başlayınca, hem erkeklerde, hem kızlarda çağdaş voleybola yönelmek gereği duydular.

Ayhan DEMİR'den sonra teknik direktörlüğe getirilen Cengiz GÖLLÜ, aslında, Türkiye'de Asya voleybol anlayışının file hareketlerini ilk uygulatan antrenörlerden biriydi. Ayrıca, 1971 yılında, ulusal takımlarımızın Asya voleybol anlayışına yönelmeleri gerektiği konusunda karar alan Voleybol Federasyonu Teknik Komitesi'nin de bir üyesiydi.

İçerde, kolay, hataları en aza indiren Doğu Avrupa voleybolu ile sonuca gidilebiliyordu, ama dışarıya açılınca, artık herkesin oynadığı çağdaş voleybola geçmek, başarılı olabilmenin tek yoluydu.

Liglerde Eczacıbaşı'nın çağdaş voleybol oynamaya başlaması, İtfaiye (Değer ERBAY), Galatasaray (Cahit ERDOĞUŞ), Vinylex gibi güçlü takımların bu yoldaki çabalarıyla birleşince, birtakım inatçı direnmelere karşın, Türk voleybolunun görünümü de değişiverdi. Bunun sonucu olarak da, kulüp takımlarımız Avrupa kupalarında finallere yükselmeye, dereceye girmeye başladılar.

Gene Cengiz GÖLLÜ'nün Eczacıbaşı'nda yürüttüğü "Çağdaş voleybol" çalışmalarının ürünü olan çok büyük bir başarı da, 1977 yılında, İtalya'da, Genç Kızlar Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde elde edildi. Genç Kız Ulusal Takımımız dörtlü turnuvada Belçika'yı 3-0, İtalya'yı 3-2, İspanya'yı 3-0 yenerek birinci oldu.

Türkiye, Asya voleybol anlayışının etki alanında, Doğu Avrupa'nın yüksek voleybolundan uzaklaşıp çağdaş bir anlayışa yönelirken, hem erkeklerde, hem kızlarda, teknik, taktik yönünden yabancı ülkelerdekine denk hatta çoğuna üstün bir voleybol oynar duruma geldi. Bu arada, Asya voleybol anlayışının birçok hareketi benimsendiyse de, bu sistemin temeli olan flash hareketi bir türlü yaygınlaştırılamadı. Böylece de bizim "Çağdaş voleybol"umuzda "erken sıçrama" pek yer almadı.

Antrenörlerimizin, son yıllarda, özellikle bloktaki yetersizliğimiz üzerinde durdukları, boy, yapı, güç sorunlarına eğildikleri gözleniyor.

ilk voleybol kulübü, türkiye voleybol tarihçesi, voleybol tarihi, tvf, türkiye voleybol federasyonu, türkiye voleybol ligi, filenin efeler, filenin perileri, türkiye voleybol ligi takımları, en fazla şampiyon olan voleybol takımı 

ECZACIBAŞI SPOR KULÜBÜ TARİHÇESİ

eczacıbaşı, eczacıbaşı spor kulübü tarihçesi, voleybol, tvf, türkiye voleybol ligi, filenin efeleri, eczacıbaşı kulübü tarihi, eczacıbaşı ne zaman kuruldu, eczacıbaşı tarihi,

Eczacıbaşı Spor Kulübü'nün temelleri 1950'lerde Eczacıbaşı bünyesinde gerçekleştirilen futbol, tenis turnuvaları ve diğer bazı spor etkinlikleri ile atıldı. Bu sportif etkinlikler 1966 yılında Dr. Nejat Eczacıbaşı ve Şakir Eczacıbaşı tarafından Eczacıbaşı Spor Kulübü'nün kurulması ile profesyonel bir boyut kazandı.

Kulübün kuruluş amacını Dr. Nejat F.Eczacıbaşı "Kuşaktan Kuşağa" isimli kitabında şöyle tanımlamıştır.

"…. Oysa, Türkiye'de amatörce çabalar bir yana, profesyonel düzeyde spor yapan kuruluşlar bile uluslararası standartlara ulaşamıyor; sporcular, çağın istediği nitelikteki ölçülere çıkamıyorlardı. Şakir Eczacıbaşı, 1966 yılında sporla ilgili olarak bazı düşüncelerini dile getirdi. Bu görüşlerden Eczacıbaşı'nın bu alanda da öncülük etme olanağı bulunduğu seziliyordu. Kendisini, düşüncelerinde bütün içtenliğimle destekledim. Sorun Türk gençliğinin yeteneksizliğinden değil, ortamın yetersizlik ve olanaksızlıklarından doğmaktaydı. Bilgi ve disiplinli çalışmayı yeterli olanaklar ve tesislerle bir araya getirince, başarılı olacağımıza inanıyorduk. Eczacıbaşı Spor Kulübü 1966'da bu düşünce ve amaçların ışığı altında doğdu…"

Kulüp 1967 yılında Federasyona üye oldu ve bundan sonra özellikle basketbol, voleybol ve masa tenisinde Türk spor tarihinin en değerli sporcularını yetiştirdi. Kulüp bugüne kadar Türkiye Birinci Ligleri'nde masa tenisinde 13, erkek basketbolunda sekiz, satrançta üç, voleybolda 40 Türkiye Şampiyonluğu kazandı. Genç, yıldız ve minik voleybol takımlarıyla da kırkın üzerinde Türkiye Şampiyonluğu elde etti.

Sporu geniş kitlelere sevdirmek, yaygınlaştırmak, ülke için sporcular yetiştirme hedefiyle yola çıkan ve kurulduğu 1966 yılından bu yana basketbol, voleybol ve masa tenisinde Türk sporuna büyük katkılarda bulunan Kulüp, çalışmalarını günümüzde tümüyle kadın voleyboluna yönlendirmiş bulunuyor.

Eczacıbaşı Kadın Voleybol Takımı, 1968'de İstanbul ligine katıldı, 1970 ve 1971’de Türkiye üçüncüsü, 1972'de Türkiye ikincisi oldu. 1972-1973 sezonundan başlayarak, 17 kez arka arkaya Türkiye Şampiyonu olarak bir rekor kırdı ve toplamda 28 Türkiye Şampiyonluğu elde etti. Takım ayrıca üç kez Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı, sekiz kez Türkiye Kupası'nı, iki kez de Süper Kupa'yı aldı.

Avrupa Kupaları'nda ise 12. kez dörtlü final oynadı.

1999’da kazandığı "Avrupa Kupa Galipleri Kupası" ile Türkiye'ye voleybolda ilk Avrupa Şampiyonluk Kupası'nı getiren Eczacıbaşı Kadın Voleybol Takımı, 2015’te Avrupa Şampiyonlar Ligi Şampiyonu, 2015 ve 2016’da üst üste iki kez Dünya Kulüpler Şampiyonu oldu.

Avrupa kupalarında ayrıca; iki kez Avrupa ikincisi (1980, 1993), üç kez Avrupa üçüncüsü (2000, 2005 , 2017), beş kez Avrupa dördüncüsü (1984, 2001, 2002, 2009, 2014) oldu.

21 Ağustos 1973 yılında İstanbul Levent'te kurulan ve yıllarca bir çok milli sporcunun yetişmesine sahne olan Eczacıbaşı Spor Salonu ise 2000-2001'de son sezonunu yaşadı. Eczacıbaşı Spor Kulübü, yeni ve modern tesisini 24 Temmuz 2001'de Ayazağa'da açtı ve 1.700 metrekarelik alana kurulu kapalı spor salonunda sporcularıyla birçok yeni başarıya imza atıyor.

Temel Prensipleri

Eczacıbaşı Spor Kulübü'nün kurulma amacı; etik değerlere sahip ve takımın başarısı için çalışan iyi bir sporcu ve ekip bireyi oluşturmak; Türk gençlerinin spora ilgisini artırmak ve Türk sporcularına dünyanın diğer ülkelerinin yetenekli sporcuları karşısında becerilerini sergileme olanağı tanımaktı.

Kulüp sporcu yetiştirmesinin ve sporu gençler için daha popüler hale getirmesinin dışında, Türk sporunun ve gençlerin sporla olan bağlarının güçlendirilmesi için katkıda bulunuyor.

Eczacıbaşı Spor Kulübü'nün temel felsefesi, ülkemizin dünya standartlarına ulaşması ve özel sektörün mutlaka sporun gelişmesi için çaba harcanması gereğine inanmasıdır.

eczacıbaşı, eczacıbaşı spor kulübü tarihçesi, voleybol, tvf, türkiye voleybol ligi, filenin efeleri, eczacıbaşı kulübü tarihi, eczacıbaşı ne zaman kuruldu, eczacıbaşı tarihi, 

ANADOLU EFES SPOR KULUBÜ TARİHÇESİ

anadolu efes basketbol takımı, anadolu efes spor kulubü tarihçesi, efes pilsen, tbf, basketbol takımları, efes pilsen tarihi, efes pilsen ne zaman kuruldu, efes, türkiye basketbol ligi
anadolu efes basketbol takımı, anadolu efes spor kulubü tarihçesi, efes pilsen, tbf, basketbol takımları, efes pilsen tarihi, efes pilsen ne zaman kuruldu, efes, türkiye basketbol ligi
Anadolu Efes Spor Kulübü, Efes Pilsen Spor Kulübü adıyla 1976 yılında Kadıköy Spor’un devralınmasıyla kurulmuştur. Tuncay Özilhan başkanlığında, Pano Natof (Genel Kaptan), Berna Sirmen (Müdür), Talat Öztoprak (Yönetici) ve Faruk Akagün (Antrenör) İdari ve Teknik kadrosuyla ülke sporunun gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarına başlamıştır.

Kısa sürede Türk Basketbolu’nun kilometre taşlarından biri olan Efes Pilsen Spor Kulübü’nün temel amaçlarından biri Türk Sporu’nu ileriye götürmek, Avrupa sahalarında ülkemizi başarı ile temsil ederek basketbolumuzu tüm gençlere sevdirmektir. Altyapısından sayısız yıldızlar yetiştiren Efes Pilsen Spor Kulübü, sporumuza her yıl yenilerini armağan etmektedir.

Efes Pilsen Spor Kulübü, Türk Basketbol tarihinde pek çok ilke imza atarak ilklerin takımı olmayı başarmıştır:

1992-93 sezonunda Avrupa Kulüpler Kupası finaline yükselme başarısını gösteren Efes Pilsen Spor Kulübü, Avrupa Kulüpler Kupası finalini oynayan ilk Türk takımıdır.
İlk kez Final Four organizasyonu düzenleyen Türk takımıdır. İstanbul 92 Final Four Organizasyonu’nu muhteşem biçimde gerçekleştirmiştir.
Avrupa Kulüpler Kupası Finali’95 gibi FIBA’nın önemli bir organizasyonunu ülkemizde mükemmel bir biçimde gerçekleşen ilk Türk takımıdır.
1996 yılında Avrupa Koraç Kupası Şampiyonu olarak spor tarihimize geçen Efes Pilsen Spor Kulübü, bir Avrupa Kupası’nı kazanan ilk Türk takımıdır.
Efes Pilsen Spor Kulübü NBA’e oyuncu göndermiş ilk Türk kulübüdür. 1999 yılında lacivert beyazlıların oyuncusu Mirsad Türkcan NBA’e gitmiştir.
Anadolu Efes, Avrupa Ligi’nde Final Four’a kalan ilk Türk takımı olurken, 1999-2000 ve 2000-2001 sezonlarında Avrupa Ligi’nde Final Four’a kalarak en iyi dört takım arasına girmiştir. Her iki sezonda da Final Four’da 3. olmuş ve ülkemizde büyük sevinç yaşatmıştır.
2006-07 sezonu başında NBA ve Avrupa Ligi arasında yapılan anlaşma doğrultusunda "NBA Europelive" turnesi kapsamında Amerika’ya hazırlık maçları yapmak üzere davet edilmiş ilk Türk takımıdır.
2007-08 sezonu başında Efes Pilsen Spor Kulübü "NBA Europelive" turnesi kapsamında NBA’den Minnesota Timberwolves takımını konuk etmiş, 6 Ekim 2007 tarihinde Timberwolves ile bir hazırlık maçı yapmıştır. Türkiye’de ilk defa bir NBA takımı hazırlık kampı yaparken; Minnesota ekibi ile yapılan bu maç basketbol tarihimizde bir NBA takımının Türkiye’de bir Türk takımı ile yaptığı ilk karşılaşma olarak tarihe geçmiştir.
Basketbol Süper Ligi’nde 13 kez şampiyonluk kazanarak, basketbolda en çok şampiyon olan kulüp ünvanını sürdürmüştür.
Türkiye Kupası’nı 10 kez kazanarak bu kupayı en çok kazanan takım ünvanını sürdürmektedir.
Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı 10 kez kazanarak bu kupayı en çok kazanan takım ünvanını sürdürmektedir.
Efes Pilsen Spor Kulübü, 1989 ve 1990 yıllarında GSGM Kupası’nı müzesine götürmüştür.
Türk basketbol tarihinde Avrupa Kupaları’nda 500. maçına çıkan ilk Türk Takımı olmuştur.
Kronolojik olarak Anadolu Efes

Efes Pilsen Spor Kulübü, 1976-77 sezonunda İstanbul Ligi ve Türkiye İkinci Ligi’nde yükselme maçları; 1977- 78 sezonunda ise Türkiye İkinci Basketbol Ligi’ndeki maçlarını yenilgisiz tamamlayarak Deplasmanlı Birinci Lige yükselmiştir. Ve deplasmanı Birinci Lige yükseldiği ilk sezon olan 1978-79 sezonunu şampiyonlukla bitirmiştir.

Bir sonraki sezon ligi 2. sırada bitiren Efes Pilsen Spor Kulübü, 1980-81 ve 1981-82 sezonlarını ise 3.lük ile tamamlamıştır. 1981’den sonra Efes Pilsen Basketbol Takımı Merter’deki tesislerine geçmiştir. 1982-83 sezonunda şampiyon olan Efes Pilsen Basketbol Takımı, 1983-84 sezonunda da zirveye ulaşarak ard arda 2.defa bu mutluluğu yaşamıştır. Efes Pilsen Spor Kulübü 1990 yılında Koraç Kupası’nda çeyrek final oynayan ilk Türk Takımı olmuştur. 7 sezonun ardından 1992-94 arasında kesintisiz üç kez şampiyonluğa ulaşan Efes Pilsen Spor Kulübü 1993’te, Avrupa Kulüpler Kupası’nda finale kadar yükselmiştir.

Torino’da oynanan final maçında Yunan Aris takımı, Efes Pilsen Spor Kulübü’nü 50-48 yenmiştir. Efes Pilsen Spor Kulübü Avrupa’nın en büyüğü olamamasına rağmen ayak seslerini yavaş yavaş duyurmaya başlamıştır...

Avrupa macerasına 1979-80 sezonunda başlayan Efes Pilsen Spor Kulübü’nü 90’lı yıllarda başarıya ulaştıran isim Aydın Örs olmuştur. Ligin en tecrübeli ekiplerinden olan Efes Pilsen Spor Kulübü, Aydın Örs ile çıktığı 116 maçın 83’ünü kazanıp 33’ünü kaybederek %71’lik galibiyet oranına sahip olmuştur. Örs’ün takımı 85 kupa maçının da 58’ini kazanmış ve Kupa 2’den de başarıyla çıkmıştır. 96 yılı Avrupa’da o güne kadar ki en büyük başarıyı da getirmiştir. Efes Pilsen Spor Kulübü, Koraç Kupası’nı kazanarak Avrupa'da Kupa sevinci yaşayan ilk Türk Takımı ünvanını almıştır. Yarı finalde Teamsystem Bologna’yı geçen Efes Pilsen Spor Kulübü, İtalya’nın 3 yıl üst  üste final oynama başarısını gösteren ekibi Stefanel Milano’yu 76-68 ve 70-77’lik skorlar ile saf dışı bırakmış ve Koraç Kupası’nı müzesine götürmüştür.

Kulüp Logoları

Efes Pilsen Spor Kulübü 2000 yılında Final Four’a katılmaya hak kazanmış, Selanik’teki Avrupa Ligi Final Four’unda yer almıştır. İlk gün Panathinaikos’a kaybeden Efes Pilsen Spor Kulübü, üçüncülük maçında 75-69’luk skorla Rentzias ve Gurovic’li Barcelona’yı dördüncülüğe itmeyi başarmıştır. Efes Pilsen Spor Kulübü ertesi yıl da Suproleague Final Four’unda Maccabi ve Panathinaikos’un ardından yine Avrupa 3. 'lüğüne ulaşmayı başarmıştır.

2001-2002 sezonunda Efes Pilsen Spor Kulübü, Ülkerspor’u final serisinde 4-2 geçerek şampiyonluğa 9. kez ulaşmayı ve en fazla şampiyonluk kazanan takım olmayı başarmıştır. Avrupa Ligi'nde de ilk gruptan çıkıp Top 16’ya kalan Efes Pilsen Spor Kulübü çok başarılı maçlar çıkardıysa da burada alınan Kinder Bologna ve Real Madrid yenilgileri telafi edilememiş ve Final Four’a ulaşılamamıştır. 2002-2003 sezonunda çok zorlanmasına rağmen tecrübeli ekip Efes Pilsen Spor Kulübü, finalde serisinde karşılaştığı Ülkerspor ile kıyasıya bir mücadeleye girmiştir. Final serisinde 3-1 öne geçen ancak bu avantajı iyi değerlendiremeyip durumun 3-3’e gelmesine engel olamayan Efes Pilsen Spor Kulübü, şampiyonluk maçında yine klasını ve takım olabilme ruhunu öne çıkartarak Ülkerspor’u kendi sahasında yenerek 10. kez şampiyonluğa ulaşmıştır. Şampiyonluklara doymayan lacivert beyazlı ekip, 2003-04 ve 2004-05 sezonlarında da sırası ile finalde Ülkerspor ve Beşiktaş'ı mağlup ederek üst üste dördüncü toplamda da 12. şampiyonluğu elde etmiştir.

2008-09 sezonunda da Türkiye Kupası finallerinde sırası ile Beşiktaş, Fenerbahçe ve Erdemir'i mağlup eden lacivert beyazlılar, Türkiye Kupasını dokuzuncu kez müzesine götürerek kupalarına bir yenisini eklemiş ve aynı sezonda Play-Off Final Serisi'nde Fenerbahçe'yi 4-2 mağlup eden lacivert  beyazlılar şampiyonluğa da uzanmıştır. 2010 yılında Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanan Efes Pilsen Spor Kulübü bu anlamlı kupayı toplamda dokuzuncu kez müzesine götürmeyi başarmıştır.

2011 yılının Mayıs ayında Efes Pilsen Spor Kulübü’nün adı 07 Ocak 2011 tarihli ilgili TAPDK yönetmeliği gereği değiştirilmiştir. Bu tarih itibarı ile kulüp yoluna Anadolu Efes Spor Kulübü olarak devam etmektedir.

Anadolu Efes Spor Kulübü 2014-15 sezonu Türkiye Kupası Finalleri’nde sırası ile Galatasaray, Darüşşafaka ve Fenerbahçe’yi mağlup ederek Türkiye Kupası’nın 10. kez müzesine götürme başarısını göstermiştir.

2015-16 sezonuna Karşıyaka'yı yenerek başlayan Anadolu Efes Spor Kulübü, Cumhurbaşkanlığı Kupasını 10. kez müzesine götürerek, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı en az 10’ar kez kazanan tek takım olma başarısını göstermiştir.

anadolu efes basketbol takımı, anadolu efes spor kulubü tarihçesi, efes pilsen, tbf, basketbol takımları, efes pilsen tarihi, efes pilsen ne zaman kuruldu, efes, türkiye basketbol ligi

ATICILIK SPORU TARİHÇESİ

Atıcılık sporu nasıl doğmuştur? Atıcılık sporunun doğuşu, gelişimi, tarihi, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi.


Atıcılık sporu nasıl doğmuştur, Atıcılık sporunun doğuşu, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi, atıcılık sporu, atıcılık, atıcılık tarihi, atıcılık malzemeleri, amatör sporlar, atıcılık nedir, atıcılık sporunun özellikleri, atatürk atıcılık
Ateşli silâhların ilk dönemine İlişkin bilgilerin yetersizliği nedeniyle hedefli atışların ilk ne zaman başladığı bilinmemektedir. Barutun bulunup ateşli silâhların kullanılması ile spor görünümüne kavuşan atıcılığın ilk zamanları, büyük ölçüde yivli tüfeğin kullanılmaya başladığı dönemdir. Önceleri korunma ve avcılık amacıyla kullanılan tüfek, daha sonra spor amacıyla hedefe atış için kullanılmaya başlamıştır.

Atıcılık sporu nasıl doğmuştur, Atıcılık sporunun doğuşu, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi, atıcılık sporu, atıcılık, atıcılık tarihi, atıcılık malzemeleri, amatör sporlar, atıcılık nedir, atıcılık sporunun özellikleri, atatürk atıcılık

Bilinen ilk atıcılık karşılaşması 1477’de Bavyera’daki Eichstatt’ta, bazı kaynaklara göre ise 1472’de Zürih’te yapılmıştır.

16. yüzyılda tüfekle hedefe atış Avrupa’nın birçok yerinde, özellikle Almanların yaşadığı bölgelerde gözde bir eğlence hâlini almıştır. Almanya’daki birçok müzede 1540’lardan kalma hedef tahtaları dikkati çekmektedir.

Rusya’da Çariçe Anna Ivanovna, 1737’de hedefli atışlar için sarayına atış alanı yaptırmıştır. 1806’da St. Petersburg’da subaylar tarafından Amatör Atıcılar Derneği kurulmuş, 1850’lere gelinirken halka açık atıcılık kulüplerinin sayılarında büyük bir artış yaşanmıştır. Geçmişte Sovyetlerin, günümüzde de Rus sporcuların Olimpiyat Oyunları ve Dünya Şampiyonaları’ndaki başarısı, bu ulusun atıcılığa gösterdiği geleneksel ilgiyi yansıtmaktadır.

Atıcılık sporu nasıl doğmuştur, Atıcılık sporunun doğuşu, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi, atıcılık sporu, atıcılık, atıcılık tarihi, atıcılık malzemeleri, amatör sporlar, atıcılık nedir, atıcılık sporunun özellikleri, atatürk atıcılık

Amerika’da 1750’lerden sonra üretilen çakmaklı Kentucky tüfeğinin yüksek isabet oranı sağlaması atıcılık sporuna ilgiyi artırmıştır. 1830’larda nüfusun yoğun olduğu kent ve kasabalarda atıcılık kulüpleri kurulmaya başlamış, ardından nişancılığı geliştirmek amacıyla Ulusal Tüfek Derneği kurulmuştur.

İngiltere’de tüfekle hedefe atış 1800’lerden önce yaygınlık kazanmıştır. İngiliz ordusu 1800’den sonra çeşitli tiplerde yivli tüfekler üzerinde araştırmalar yürüterek, özellikle 550 metreden uzak hedeflere yönelik uzun mesafeli atıcılığa ağırlık vermiştir. 19. yüzyılın ortalarında Kuzey Avrupa ülkelerinde ve İngiltere’de “hedefi en iyi vurmak” mantığına dayalı karşılaşmalar kurallı hâle getirilerek atıcılığın bir spor dalı olarak kabul görmesi sağlanmıştır.

Atıcılık sporu nasıl doğmuştur, Atıcılık sporunun doğuşu, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi, atıcılık sporu, atıcılık, atıcılık tarihi, atıcılık malzemeleri, amatör sporlar, atıcılık nedir, atıcılık sporunun özellikleri, atatürk atıcılık

Atıcılık, ilk modern olimpiyat oyunları olan 1896 Atina Oyunları’ndan bu yana olimpik bir spordur. Bu spor, kendisi de bir atıcı olan Baron Pierre de Coubertin’in ilgisiyle bu denli gelişmiştir. Modern olimpiyatların kurucusu olan Coubertin, oyunlarda 4 tabanca ve 2 tüfek yarışmasına yer verilmesini sağlamış, ordu tüfeği, yivli tüfek ve hizmet tabancası ile hareketli hedeflere (geyik, yaban domuzu, güvercin) atıcılık alanlarında yarışmalar düzenlenmiştir. Zamanla diğer dallar da olimpiyatlar programına alınmış, son olarak “double trap” 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda resmî dal olarak yarışmalara girmiştir. Modern olimpiyat oyunlarında sadece 1904 ve 1928’de yer bulamayan atıcılık, diğer oyunların hepsinde yer almıştır. Atıcılıkta ilk dünya şampiyonası 1897’de düzenlenmiştir. Daha sonraki şampiyonalar 1907’de kurulan,1919 ve 1946’da yeniden örgütlenen uluslar arası yönetim organı Uluslar Arası Atıcılık Birliği’nin (UIT; Union Internationale de Tir) gözetiminde yapılmıştır. 1998 yılında ise, hem uluslar arası müsabakalarda resmî dilin ingilizceye dönüşmesi, hem de diğer birçok uluslar arası organizasyonun ‘birlik’ yerine ‘federasyon’ tanımlamasını tercih etmesi nedeniyle birliğin adı “Uluslar Arası Atıcılık Sporu Federasyonu” (ISSF; International Shooting Sport Federation) olarak değiştirilmiştir. 1984 yılında bayan ve erkek kategorileri birbirinden ayrılmıştır. Bunun öncesinde bayanlar ve erkekler tüm dallarda birlikte mücadele ediyorlardı.

Atıcılık sporu nasıl doğmuştur, Atıcılık sporunun doğuşu, atıcılık tarihçesi hakkında bilgi, atıcılık sporu, atıcılık, atıcılık tarihi, atıcılık malzemeleri, amatör sporlar, atıcılık nedir, atıcılık sporunun özellikleri

GÖZTEPE'NİN TARİHİ

göz göz, göztepespor tarihçesi, şampiyon göztepe, izmir futbol takımları, izmir futbol tarihi, taraftar grubu göz göz, göztepe ne zaman kuruldu, göztepe ne zaman şampiyon oldu


1925 Yılında Altay’ın yaptığı bir seyahat sırasında çıkan anlaşmazlık nedeniyle kulüpten ayrılan bazı futbolcular, seyahat dönüşü vapur iskelesi yanındaki Mez Gazinosunda toplanarak Göztepe semtinde bir spor kulübü kurmaya karar verirler. 14 Haziran 1925’te yapılan kongrede Göztepe Spor Kulübü kurulur. Kulübümüzün ilk resmi adresi Mithatpaşa Caddesi 1091’dir. O gün yapılan ilk kongrede Göztepe’nin Fahri Başkanlığına o günün Valisi Kazım Dirik seçilir. Kuruluş Kongresinde kulübün adının bulunduğu semtin adı olan “Göztepe” ismini almasına ve renklerinin sarı ve kırmızı , formasının çubuklu olmasına karar verilir.
Göztepemiz 1967 yılında halen merkezimiz olan Mithatpaşa Caddesi 1170 nolu adrese taşınır. Kulübümüzün ilk yönetim kurulunda Fehmi Simsaroğlu, Turan Dirik, Mühendis Aziz Bey, Mustafa Bey, Murtaza Bey, Şerif Bey, Alaaddin Bey, Ahmet Özgirgin, Adil Burgöz, Muammer Akar, Nüzhet Bandak, Ahmet Serimoğlu, Kenan Bey, Nebil Çobanoğlu ve Cevat Bey görev alırlar.
Göztepe tarihinin ilk efsane ismi Fuat Göztepe, 1931 yılında Altay’dan Göztepe’ye geçmiştir. Soyadını Kulübünden alan Fuat Göztepe 5 kez Milli Takım formasını da giymiştir.

göz göz, göztepespor tarihçesi, şampiyon göztepe, izmir futbol takımları, izmir futbol tarihi, taraftar grubu göz göz, göztepe ne zaman kuruldu, göztepe ne zaman şampiyon oldu

Kulübümüzün kurulduğu yıllarda ulusal müsabakalar olmadığından Göztepe’miz Mahalli Lig müsabakalarına katılmıştır. 1937 yılında dönemin Vali'sinin emriyle İzmirspor ile birleşip Doğanspor adı alır. O sezonda Doğanspor adıyla Mahalli Lig şampiyonu olan Göztepe'miz, Vali'nin tayininin çıkmasıyla tekrar Göztepe adıyla faaliyetlerine devam eder. 1940’lı yıllara Mahalli Lig'de damgasını vuran Göztepe'miz, 1941,1942,1943,1945 ve 1949 yıllarında toplam 5 kez İzmir Mahalli Lig Şampiyonu olur. 1950 senesinde final gruplarında rakiplerini yenen Göztepe’miz “TÜRKİYE ŞAMPİYONU" unvanı ile ilk ulusal başarısını kazanır. Aynı sene Başbakanlık Kupası’nda, Fenerbahçe ile yaptığı karşılaşmada 2-1 yenilir.

1959 yılında Türkiye Profesyonel Birinci Ligi’nin kurulması ile birlikte Göztepe'miz İstanbul, Ankara ve İzmir’den seçilen 16 takım arasına girer. İlk yıllarda orta sıralarda yer alan bir takım hüviyeti taşıyan takımımız bu dönemde ilkeli ve tutarlı yönetimiyle efsane takımının altyapısını oluşturdu.

Göztepe Efsanesi esas olarak 1960’lı yıllarda oluşur. Efsane takımı oluşturan yöneticilerimiz, teknik direktörümüz ve futbolcularımız o dönemde aşağıdaki başarılara imza attı :

- Avrupa Fuar Şehirleri Kupasında Çeyrek Final (1967 – 1968)
- Avrupa Fuar Şehirleri Kupası Yarı Final 1968 – 1969 (Şimdiki UEFA Kupası)
- 2 Türkiye Kupası Şampiyonluğu (1968 - 1969, 1969 – 1970)
(1967-68 Sezonunda Altay ile oynanan final karşılaşması 2-2 sonuçlanır.Kura sonucu kupayı Altay kazanır)
- 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası (1969- 1970)( F.Bahçe’yi 3-1 yenerek)

Göztepe'miz 1976-1977 yılında 18 yıl aralıksız mücadele ettiği Türkiye Birinci Ligi’nden 2. Lig’e düşer. 1977-1978 sezonunda 2.lig şampiyonu olup yeniden Türkiye 1. ligine döner. İki sezon Türkiye 1.Liginde oynayan Göztepe’miz ne yazık ki 1979-1980 sezonu sonunda bir kez daha 2.lige düşer. 1980-1981 sezonunda yeni bir başarı gelir ; Ligi şampiyon olarak bitirir ve Türkiye 1.ligine yükselir. Ancak Göztepe’miz yeni bir başarısızlık ile karşı karşıya kalır ve 1981-1982 sezonunda 2.lige düşer

2.Lig’de 18 yıl mücadele edilir.1997 yılında Dinç Bilgin yönetimi Göztepe Spor Kulübü Futbol Takımının Türkiye Birinci Lig özlemini 1998-1999 sezonunda sona erdirir. Ancak 1999- 2000 sezonunda Türkiye 1. Ligi’nde başarılı olamayan takımımız yeniden 2. Lig’e düşer. Bir sonraki sene tekrar Birinci Lige çıkma başarısı gösteren futbol takımımız, 2001-2002 ve 2002-2003 sezonlarını Süper Lig’de tamamlar.

2002-2003 sezonu sonunda son kez oynadığı Süper Lig’e veda eden Göztepe’de tam bir çöküş başlar. 2003-2004 yılında 2.lig A kategorisine veda eden Göztepe’miz, ertesi yıl 3.lige düşer. 2005-2006 sezonunda zor da olsa 3.ligde kalan Göztepe’miz, 2006-2007 sezonu sonunda tarihinde ilk kez profesyonel liglere veda eder.

Borçları nedeniyle transfer yasağı konan, tüm mallarına haciz gelen, elektrik ve suyu kesilen Göztepe, Ağustos 2007’de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından satışa çıkartılır. Yapılan ihale sonucu Altınbaş Holding Göztepe’mize sahip çıkarak efsaneyi yeniden canlandırmak için çalışmalara başlar.

2007-2008 sezonunu tarihinde ilk kez amatör ligde geçiren Göztepe’miz sezon sonunda yeniden Profesyonel Lig’e döner. 2008-2009 sezonuna TFF Üçüncü Ligi’nde start verir.

göz göz, göztepespor tarihçesi, şampiyon göztepe, izmir futbol takımları, izmir futbol tarihi, taraftar grubu göz göz, göztepe ne zaman kuruldu, göztepe ne zaman şampiyon oldu

2008-2009 sezonunda 3. Lig 2. Grupta mücadele eden Göztepe’miz, 2008-2009 sezon sonunda T.F.F. 3. Ligi Yükselme Grubunu birinci sırada bitirerek T.F.F. 2.Ligi'ne şampiyon olarak çıkar. 2009-2010 Sezonunda 2.Lig’te Yükselme Grubu'na kalan Göztepe’miz burada 8.olunca 1.Lig'e çıkamaz. Ancak 2010-2011 sezonu gene başarı ile biter. 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden Göztepe’miz ligi lider bitirerek 2010- 2011 sezonunda Bank Asya 1.Lig'e yükselir. Hedef Türkiye liglerinin en üstü konumundaki Spor Toto Süper ligidir.

göz göz, göztepespor tarihçesi, şampiyon göztepe, izmir futbol takımları, izmir futbol tarihi, taraftar grubu göz göz, göztepe ne zaman kuruldu, göztepe ne zaman şampiyon oldu 

NBA TARİHÇESİ

amerika basketbol ligi, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları
nba.com, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları
NBA, 6 Haziran 1946 tarihinde "Basketball Association of America" (BAA) adıyla kuruldu. Bugünkü adı olan "National Basketball Association" (NBA) ismi ise 1949 yılında ABD'de kurulmuş olan bir diğer profesyonel lig olan "National Basketball League" (NBL) ile birleşmesinden sonra alındı.

NBL 12 yıldır süren profesyonel bir lig olmasına rağmen genel olarak 3 yıllık BAA'nın önderliğinde kuruldu. Bunda, BAA'nın ülke çapında büyük şehirlerde yaygın bir lig olması sebepti.

1949 yılında iki ligin birleşmesinden dolayı 17 takımlı bir lig oluştu. Bu birleşme sonucu büyük şehirlerdeki büyük takımlar ile küçük kasaba takımlarının karışımı dengesiz bir lig oluştu.

1950'de lig 11 takıma düştü. 1954'de lig tarihinin en az takım olan 8 takım kaldı. Bu sekiz takım hala ligde mücadele eden Knicks, Celtics, Warriors, Lakers, Kings , Pistons, Hawks ve 76ers oldu.

nba.com, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları

Bu arada takımlar küçük şehirlerden daha büyük şehirlere taşınmaya başladı. Örneğin Hawks Tri-Cities'den Milwaukee'ye ve oradan St. Louis'e; kıngs Rochester'den Cincinnati'ye ve Pistons Fort Wayne'den Detroit'e taşındı. NBA'de adını hiç değiştirmeyen iki takım vardır. Bunlar Boston Celtics ve New York Knicks' dir.İlk Afroamerikan oyuncuların kontrat imzalamaya başladığı 1950'ler 5 kez şampiyonluk kazanan Minneapolis Lakers'ın bariz bir üstünlüğü ile geçti.

1954 yılında lig maçlarındaki mücadeleyi hızlandırmak için hücum süresi 24 saniyeye ilk kez NBA'de indirildi.

1956 yılında çaylak pivot Bill Russell'ın Boston Celtics'e transfer olmasıyla ligin görünümü birden değişti. Zaten elinde Bob Cousy gibi yıldız bir gurad bulunan Celtics, ligi domine etmeye başladı ve 13 sezonda 11 şampiyonluk kazandı.

1959 yılında başka bir efsane Wilt Chamberlain NBA'de oynamaya başladı ve tüm rekorları alt üst etti. Russell ile Chamberlain'in çekişmesi halen takım sporlarında gelmiş geçmiş en ünlü çekişmelerden bir olarak kabul edilir.Bu dönemde Lakers'ın Los Angeles'e taşınması ve bazı yeni takım eklemeleri ile ligin güç dengesi biraz oturmaya başladı.

1967 yılında ABA uzun adıyla "American Basketball Association" isimli başka bir lig kurulması ile ligin kalitesi bir kez daha tehlikeye girdi.

New York Nets, Denver Nuggets, Indiana Pacers ve San Antonio Spurs gibi bugün NBA'de mücadele eden takımları da içeren lig 1976'da NBA'le birleşti. Bu dönemde NBA'in Kareem Abdul Jabbar, Oscar Robertson gibi oyuncuları kendi bünyesine katabilmesi belki de NBA'in bu rekabetten üstün çıkmasını sağladı.

nba.com, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları

ABA ile birleşme sonucu takım sayısı 22'ye çıktı ve birleşmeden üç yıl sonra 1979 yılında ABA'da olan ama NBA'de olmayan üç sayı kuralı NBA tarafından kabul edildi.Bu yıllardaki lig için diğer önemli olay ise lige katılan yeni oyuncular Larry Bird ve Magic Johnson'dır. Bu iki oyuncu hem lige yeni bir rekabet katmış hem de pek çok yeni izleyici çekti. Bird, Celtics; Magic Johnson ise Lakers tarafından takımlarına katıldı ve Celtics 3, Lakers 5 şampiyonluk kazandı.

1989 yılında ligdeki takım sayısı 27'ye çıkarıldı.1980'ler bu şekilde geçtikten sonra 1985 yılında Michael Jordan'ın lige girmesi ile NBA yepyeni bir görünüm kazandı ve 1990'lar Chicago Bulls'un etkinliğinde geçdi. Bulls Jordan'ın önderliğinde 6 şampiyonluk kazandı.

1990'larda ayrıca NBA dünya çapında büyük tanınma ve artık dünya çapında takip edilen bir lig konuma ulaştı.

1995 yılında ABD dışında Kanada'da Toronto Raptors ve Vancouver Grizzlies takımları kuruldu ve takım sayısı 29 oldu.

1992 yılında Rüya Takım (Dream Team) adıyla ilk defa NBA'in profesyonel oyuncuları Barselona'daki olimpiyatlara katıldı. Michael Jordan, Larry Bird ve Magic Johnson'lı ABD milli takımı her maçını farklı kazanarak Olimpiyat altın madalyası kazandı.Uzun süre yabancı oyuncu almakta tereddüt eden takımlar bu dönemde Dražen Petrović, Vlade Divac gibi oyuncuların başarılı olmasıyla tüm dünyadaki ligleri taramaya ve yetenekli oyuncuları bünyelerine katmayan başladılar.

1994 yılında NBA'de MVP ödülünü Nijeryalı Hakeem Olajuwon kazandı.

nba.com, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları

2002 yılında İspanya vatandaşı Pau Gasol yılın çaylak oyuncusu ödülünü kazandı. Yine 2002 yılında Çin'li Yao Ming NBA Draftı'nda ilk sıradan seçildi.1996 yılında bayanlar ligi "Women's National Basketball Association" (WNBA), 2002 yılında ise genç oyuncuların gelişmesi için rezerv lig konumunda "NBA Development League" kuruldu.2004 senesinde daha önce Hornets takımına ev sahipliği yapan Charlotte'da Bobcats takımı kuruldu ve takım sayısı 30'a yükseldi.

2007'de Alman oyuncu Dirk Nowitzki NBA normal sezon MVP'si oldu.2007 de ise NBA'in globalleşmesi sonucunda 50'den fazla uluslararası oyuncu, NBA takımların da oynuyor. Ayrıca Toronto Raptors ilk defa bir NBA takımına Avrupalı bir genel menajer getirerek, bir ilke imza attı.

amerika basketbol ligi, nba tarihçesi, nba takımları, nba tarihi, nba ne zaman kuruldu, nba kaç takım var, nba ne demek, nba türkçe anlamı nedir, nbl nedir, amerika basketbol ligi takımları

SÜPER LİG TARİHÇESİ VE ŞAMPİYON TAKIMLAR

beşiktaş, bursaspor, en fazla şampiyon olan takımlar, fenerbahçe, galatasaray, sportoto süper lig tarihçesi, trabzonspor, süper lig şampiyonları, en fazla şampiyon olan futbol takımı, en çok şampiyon olan takım,

Türkiye 1. Futbol Ligi şimdiki adıyla Süper Lig'in başlangıç tarihi 1959 olarak kabul edilir. 1959 yılında düzenlenen Türkiye 1. Futbol Ligi'nin ilk sezonunda maçlar, 8'er takımdan oluşan Beyaz ve Kırmızı adlı iki grupta oynandı. O tarihteki  statü uyarınca  beyaz grubun lideri  Fenerbahçe ile kırmızı grubun lideri Galatasaray finalde karşılaştı. İlk maçı Galatasaray 1-0, ikinci maçı ise Fenerbahçe 4-0 kazanınca, Türkiye 1. futbol Ligi'nin ilk şampiyonu Fenerbahçe oldu.

1959-1960 sezonundan itibaren ise grup sistemi kaldırıldı ve Türkiye 1. Ligi bugünkü statüsü ile oynanmaya başlandı.

Lig'de 1987-1988 sezonuna kadar galibiyete 2 puan verilirken, bu sezondan itibaren galibiyete 3 puan verilmeye başlandı.

2002-03 sezonunda adı Türkiye Süper Ligi olarak değiştirilen lig, 2005-06 - 2009-2010 sezonları arasında Turkcell Süper Lig adı ile kullanılırken, 2010-2011 sezonundan itibaren Spor Toto Süper Lig oldu.

beşiktaş, galatasaray kaç kez şampiyon oldu, fenerbahçe, galatasaray, sportoto süper lig tarihçesi, trabzonspor, süper lig şampiyonları, en fazla şampiyon olan futbol takımı, en çok şampiyon olan takım,

SPOR TOTO SÜPER LİG ŞAMPİYONLUKLARI

1959-FENERBAHÇE
1959 - 1960-BEŞİKTAŞ
1960 - 1961-FENERBAHÇE
1961 - 1962-GALATASARAY
1962 - 1963-GALATASARAY
1963 - 1964-FENERBAHÇE
1964 - 1965-FENERBAHÇE
1965 - 1966-BEŞİKTAŞ
1966 - 1967-BEŞİKTAŞ
1967 - 1968-FENERBAHÇE
1968 - 1969-GALATASARAY
1969 - 1970-FENERBAHÇE
1970 - 1971-GALATASARAY
1971 - 1972-GALATASARAY
1972 - 1973-GALATASARAY
1973 - 1974-FENERBAHÇE
1974 - 1975-FENERBAHÇE
1975 - 1976-TRABZONSPOR
1976 - 1977-TRABZONSPOR
1977 - 1978-FENERBAHÇE
1978 - 1979-TRABZONSPOR
1979 - 1980-TRABZONSPOR
1980 - 1981-TRABZONSPOR
1981 - 1982-BEŞİKTAŞ
1982 - 1983-FENERBAHÇE
1983 - 1984-TRABZONSPOR
1984 - 1985-FENERBAHÇE
1985 - 1986-BEŞİKTAŞ
1986 - 1987-GALATASARAY
1987 - 1988-GALATASARAY
1988 - 1989-FENERBAHÇE
1989 - 1990-BEŞİKTAŞ
1990 - 1991-BEŞİKTAŞ
1991 - 1992-BEŞİKTAŞ
1992 - 1993-GALATASARAY
1993 - 1994-GALATASARAY
1994 - 1995-BEŞİKTAŞ
1995 - 1996-FENERBAHÇE
1996 - 1997-GALATASARAY
1997 - 1998-GALATASARAY
1998 - 1999-GALATASARAY
1999 - 2000-GALATASARAY
2000 - 2001-FENERBAHÇE
2001 - 2002-GALATASARAY
2002 - 2003-BEŞİKTAŞ
2003 - 2004-FENERBAHÇE
2004 - 2005-FENERBAHÇE
2005 - 2006-GALATASARAY
2006 - 2007-FENERBAHÇE
2007 - 2008-GALATASARAY
2008 - 2009-BEŞİKTAŞ
2009 - 2010-BURSASPOR
2010 - 2011-FENERBAHÇE
2011 - 2012-GALATASARAY
2012 - 2013-GALATASARAY
2013 - 2014-FENERBAHÇE
2014 - 2015-GALATASARAY
2015 - 2016-BEŞİKTAŞ

beşiktaş, galatasaray kaç kez şampiyon oldu, fenerbahçe, galatasaray, sportoto süper lig tarihçesi, trabzonspor, süper lig şampiyonları, en fazla şampiyon olan futbol takımı, en çok şampiyon olan takım,

TAKIMLARIMIZIN ŞAMPİYONLUK SAYILARI

GALATASARAY  - 22
FENERBAHÇE    - 19
BEŞİKTAŞ            - 14
TRABZONSPOR   - 6
BURSASPOR         - 1


Türkiye 1.Liginin başladığı tarih TFF tarafından 1959 yılı olarak kabul edilmesine karşın, TFF Tahkim Kurulunun 09.05.2002 tarih, 2002/52E ve 2002/68K sayılı kararı tahtında BEŞİKTAŞ Kulübünün 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarında Türkiye Ligi şampiyonu olduğuna ve bu şampiyonlukların TFF Yıldız Kriterine dahil edileceğine karar verilmesi sebebi ile toplam şampiyonluk sayısı, toplam lig sezonu sayısından 2 fazladır.

beşiktaş, bursaspor, en fazla şampiyon olan takımlar, fenerbahçe, galatasaray, sportoto süper lig tarihçesi, trabzonspor, süper lig şampiyonları, en fazla şampiyon olan futbol takımı, en çok şampiyon olan takım, 

BAŞARILI JİMNASTİKÇİLER

başarılı jimnastikçiler, ünlü jimnastikçilerin hayatı, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, suat çelen, selim sırrı tarcan, nihat yılbar, sibel suveren

Ünlü Jimnastikçilerin Hayatı

ALPKAYA, Ufuk

1966’da Ankara’da doğdu. 1973 yılında jimnastiğe başladı. 1983 yılında Bulgaristan’da yapılan Balkan Şampiyonası’nda kendisinin ve Türkiye’nin yurt dışı müsabakalarındaki ilk madalyasını aldı. Altı kez Türkiye şampiyonu oldu. 1985 yılından itibaren sporculukla beraber antrenörlük de yaptı ve 35 kez milli oldu. 1992 yılında Milli Olimpiyat Komitesi’ne en genç üye olarak kabul edildi.

ARGUN, Mübeccel

1910 yılında istanbul’da doğdu. Türkiye’nin ilk bayan jimnastikçilerindendir. Hakemlik, yöneticilik ayrıca İngiltere ve Amerika’da spikerlik yapan Argun, 1983 yılında istanbul’da vefat etti.

CANBAŞ, Murat

1974 yılında Bolu’da doğdu. Yedi yaşındayken jimnastik okuluna gitti, ilk altın madalyasını 1986 yılında Macaristan’da yapılan Yaş Grupları Dünya Şampiyonası’nda barfiks aletinde kazanan Can-baş, 1987 yılında İzmir’de yapılan Balkan Şampiyonası’nda yer aletinde ikincilik, 1990 yılında İstanbul’da yapılan Boğaziçi Turnuvası’nda yer aleti, barfiks ve atlama beygirinde üç birincilik kazandı. 1993 yılında Cenevre’de yapılan Avrupa Gençler Şampiyonası’nda atlama beygirinde Avrupa şampiyonluğunu elde etti ve aynı yıl Fransa’da yapılan 13. Akdeniz Oyunları’nda altın madalya kazandı. 1994 Dünya Şampiyonasında atlama beygirinde 7. oldu. 4 Türkiye, 4 Balkan şampiyonluğu bulunan, 1992 Dünya Okullar şampiyonu ve 1993 Dünya Gençler şampiyonu olan Canbaş, 1994 yılında geçirdiği bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Adına turnuva düzenlendi.

CASLAVSKA, Vera

1942 yılında doğdu. Çekoslovakyalı bayan jimnastikçi, Tokyo ve Meksika Olimpiyatları’nda 7 altın, 4 gümüş madalya kazandı. Çeşitli Avrupa ve dünya şampiyonlukları bulunmaktadır.

CHTCHERBO, Vitali

1972’de Rusya’da Minsk kentinde doğdu. Yedi yaşında ilk jimnastik yarışmasına katıldı. 15 yaşında SSCB milli takımına girdi. 1991’de ABD’deki Dünya Şampiyonası’nda kombine hareketler, yer hareketleri ve atlama beygirinde birinci oldu. 1992 Barselona Olimpiyat Oyunları’nda en çok altın madalya kazanan sporcu ve bir olimpiyatta altı altın madalya alan ilk jimnastikçi oldu. Kulplu beygir, halka, atlama beygiri ve paralel barda altın madalya kazandığı gibi, kombine hareketlerde ve takım sıralamasında birinci olan SSCB takımında yer alarak altın madalya Sayısını altıya çıkardı. Tüm zamanların en başarılı jimnastikçisi olarak kabul edildi.

başarılı jimnastikçiler, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, nihat yılbar, selim sırrı tarcan, suat çelen, ünlü jimnastikçilerin hayatı, Nadia comaneci,

COMANECI, Nadia

1961 yılında doğdu. Romanyalı bayan jimnastikçi 1976 Montreal ve 1980 Moskova Olimpiyatları’nda 5 altın, 3 gümüş ve 1 bronz madalya kazandı. Jimnastik tarihinde 10 tam puan alan ilk sporcu olarak ün yaptı.

ÇELEN, Suat

1979 yılında Bolu’da doğdu. Spora Bolu Jimnastik Okulu’nda başladı. Yugoslavya’nın Rijeka şehrinde düzenlenen 1990 Balkan Gençler Şamplyonası’nda başarı göstererek paralelde altın madalya kazandı. Belçika’da yapılan şampiyonadaki son atlayışında ilk kez uyguladığı “ters bardan çift burgulu salto” ile altın madalya kazandı. Jüri tarafından uluslar arası çapta “çok büyük yetenek” olarak ilân edildi. 1992 Balkan Büyükler Şampiyonası’nda paralelde altın madalya kazandı. Boğaziçi Jimnastik Turnuvaları’nda da başarılarını sürdürdü.

başarılı jimnastikçiler, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, nihat yılbar, selim sırrı tarcan, suat çelen, ünlü jimnastikçilerin hayatı, Nadia comaneci,

DITYATIN, Aleksandr

1957’de Rusya’nın St. Petersburg şehrinde doğdu. 1980 Moskova Olimpiyatları’nda bir günde altı madalya kazanarak olimpiyat tarihine geçti. Ayrıca bir olimpiyatta sekiz madalya kazanan tek sporcu olma unvanını da taşımaktadır. Olimpiyatlarda 10 tam puan alan ilk erkek sporcudur.

HASIRCI, Seyhan

1953’te Adana’da doğdu. 1964’te başladığı jimnastik sporunu 1971 yılına kadar aktif olarak sürdürdü. 1976 yılından itibaren milli takım antrenörlüğü ve hakemlik yaptı ve çeşitli federasyon kurullarında çalıştı. 1980-81 yıllarında Köln Spor Okulu’nda jimnastik uzmanlığı eğitimi aldı. 1985’te uluslar arası jimnastik hakemi oldu. Ege, Dokuz Eylül ve Celal Bayar üniversitelerinde öğretim elemanı olarak çalışan Hasırcı, 1990 yılında doktor unvanını aldı.

KAPUCU, Erdoğan

1954 yılında istanbul’da doğdu. 1969’da jimnastik sporuna başladı. İstanbul’da yapılan 1982 Balkan Şampiyonası’nda 3., Atina 1985 Balkan Şampiyonası’nda atlama beygirinde 2. oldu. 32 kez millî formayı giydi. 1985 yılında aktif spora veda ederek antrenörlüğe başladı. Millî takıma pek çok sporcu yetiştirdi. Millî takım antrenörlüğü yaptı.

KATO, Sawao

1946 yılında doğdu. 1968 Meksika Olimpiyatları ve 1976 Montreal Olimpiyatları’nda çeşitli aletlerde altın, gümüş ve bronz madalyaları vardır. 1970 ve 1974’te takım hâlinde dünya şampiyonu olan ekipte üstün başarılar elde etti.

başarılı jimnastikçiler, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, nihat yılbar, selim sırrı tarcan, suat çelen, ünlü jimnastikçilerin hayatı, Nadia comaneci,

KAZANCI, Mazhar

1876’da Maraş’ta doğdu. Türkiye’de idmancılığın ve Alman jimnastiğinin öncülüğünü yaptı, idman Cemiyetleri ittifakı tarafından kendisine “İlk Türkiye Jimnastik Şampiyonu” unvanı verildi. 1957 yılında İstanbul’da vefat etti.

KORBUT, Olga

1955 yılında doğdu. Münih ve Montreal Olimpiyatları’nda çeşitli aletlerde altın, gümüş ve bronz madalyalar kazandı. 1972’de atlama beygirinde dünya şampiyonu oldu.

MENGÜTAY, Sami

1952’de İstanbul’da doğdu. Öğrenimini AÜEF Yabancı Diller Bölümünde yaptı. Spora 1965’te İstanbul Jimnastik ihtisas Kulübü’nde başladı. Bölge ve Türkiye şampiyonalarında pek çok birincilikler kazandı. 1974’te aktif sporu bıraktı, federasyonda kadrolu antrenör olarak göreve başladı. 1973-75 ve 1979 yıllarında Londra’daki meslekî eğitimle birlikte jimnastik ve trampolín çalışmalarına katıldı. 1977’de İstanbul Gençlik ve Spor Akademisine öğretim görevlisi olarak atandı. Akademinin 1980’de MÜ Beden Eğitimi ve Spor Bölümüne bağlanmasıyla çalışmalarına burada devam etti. 1988’de doktor, 1992’de doçent unvanını alarak Antrenör Eğitimi Bölüm Başkanlığına atandı. Jimnastik Federasyonunda milli ve uluslar arası hakem, antrenör, MHK başkanlığı, teknik ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. Jimnastikle ilgili beş kitabı ve 10’un üzerinde makalesi yayımlandı.

ONMUŞ, Tuba Akıncılar

1969 yılında istanbul’da doğdu. Jimnastik sporuna 1977’de başladı. 1982’de Bulgar antrenör V. Mihailova’nın oluşturduğu takıma seçildi. 1984, 1985, 1987 ritmik jimnastik Türkiye şampiyonu oldu. 12 kez milli formayı giydi. 1988-1991 yılları arasında Paşa-bahçe Kulübü antrenörlüğünü yaptı. Millî takıma pek çok sporcu yetiştirdi.

ÖRSEL, Atilla

1939 yılında Kütahya’da doğdu. Askeri Liseyi Erzincan’da bitiren Örsel, öğrenimine Kara Harp Okulunda devam etti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümüne girdi. 1980 yılında Jimnastik Federasyonu asbaşkanlığına getirildi. 1984 yılında başkan oldu. 1986 senesinde Balkan Ülkeleri Jimnastik Federasyonu başkanlığına seçildi. 1988 yılında Viyana’da Avrupa Jimnastik Birliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1993 yılında Avrupa Jimnastik Birliği ikinci başkanlığına getirilen Örsel, yapılan seçimleri kazanarak Türkiye Jimnastik Federasyonu başkanlığını sürdürdü.

ÖZER, Kâmil

1950 yılında Gelibolu’da doğdu. Küçük yaşlarda başladığı jimnastik sporunda artistik jimnastik branşında 6 kez Türkiye şampiyonu ve 6 kez milli oldu. 1975’te DTCF Antropoloji Bölümünü bitirdi. 1975-1986 yılları arasında milli takım antrenörlüğü yaptı. 1977 yılında Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1985’te doktor, 1989’da doçent, 1996’da profesör unvanını aldı. 1993 yılından itibaren Akdeniz Üniversitesine bağlı BESYO’da görev yapmaya başladı. Uluslar arası hakem olan Özer, 1994 yılından itibaren Federasyon Teknik Komite başkanlığını üstlendi. Artistik jimnastik ile ilgili bir kitabı ve jimnastikle ilgili pek çok makalesi yayımlandı.

SAYIN, Metin

1954’te Ankara’da doğdu. 1977-1982 yılları arasında Köln Spor Yüksek Okulunda jimnastik uzmanlığı eğitimi gördü. 1985’te uluslar arası hakem oldu. 1975’te aktif sporculuk yaşamını bıraktıktan sonra antrenörlük ve federasyon kurullarında çeşitli görevler yaptı. Manisa Spor Akademisi ve Dokuz Eylül Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1993’te “spor bilimleri doktoru” unvanına sahip oldu.

başarılı jimnastikçiler, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, nihat yılbar, selim sırrı tarcan, suat çelen, ünlü jimnastikçilerin hayatı, Nadia comaneci,
LATININA, Larisa

1934’te Ukrayna’da doğdu. Olimpiyatlarda 18 altın kazanan tek sporcu olarak tarihe geçmiştir. 9 altın madalya kazanan 4 sporcudan biri olmasının yanı sıra tek kişilik bir branşta 14 madalyası olan tek sporcu ve yaz olimpiyatları kategorisinde altın madalya alan 4 sporcudan biridir. Aktif spor hayatı bittikten sonra 1967-1977 yılları arasında SSCB milli takımını da çalıştırmıştır.

SUVEREN, Salih

1954’te doğdu. 1972 yılında başladığı aletli jimnastikte pek çok kez Türkiye şampiyonlukları elde etti. Uzun yıllar millî takımda yer aldı. 1982’de aktif sporu bıraktıktan sonra millî takım antrenörlüğü yaptı. Gazi Üniversitesine bağlı BESYO’da öğretim elemanı olarak, federasyon teknik, MHK ve eğitim komitesinde görev yaptı. Uluslar arası hakem brövesine sahip Suveren’in çeşitli makaleleri ve kitapları yayımlandı.

SUVEREN, Sibel

1961’de doğdu. 1970’te başladığı jimnastik sporunda pek çok kez Türkiye şampiyonlukları ve uluslar arası turnuvalarda dereceler elde etti. GÜ BESYO’da, federasyon teknik, MHK ve eğitim komitelerinde görev yaptı. Uluslar arası hakem brövesine sahip Sibel Suveren’in çeşitli dergilerde makaleleri yayımlandı.

başarılı jimnastikçiler, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, nihat yılbar, selim sırrı tarcan, suat çelen, ünlü jimnastikçilerin hayatı, Nadia comaneci,

TARCAN, Selim Sırrı

1874’te Mora’da doğdu. Jimnastiğe Galatasaray Lisesinde başladı. 1908’de II. Meşrutiyetin ilânı üzerine Osmanlı Olimpiyat Cemiyetini kurdu. 1911’de İsveç Kraliyet Askeri Beden Eğitimi ve Jimnastik Akademisini bitirerek yurda döndü, İsveç Jimnastiği de denilen aletsiz jimnastiği tanıtmaya ve yaymaya çalıştı. 1922 yılında Türkiye Milli Olimpiyat Cemiyetini kurdu ve 1927 yılına kadar başkanlığını yürüttü. 1908-1930 yılları arasında UOK Türkiye temsilciliğini üstlendi. Beden eğitimi öğretmenliği ve Beden Terbiyesi başmüfettişliği yaptı. Ordu milletvekili olarak bir dönem Mec-lis’te görev aldı. 1956 yılında istanbul’da vefat etti.

TUNCA, Aykut

1948’de Yozgat’ta doğdu. Spora 1964’te başladı. 1968-1969’da genel klâsman Türkiye şampiyonu oldu. Jimnastik ve tramplen atlamada 23 kez milli formayı giydi.1978’de sporu bıraktıktan sonra milli takım antrenörlüğü, uluslar arası hakemlik ve federasyon teknik komite üyeliği yaptı.

ÜSTÜN İDMAN, Faik

1859 yılında istanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesinde okurken Fransız beden eğitimi öğretmeni Molroux’un teşviki ile jimnastiğe başladı. 1879 yılında Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra bu okulda beden eğitimi öğretmeni oldu. Galatasaray Lisesinde öğretmenliği sırasında, beden eğitimi konusunda günümüz jimnastiğinin temellerini attı. 1891 yılında “Riyaziyat-ı Bedenlyye” adlı ilk spor kitabını yayımladı. 1926 yılında “fahri öğretmen” unvanıyla emekliye ayrıldı. Emekliye ayrıldıktan sonra bir süre Maliye Bakanlığı tercümanı olarak Viyana ve Berlin’de bulundu. Yurda döndüğünde İstanbul’da özel bir jimnastik salonu açtı. Türkiye’nin en ünlü jimnastikçilerini ve antrenörlerini yetiştirdi. “idmancılar Şeyhi” lâkabıy-la tanındı. Yaptığı hizmetlerden dolayı adı Galatasaray Lisesi Spor Salonu’na verildi. 1943 yılında vefat etti.

YILBAR, Nihat

1922 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Spora atletizm ile başladığı hâlde 1938 yılında jimnastiğe geçti. Jimnastikte ilk Türkiye şampiyonluğunu 1944 yılında elde etti ve beş yıl boyunca korudu. 1960 yılında gittiği Almanya’da Frankfurt Deusche Turn Schule’de çalışmalarda ve temaslarda bulundu. Türkiye’de jimnastiği modern ve teknik anlamda ilk defa ele alan “Öğretim ve Yardım Usulleri ile Aletli Jimnastik” kitabını yazdı. FIG’in uluslar arası kurallarını Türkçe’ye çevirerek jimnastik yarışmalarının ülkemizde bu kurallara göre yapılmasını sağladı. Türkiye’nin uluslar arası ilk bröveli hakemi oldu. Federasyon başkanlığı döneminde Türk antrenörlerinin yurt dışına gönderilerek yetişmelerini sağladı. Gençlik ve Spor akademilerinin kurulmasıyla, istanbul’da artistik jimnastik dalının beden eğitimi ve spor okullarında çağdaş ve bilimsel anlamda tanınması ve uygulanması için çaba harcadı, ilk resmî ihtisas kulübü olan istanbul Jimnastik ihtisas Kulübü’nün kuruculuğunu ve başkanlığını yaptı.

başarı kazanmış jimnastikçiler, ünlü jimnastikçilerin hayatı, iz bırakan ünlü jimnastikçilerin hayatları, jimnastikçilerin biyografileri, suat çelen, selim sırrı tarcan, nihat yılbar, sibel suveren

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-