TENİS TARİHÇESİ

dünyada tenis, tenis kuralları, tenis tarihçesi, tenis terimleri, tenis tarihi, ilk tenis nerede oynandı, dünyada tenis tarihi, ünlü tenisçiler, tenis topu, wilbledon tenis turnuvası,


Dünyanın en köklü ve zevkli sporlarından olan tenisin geçmişi ve gelişimi merak konusu. Tenisin tarihi 1000 yıl öncesine dayansa da bundan önceki süreçte de oynandığına dair görüşler mevcut.

Haçlıların Orta Asya’da tahta parçaları ve topla oynanan bu oyunu 12. Yüzyılda Avrupa’ya getirmesi ile başlayan macera günümüze kadar değişimler göstererek şekillenmiştir. Zengin İngiliz ve Fransız asilzadeleri betondan yapılan dört duvar içerisinde ortadan file ile ayrılan alanlarda elleri ile tenis oynarlarmış.

Sonraları eldivenler ve tahta parçaları ile oynanmaya başlanan tenis ileri zamanlarda rakete benzeyen araçlar ile kapalı alanlarda oynanmaya başlanır. 1874 yılında İngiliz binbaşı Walter Clapton Wingfield oyunun patentini alır ve ekipmanların tasarlanması ve pazarlanması işine girişir. 1875’te İngiltere’de Marlylebone Kriket Kulübü tarafından tenis kurallarının ilk şekli oluşturulup yayınlandı. Hızla yayılan bu spor için daha sonra ayrı bir federasyon kuruldu ve 1900’lü yıllar boyunca Avrupa ve Asya’ya yayıldı.

Sonrasında sadece çim kortta değil; toprak, sert ve sentetik olmak üzere değişik şekilde tasarlanan ve yapılan kortlarda da oynanan tenis belirli kurallara oturtularak sistemli bir spor haline getirildi.

Günümüzde Wimbledon’dan Roland Garros’a, Amerika Açık’tan Olimpiyat Oyunları’na kadar geniş bir yelpazede oynanıyor. Adrea Agassi’den Sthefi Graff’a, Nadal’dan Federer’e kadar dünyanın en ünlü ve en çok kazanan sporcuları da bu dalın içerisin de yetişiyor. Ülkemizde de giderek yayılan tenis hem sağlıklı hem de disiplinli bir yaşam oluşturmak için kişilerin önünü açıyor.

dünyada tenis, tenis kuralları, tenis tarihçesi, tenis terimleri, tenis tarihi, ilk tenis nerede oynandı, dünyada tenis tarihi, ünlü tenisçiler, tenis topu, wilbledon tenis turnuvası,

HENTBOLÜN TARİHÇESİ

HENTBOL TARİHİ

hentbol ilk kez ne zaman oynandı, hentbol tarihçesi, hentbol terimleri, hentbol tarihi, hentbol, amatör sporlar, amatör spor dalları, hentbol kuralları, türkiyede hentbol, dünyada hentbol, hentbol federasyonu

Hentbol dünyanın en eski sporlarından biridir. Homeros’un ünlü kitabı “ODYSSEY”
de topla oynanan bu spordan bahsedilmektedir. İÖ 600 yıllarına ait rölyeflerde
bu sporun Atina ‘da oynandığına dair işaretler bulunmaktadır. Yine Antik Çağ'ın
ünlü düşünürlerinden Platon, “PHAEDON” adlı yapıtında 12 değişik renge boyanmış
parçalı toplardan söz etmiştir.

İÖ 130-200 tarihleri arasında yaşamış Romalı doktor Claudius Galenus
kitaplarında Roma’da “Harpston” adını verdiği Hentbole benzer bir oyundan
bahsetmektedir.

1170-1230 yıllarında yaşayan Alman Destan yazarı Walther von der Vogelwide ın
bahsettiği “Catch Ball Games” (top yakalama oyunu) günümüz hentboluna benzer bir
oyundu ve ilk kez bu oyunun kurallarından söz ediyordu.

Fransız Rabelais (1494-1533) elin içi ile oynanan bir top oyunundan
bahsetmektedir. Danimarkalı beden eğitimi öğretmeni Holger Nielsen 1848 de
Ortrup daki okulunda kuralları ve metodları belirlenmiş ve adına
“Haanbold-Spiel” (hentbol oyunu) dediği bir oyunun oynanmasına izin vermiştir.

Kapalı salon yada Olimpic Hentbol’un günümüze yakın kuralları 1897 yılında
Danimarka’da belirlendi. 7 oyuncu ile ve Basketbol sahasından daha büyük bir
sahada oynanmaya başladı.

1890 da Alman bedeneğitimi öğretmeni Konrad Koch Hentbolden , hentbol
formatlarına benzer “Snatch ball game “ adını verdiği bir oyun türetmiş ama bu
oyun fazla ilgi görmemiştir.

Uluslararası Futbol Federasyonu’nun genel sekreteri Alman Hirschmann açık saha
hentbolunun tanıtımı için uğraş verdi. 1915-1917 yılları arasında Berlin’li bir
Spor okulu müdürü olan Max Heiser bu oyunun gerçek yapısını düşünen ve kuran
kişi oldu.

İlk Uluslar arası Açık saha hentbol karşılaşması 13.Eylül.1925 de Almanya ve
Avusturya arasında oynandı ve Avusturya 6-3 kazandı.

1926'da, Uluslar arası Amatör Atletizm Federasyonu'nun (IAAF)düzenlediği
kongrede uluslar arası hentbol oyun kurallarının saptanması ve standart hale
getirilmesi için bir komisyon kurulması kararlaştırıldı.

11 ülkenin katılımı ile 4.ağustos.1928 de Amsterdam-Hollanda da Uluslararası
Amatör Hentbol Federasyonu (FIHA) kuruldu.

1930'larda açık alan hentbolü hızla gelişirken, kış mevsiminin sert ve uzun
geçtiği kuzey Avrupa ülkelerinde ise salon hentbolü oynanmaya başlandı.

1935'te İsveç-Danimarka arasında ilk uluslar arası salon hentbolü karşılaşması
yapıldı.

Hentbol olimpik spor olarak ilk kez 1936 da Berlin’de 11.Olimpiyat Oyunlarına
kabul edildi.

İlk Dünya şampiyonası’ da 1938 de Berlin ‘de düzenlendi. Ve Almanya ilk dünya
şampiyonu oldu.

1939'da başlayan II. Dünya Savaşı, gelişimini henüz tamamlayamamış olan hentbol
sporunu olumsuz yönde etkiledi.

1950'li yıllarda açık alan hentbolü giderek yerini salon hentboluna bırakmaya
başladı.

2.dünya savaşının ardından Dünyadaki hentbol oyunlarını organize etmek amacıyla
Danimarka, İsveç, Finlandiya, Norveç, Hollanda, Polonya ve Fransa'nın
katılımlarıyla 1946'da Uluslar arası Hentbol Federasyonu (IHF), Kopenhag'da
kuruldu.

IHF'nin düzenlediği bayanlar ilk Dünya Şampiyonası'nı Çekoslovakya kazandı.

1966 da Düzenlenen Dünya Şampiyonası Saha Hentbolunun son şampiyonası oldu.

Madrid de yapılan 64. OIC toplantısında Hentbol olimpik spor olarak tekrar 1972
Münih Oyunlarına kabul edildi. Bayanlar ilk kez 1976 Montreal Oyunlarında sahaya
çıktılar. Doğu bloku ülkelerinin neredeyse ana sporlarından olan hentbolde
1980’lere kadar Sovyetler Birliği, Romanya, Yugoslavya, Doğu Almanya ve
Macaristan ‘ın üstünlüğü sürdü. Zaman zaman sadece Batı Almanya ve İsveç
bunların arasına girebildi.

TÜRKİYE' DE HENTBOL

Türkiye'de hentbol ilk kez 1927-1938 yılları arasında açık alan hentbolu olarak
başlamıştır. Öncülüğünü Almanya'da öğrenim yapan ve beden eğitimi öğretmeni
kökenli Hüsamettin Güreli, Zeki Gökışık, Nafi Tağman, askeri okullarda
yapmıştır. Bu askeri okulların yanı sıra Gazi Eğitim Ensitüsü Beden Eğitimi
Bölümünde de bazı kurallar tespit edilerek, futbol sahalarında 'el topu' adı
altında hentbolun yaşatılmasına katkıda bulunmuş. Ülkemizde ilk resmi saha el
topu oyun kuralları 1934 yılında Türkiye İdman Cemiyeti ittifakı tarafından
yayımlanmıştır.

Ülkemizde ilk resmi açık alan hentbol maçı 1938 yılında oynanmıştır. Ancak
Türkiye'de hentbol, voleybol ve basketbol ile birlikte 1942 yılında "Spor
Oyunları Federasyonu'na bağlanınca canlanmaya başlamış, ilk hentbol ligi 1942-43
sezonunda İstanbul Hentbol Ligi adıyla kurulmuş ve o yıl Defterdar Takımı
şampiyon olmuştur. 1943-44 ve 1944-45 sezonlarında Fenerbahçe, 1945-1955 yılları
arasında ise Galatasaray şampiyonluğu elinde tutmuştur. 1945'te ilk kez Türkiye
Şampiyonası düzenlenmiş, şampiyon da "Kara Harp Okulu "olmuştur.

1941 yılında Hasan Örengil ve 1947 yılında Mehmet Arkan-İlyas Sınal ikilisi el
topu ile ilgili kitaplar yayımlamışlardır. İlk federasyon başkanlığını Vedat
Abut bir süre yaptıktan sonra Faik Gökay'a devretmiştir. 1958 yılında Hentbol
Federasyonu Başkanlığını Vahit Çolakoğlu yaparken voleybol, el topu adı altında
yeni bir kimlik kazanmıştır. Bu süreç içinde kulüplerarası açık alan hentbol
maçları yapılmıştır. Bu maçları geliştiren ilk kulüplerimiz Harp Okulu,
Jandarmagücü, Ziraat Gençlik, Maltepe Emniyet, Anıtspor, Pınarspor, Doğuspor'dur.
Yapılan müsabakalar sonucunda hemen hemen her yıl Harp Okulu şampiyon olmuştur.

Hentbol, yurt dışından gelen ve devlet büyükleri için gösteri sporu olarak da
oynatılmıştır. İran Şahı'nın Türkiye'yi ziyaretinde Harp Okulu'nda iki takım
oluşturularak bu takımlardan birisine 'Şah', diğerine de 'Süreyya' adı
verilmiştir. Şah ile Süreyya takımları arasındaki maç berberlikle
sonuçlanmıştır.

1945 yılı ve sonrasındaki okullarda bayanlararası 2x15 dakika süreli iki devreli
salon hentbolü maçları yapılmıştır. 1960-1962 yıllarında açılan hakem
kurslarının öğretmenliğini İbrahim Selet yapmış ve bu kurs sonunda başarılı olan
Atilla Bostancıoğlu, Bülent Yılmazer, Necip Doğutürk, Nadir Irmaklar, Sedat
Çötelli, Ömer Lütfi Tuncel, Fahri Alpagut, Turan Çelikkol, Ertuğ Fırat, Mazhar
Kerestecioğlu, İbrahim Selet, Hüsamettin Topuzoğlu, Rıza Nur Mazlumca ve Şeref
Tunca resmi hakem ünvanını alan ilk hakemlerimizdir.

Ülkemizdeki salon hentbolu ile ilgili ilk ciddi çalışmalar 1974-1975 yıllarına
dayanır. Bu tarihlerde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurt dışına eğitime
gönderilen bir grup beden eğitimi öğretmeni, eğitim gördükleri Federal
Almanya'dan dönerek görev yaptıkları Beden Eğitimi Bölümlerinde modern salon
hentbolunun temellerini atmaya çalıştılar

Bir süre sonra Gençlik ve Spor Bakanı Ali Şevki Erek ve Beden Terbiyesi Genel
Müdürü merhum Talat Akgül'ün gayretleriyle 4 Şubat 1976 yılında 22. federasyon
olarak Hentbol Federasyonu kuruldu.

Federasyon başkanlığına Almanya Köln Spor Akademisinde 4 yıl hentbol, basketbol,
futbol, voleybol, antrenman bilgisi dallarında ihtisas öğrenimi gören Yaşar
Sevim getirildi.

1977 yılından itibaren üniversitelerin (Anadoluhisarı, 9 Eylül ve Manisa) Beden
Eğitimi ve Spor Bölümlerinde hentbol Bilim dalı kurulmuş ve giderek her dereceli
eğitim kurumunun müfredat programlarında yer almaya başlamıştır.

Tabanını okulların oluşturduğu bu spor daha sonraları MTA, Beşiktaş, İstanbul
Bankası Yenişehir, İTÜ, Kolej, Arçelik, Simtel,Taçspor, Çukobirlik, Hacettepe,
Karşıyaka, İzmirspor, Etispor, Eskişehir Kılıçoğlu Toprakspor, Pertevniyal ve
isimlerini sayamayacağımız Konya, Adana, Eskişehir, Mersin, Trabzon, Rize, Bursa
gibi illerimizdeki kulüplerimizin uğraşlarıyla daha da yayılmış ve üst düzeyde
oynanmaya başlamıştır.

Deplasmanlı Türkiye Ligi'nin kurulmasıyla, başarılı olan takımlar, yurt dışında
Türkiye'yi temsil etmişlerdir. Türk Milli Takımı ilk resmi maçını Mısır'a karşı
1979 yılında Akdeniz Oyunları sırasında oynamıştır.

İlk milli maç galibiyetimiz 1980 yılında Romanya'daki balkan Şampiyonası'ndan
32-19'luk skorla Yunanistan'a karşı alınmıştır.. 1981 yılında Genç Milli Hentbol
Takımımız'ın Balkan Üçüncülüğü bu alandaki ilk başarımız olmuştur. Her
kategorideki Türkiye şampiyonları 1978 yılında, Deplasmanlı Türkiye Hentbol Ligi
ise 1982 yılında başladı

Bayan milli takımımız ise 2 yıllık bir hazırlıktan sonra 1983 yılında ilk defa
Bulgaristan'daki Haskova Turnuvası'na katıldı.

1983 yılında Türkiye'de yapılan Balkan Büyükler Hentbol Şampiyonası'nda
Yugoslavya, Romanya ve Bulgaristan gibi dünya ve Olimpiyat şampiyonu takımlara
karşı büyük bir mücadele örneği verildi ve Bulgaristan ile 18-18 beraberlik
sonucu averajla Balkan üçüncülüğü kaybedildi.

1993 yılı Haziran ayında ilk kez yapılan Yıldız Erkekler ve Bayanlar Balkan
Şampiyonası'nda hentbolcularımız erkeklerde 2., bayanlarda 3.'lük elde etmiştir.
Aynı yılın Kasım ayında düzenlenen Balkan Şampiyonası'nda Hentbol Büyük Erkekler
Milli Takımı hentbol tarihimizde ilk kez Balkan şampiyonu olmuştur.

1994 yılında yapılan Balkan Yıldız Bayanlar Balkan Şampiyonası'nda takımımız
birinciliğe ulaşmış, Eskişehir'de düzenlenen Gençler Balkan Şampiyonası'nda ise
hentbolcularımız erkek ve bayanlarda üçüncü sırayı almışlardır. Ocak 1995'te
İzmir'de düzenlenen Dünya Üniversitelerarası Hentbol Şampiyonası'nda
hentbolcularımız dünya ikincisi olmuş, Eskişehir'de yapılan Balkan Büyükler
Hentbol Şampiyonası'nda milli takımımız Balkan Şampiyonluğu'na ulaşmıştır.

1996 yılı Şubat ayında Hentbol Federasyonu'nun kuruluşunun 20. yılı nedeniyle
düzenlenen Uluslararası Ankara Turnuvası'nda Türkiye şampiyon olmuştur.
1992-1993 sezonundan itibaren erkeklerde ve bayanlarda Türkiye Ligi ve Play-Off
müsabakalarında dereceye giren dörder takımımız Avrupa Kupaları müsabakalarına
katılmaya başlamışlardır.

hentbol ilk kez ne zaman oynandı, hentbol tarihçesi, hentbol terimleri, hentbol tarihi, hentbol, amatör sporlar, amatör spor dalları, hentbol kuralları, türkiyede hentbol, dünyada hentbol, hentbol federasyonu

BOKS-BOKSİNG TARİHİ

Boks her ne kadar yeni bir spor olarak gözüksede tarihi çok eski zamanlara hatta milattan önceye tarihi dayanmaktadır.Adını sıkça tarih derslerinde duyduğumuz Eski Yunanistan ve Roma'da boks oldukça önemli bir spor olarak tarihte yerini almıştır.

boks ilk kez ne zaman ve nerede yapılmış, boks tarihi, boks terimleri, boksing, boxing, en ünlü boksörler kimler, mısır piramitleri, romalılar, sümerler,
boks ilk kez ne zaman ve nerede yapılmış, boks tarihi, boks terimleri, boksing, boxing, en ünlü boksörler kimler, mısır piramitleri, romalılar, sümerler, 
İlk olarak boks sporuna Sümer kalıntılarında ve sonrasında ise Mısır piramitlerindeki resimlerde rastlanmıştır. Dünyanın  ilk boks yapan milleti olarakta Sümerliler kabul edilmektedir.Sümerlilerde rastlanan boksa dair izlerin 7.000 sene öncesine ait olduğu kabul edilmektedir.

Boks günümüzde ilk olarak İngilterede ortaya çıktı.1719'da James Fig boks için bir ring kurdu ve hem dövüştü hemde öğrencilerine dersler verdi.Bu zamanda yapılan dövüşler çıplak ellerde yapılırdu ve rakip pes edene kadar dövüş sürüyordu.Tek kural karşıdaki rakibin pes etmesiydi.

John Chambers ve VIII. Queensburg 1866'da Dünyada ilk olarak Amatör Spor Kulübü kuruldu. Kurulan bu kulupte boksa bazı kurallar getirildi.Londan Prize Ring adı altında kurulan kulüp çıplak el yerine eldiven ile dövüşme yerine kaska ve eldiven ile dövüşme kuralını koydular.Kurulan bu amatör kulup sayesinde eski kuralsız boks geride bırakılmış, günümüzdeki çağdaş boksa dair ilk adımlar atılmış oldu.

Günümüzdeki boksun gelişimi İngileterede olmuştur.Dövüş biçimi şiddet unsurları azaltılarak belirlenmiş ve daha çok sportif yönü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.Boksörlerin 3 dakika dövüşüp her 3 dakika sonunda birer dakika dinlenmeleri, rakinin darbeleriyle düşen boksörün hakem tarafından 10 sn sayıldıktan sonra yerden kalkamaması durumunda mağlup ilan edilmesi gibi kurallar konuldu.

Boks, ABD'de 19. yy'ın başlarında geldi.ABD'de boksa olan ilgi John L. Sullivan ile arttı.Sullivan 1982'de Paddy Ryan yenerek eldivensiz boksuz tartışmasız Dünya Şampiyonu olmuştur.Jonh. L. Sullivan Dünya Şampiyonu olduktan sonra eldivenli birçok maç yapmıştır.

İlk siyahı Dünya Şampiyonu boksör Jack Jackson'dır.İkinci siyahı Şampiyon ise Joe Louis'dir.Joe Louis dünya tarihine geçecek maçlara imza atmış ve 25. kez Şampiyonluk ünvanını başarılı bir şekilde korumuştur.1949'da boksu şampiyon olarak bırakmıştır.

ABD'de en ünlü boks şampiyonları arasında yaptığı 49 maçın 49'unu kazanan Rocky Marciano gelir.Rock, boks tarihinin en sert yumruklarına sahip şampiyon olarak 1956'da boksu bıraktı.Rocky Marciano bir çok boks filmine ilham kaynağı olmuştur.

1960 ve 1970'lerde bütün dünyada efsana haline gelen Muhammed Ali Clay'di.Muhammed Ali Clay'den sonra bir çok başarılı boksör yetişmiştir.

Kaynaklar;
http://www.bilgehandemir.com/tr/content/view/64/34/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Boks

boks ilk kez ne zaman ve nerede yapılmış, boks tarihi, boks terimleri, boksing, boxing, en ünlü boksörler kimler, mısır piramitleri, romalılar, sümerler, 

TEKVANDO TARİHİ VE TEKNİKLERİ

tekvando sporu nedir, tekvando nasıl yapılır, tekvando kuralları, tekvando teknikleri nelerdir, tekvando kuşakları, tekvando tarihi, tekvando ilk kez nerede ne zaman yapıldı, nur tatar
TEKVANDO
nur tatar, tekvando ilk kez nerede ne zaman yapıldı, tekvando kuralları, tekvando kuşakları, tekvando nasıl yapılır, tekvando sporu nedir, tekvando tarihi, tekvando teknikleri nelerdir, 
Bilinen kaynaklara göre en eski olarak Kore Yarımadası’nın kuzey bölgelerinde yapılan tekvando, dünyanın en eski savunma sporudur. Savaşçı sanatı olarak da adlandırılan tekvando, savunmanın dışında kişiye güç ve çeviklik kazanma, zihni açık tutma gibi özellikler de katmaktadır. Peki tekvando nedir, nasıl yapılır, kuralları nelerdir gelin birlikte öğrenelim.

Tekvando, belli kurallar içinde yapılan bir spordur. Bu kurallar antrenman, sınav ve müsabaka olarak sıralanabilir. Özellikle müsabaka kuralları, sporcuların kesinlikle uyması gereken kurallardır. Tekvando müsabakalarında amaç rakibi yaralamak veya sakat bırakmak değil, rakipten fazla puan almaktır. Bu nedenle de en sıkı güvenlik önlemleri alınan dövüş sporlarındandır. Tekvando ilk olarak, Kore Yarımadası’nın kuzey bölgelerinde Kogoryo Hanedanlığı’nın mezar duvarları resimlerinde görülmüştür.

Kore halkı, tekvandoyu vahşi hayvanlara ve saldırganlara karşı savunma, savaşçı sanatı olarak kullanmasının yanı sıra, güç ve çeviklik kazanma, fiziki sağlığı ve zihni korumak, geliştirmek için egzersiz olarak da kullanmışlardır.

Tekvandonun Türkiye ile tanışması 1964 yıllarına dayanır. Şükrü Gencel ve Nazım Canca’nın çabaları sonucu gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde pek çok tekvandocu yetişti ve hala yetişmektedir.

Tekvando, çıplak el ve ayakla yapılan, kökeni Kore’ye dayanan Uzakdoğu savunma sanatı ve sporudur. Tekvandoda ustalık ve tecrübeyi belirtmek için, elbisenin üzerine bağlanan kuşaklar bulunur. Bu kuşaklar derecelerine göre; beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı ve siyah renklerdedir. Derecelendirmenin kolay olması için, iki kuşağın arasında bir de ara kuşak yer alır ve bu kuşak öncesi ve sonrasındaki kuşakların renkleriyle anılır. 4 ayda bir kuşak sınavı yapılır ve başarılı olanlar bir üst kuşağa geçerler. Siyah kuşak aralarında en üst dereceli olanıdır.

Tekvando Nasıl Yapılır?

Tekvando müsabakaları, 2’şer dakikalık 3 devreden oluşmaktadır. Devre aralarında 1 dakika dinlenme molası verilir. Bu molada sporcular dinlenirken bir yandan da sıvı ihtiyaçlarını giderip hocalarından uyarı ve taktikleri alır. Maçlar, sporcuların birbirlerine ve hakemlere selamı ile başlar ve biter. 3 devrenin sonunda eşitlik varsa, üçüncü devrenin sona ermesinden sonra bir dakikalık dinlenme süresi verilir ve daha sonra altın vuruş denilen son vuruşların yapılacağı iki dakikalık dördüncü devre başlar veya ceza puanları değerlendirilerek maç sona erer.

Kural dışı hareketler yapan, kafa atan, yere düşen sporcuya vuran ya da komutlara aykırı hareket eden sporcu eksi puan alır. 3 eksi puan almış olan oyuncu hükmen yenik sayılır. Belden yukarı olması şartıyla vücuda ve kafaya tekme atmak serbesttir. Kafaya yapılan darbeler çok zor, riskli fakat daha etkilidir. Tekvando müsabakalarının belirli kuralları vardır. Bu kurallar; belden aşağı vurmak, kafaya ve yüze yumruk atmak, rakibin arkasına ya da sırtına vurmak, rakibi tutmak, itmek veya çekmek, çizginin dışına çıkmak, rakibe çelme takmak, kasıtlı olarak yere düşmek veya yaralıymış gibi davranmaktır.

tekvando sporu nedir, tekvando nasıl yapılır, tekvando kuralları, tekvando teknikleri nelerdir, tekvando kuşakları, tekvando tarihi, tekvando ilk kez nerede ne zaman yapıldı, nur tatar

Tekvandonun Teknikleri Nelerdir?

İzin verilen teknikler ayak ve yumruk tekniğidir.

Yumruk Tekniği: İşaret ve orta parmağın ön kısmını kullanarak, diğer parmaklar sıkıca kapalı olarak uygulanan tekniktir. Orijinal Kore tekniklerine göre yumruk sıkılı olarak vuruş yapılmalıdır. Bu nedenle, orta ve işaret parmağın önünü kullanarak vurma ile parmağın eklem yerleri açı, yörünge oluşturmayacak şekilde yapılan vuruş kabul edilmektedir. El ve kol tekniklerinden bazıları; nervo-jurigi, yop-jurigi, digeut-jurigi’dir.

Ayak Tekniği: Bilek kemiğinin altındaki kısmı kullanarak yapılan tekniktir. Bilek kemiği altında ayakla yapılacak her vuruş geçerli sayılır. Bununla birlikte bilek kemiğinde yukarı ile yapılacak vuruşlara izin verilmemiştir. Tekvandoda kullanılan başlıca ayak teknikleri; apcha-olligi, yop-changi- neorvo-chagi, dollvo-chagi olarak sayılabilir.,

Eğer bir tekvando kursuna gitmek isterseniz, hijyen, malzeme yeterliliği, kurumun kalitesi gibi noktalara dikkat etmelisiniz. Doğru eğitim almış kişi en hızlı metotlarla öğrenme olanağına sahiptir. Kurs fiyatları aylık ortalama 100-200 TL arasında değişmektedir. Kurs ücretleri il ve ilçelere göre farklılık gösterebilir.

Tekvando Kuşakları

Kuşakların en üstü siyah kuşaktır. Siyah kuşaktan sonra yeni kuşak alınmaz. Bunun yerine siyah kuşağın derecelerini belirtmek üzere Dan alınır. Bunlar 1.Dan, 2.Dan, 3.Dan, 4.Dan, 5.Dan, 6.Dan, 7.Dan, 8.Dan ve 9.Dan’dır. Her Dan derecesi arasında belli bir bekleme süresi vardır. Bu süre Dan derecesi kadar yıldır. Örneğin, 4.Dan olan birisi 5.Dan’a geçmek için 4 sene beklemek ve ardından bir imtihana girmek zorundadır.
tekvando sporu nedir, tekvando nasıl yapılır, tekvando kuralları, tekvando teknikleri nelerdir, tekvando kuşakları, tekvando tarihi, tekvando ilk kez nerede ne zaman yapıldı, nur tatar

EKSRİM SPOR TARİHİ (KILIÇ SPORLARI)

 Bu yazı, eksrim spor dalları, eksrim spor tarihi, eksrim kılıçları, eksrim kuralları, ile ilgilidir.
Bu yazı, eksrim kılıçları, eksrim kuralları, eksrim spor dalları, eksrim spor tarihi, ile ilgilidir., amatör sporlar, eksrim nedir, eksrim tarihçesi, ekstrim terimleri, spor terimleri
EKSRİM SPORU

Gerçek olmayan kılıçlarla (flore, epe, sabr) yapılan bir spor dalıdır. İki kişi ile ve takımların karşılaşması şeklinde yapılır. Kısa tabiri ile kılıç oyunları denilebilir.

Esas olarak eskrim ve kılıç oyunlarının tamamı çok eskiden beri bilinmektedir. Çin de M.Ö 2000'li yıllara kadar uzanan bir tarihi vardır. Eski Yunanistan'da ilgi gören bir gelenek olarak öğretilirdi. Roma da ise gladyatör oyunları sayesinde yoğun ilgi gördü.

Yeni çağda İspanya ve İtalya eskrim merkezi sayılırdı. Bu konudaki ilk kaideleri ise İtalyanlar oluşturmuştur. 16. yüzyılın ortalarından 17. yüzyıla kadar Avrupa'nın en iyi eskrim hocaları genelde İtalyanlar olmuştur ve bu konuda neredeyse rakipsizdiler. Bu dönemlerde Avrupa'da eskim bir spor değildi ve genellikle düello amacıyla kullanılırdı. Düello sonucu ölümlere kaşı artan tepkilerle beraber öldürücü olmayan kılıçlarla spor karakterinde müsabakalar yapılmaya başladı. Ucu çiçek şeklinde öldürücü olamayan kılıçlar için fleur (flör-çiçek) kelimesinden türeyen fleuret (flöre) adı ilk defa İtalyan Besnard tarafından kullanılmıştır.

Uluslararası Eskrim Federasyonu 1913'te kurulmuştur. 1920 Olimpiyat oyunlarında bir spor dalı olarak yerini almıştır. 1935'ten beri elektrikli kılıç, 1955'ten beri elektrikli flore kullanılmaktadır. Bu sayede hakeme kolaylık sağlamıştır ve geçerli vuruşlar ışık yardımı ile daha belirgin bir hal almıştır. Günümüzde kadınlarda başta flore olamak üzere eskrim sporu yapmaktadır.

Türkiye'de eskrim sporu 1901'den beri yapılmaktadır. Türk milleti tarih boyunca kılıcı bir savaş aracı olarak çok hünerli bir şekilde kullanmıştır. Hatta kılıç-kalkan gibi oyunlar oynanmış olmasına karşın eskrim tarzında bir spor bizde yoktur. İlk eskrim ustası Muallim Hüsnü Bey olarak bilinir. Refik, Ömer, Lutfi ve Fuad (Balkan) adlı öğrencilere eskrim öğretmiştir ve 1903'te Yıldız Sarayında Padişah 2. Abdülhamit karşısında İtalyan sporculara kaşı başarı göstermişlerdir.

Bu olay üzerine padişah emriyle eskrim harp okullarında bir spor olarak konuldu ve bütün yurtta yapılması için bir genelge çıkarıldı. 1911 yıllında Beşiktaş Spor Kulübü bu sporu branşları arasına dahil etti. Türkiye'de Eskrim Federasyonu ise Türkiye İdman Cemiyeti ile beraber 1923 yılında kuruldu. İlk başkan ise Fuad (Balkan) oldu ve 1938'e kadar bu görevde kaldı.

Türk sporcular ilk uluslararası müsabakaya 1924 yılında Paris Olimpiyatlarına katılarak çıkmışlardır. Önemli uluslararası başarı ise Balkan Oyunlarında sağlandı ve takım olarak 2. olurken, ferdi olarak 1. olduk. 1950 yıllarından sonra bu spor dahada gelişerek ülkemizde yayıldı. Bu yayılım öncelikli olarak İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerimizde oldu.

Günümüzde eskrim müsabakaları 1,5 metre genişliğinde ve 14 metre uzunluğundaki özel bir pistte yapılır. Eskrim sporu için özel giysiler kullanılır ve bu giysiler sporcuyu yaralanmalara karşı korur. Tel kafesten bir maske (başa gelecek darbelere karşı), koruyucu yelek, sağlam genelde keten veya branda türü bir bezden ceket ve yumuşak eldivenler giyilir.

Modern eskrimde 3 tür yarışma ve bu yarışmalara uygun 3 tür kılıç vardır. Silah farkından başka bu yarışmalarda vücuttaki tuş, dürtme, kesme ve temas yerleri de farklıdır.

Eskrim Kılıç Türleri

Flore: Bir eskirim türü ve bu yarışmada kullanılan uzun kabzalı 4 köşe, kesici olmayan bir kılıçtır. 110 cm uzunluğunda 500 gr ağırlığı aşamayacak bir silahtır. Ucunda tuş bulunmaktadır ve saplama ile etkili olmaktadır. Flore ile yapılan vuruşların geçerliliği boyunun en üst bölgesi ile kasıklardan geçen bir çizgi arasında kalan kısma ve sırtta kalçanın yukarı kısmına, kaburgalara yapılan vuruşlar geçerli sayılır.

Epe: İkinci eskrim türü ve buna uygun tipteki kılıçtır. En çok 770 gr ağırlık ve 110 cm uzunluğa sahiptir. Vücutta herhangi bir noktaya temas sağlandığında tuş sayılır. Yani dürtme noktalarında bir sınırlama yoktur.

Kılıç: Flore ile eşit ağırlıkta ve uzunluktadır. Flore ve epeden farkı ise onlar gibi dürtücü olmasının yanında kesici de olmasıdır. Geçerli vuruş yeri kalçanın üstündeki her bölgedir. Kılıcın ucu, keskin tarafı ve kör tarafı ile yapılan vuruşlar geçerlidir; ama yan taraflarla yapılan vuruşlar geçersizdir.


Bu yazı, eksrim spor dalları, eksrim spor tarihi, eksrim kılıçları, eksrim kuralları, ile ilgilidir.

GALATASARAY'DA TRANSFER HATALARI!

galatasaray, transfer, ara transfer, galatasaray ara transfer, ara transfer pişmanlıkları, galatasaray transfer hataları, fatih terim, fanatik köşe yazarları, mustafa cengiz

Galatasaray'ın devre arası transfer pişmanlıkları!

Galatasaray’da herkes ocak ayını bekliyordu ve ara transfer dönemi resmen başladı! Biz de sizlere Galatasaray’ın ocak ayında büyük beklentilerle renklerine bağladığı ama beklentileri karşılayamayan transferlerini listeledik.

Süper Lig’de 4 büyükler her zaman doğru transferleri yapamıyor. Oyuncular yüksek ücretler ve büyük beklentilerle takıma kazandırılırken sezon sonunda aynı oyuncular hedef tahtasına oturtuluyor. Meşalelerle karşılanan bir çok oyuncu, tek başına havaalanında takıma veda ediyor. İşte biz de size tam olarak ara transfer döneminde takıma katılıp hayal kırıklığı yaratan oyuncuları paylaşacağız.

121 DAKİKALIK TRANSFER

2007-2008 sezonunu 79 puanla şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray devre arasında Roma’dan Ahmed Barusso’yu kiralık olarak renklerine bağlamıştı. Galatasaray formasıyla toplam 3 maçta forma giyen Ganalı orta saha oyuncusu toplam 121 dakika süre aldığı Galatasaray’dan sezon sonunda ayrılmıştı.

DÜNYA YILDIZLARI ÇARE OLAMADI

2009-2010 sezonuna flaş transferlerle başlayan Galatasaray, Rijkaard döneminde ligi 64 puanla üçüncü sırada bitirerek taraftarına büyük hayal kırıklığı yaşatmıştı. Elanolu, Keitalı, Kewelllı , Ardalı ve Baroslu kadroyla ligin ilk yarısını lider Fenerbahçe’nin 1 puan gerisinde tamamlayan Galatasaray, devre arasında Giovanni Dos Santos ve Jo’yu kiralık olarak renklerine bağlamış ve taraftarını heyecana boğmuştu. Dünya yıldızı iki oyuncu Galatasaray’a transfer olduktan sonra ise adeta yokları oynayarak eleştiri oklarını üzerlerine çekmişlerdi. Toplam 1 milyon Euro ödenerek yarım sezonluğuna kiralanan iki isimden Jo 15 resmi maçta forma giyerek 3 gol atabilmiştir. Meksikalı Giovanni Dos Santos ise 18 maçta forma giymiş ve yalnızca 2 asist yapabilmiştir.

10 MİLYON EURO'YA 7 GOL

Galatasaraylıların unutmak istediği 2010-2011 sezonunda da Galatasaray devre arasında pişmanlık yaratan isimleri renklerine bağlamıştı. Ligin ilk yarısını 23 puanla 9. Sırada tamamlayan Galatasaray devre arasında Stancu’yu 5 milyon euroya, Yekta Kurtuluş’u 3.75 milyon euroya ve Emanuel Culio’yu da 2 milyon euroya renklerine bağlayarak toplam 10 milyon 750 bin Euro transfer ücreti harcamıştı. Galatasaray’da o sezon 15 maçta forma giyen Yekta, gol veya asist katkısında bulunamamış, 2015-2016 sezonunda da bedelsiz olarak takımdan ayrılmıştır. Rumen oyuncu Stancu ise 2010-2011 sezonunda Galatasaray’da 16 maçta forma giymiş ve 3 gol atabilmiştir. Bir sonraki sezonda da Orduspor’un yolunu tutmuştur. Arjantinli orta saha Culio da o sezon 19 maçta oynamış ve 4 gol atmıştır. O sezon da Culio’nun son sezonu olmuş ve takımdan ayrılmıştır.

PARASINI ALAMADI GİTTİ

2013-2014 sezonunu ilk yarısını 33 puanla Fenerbahçe’nin 8 puan gerisinde tamamlayan Galatasaray ara transfer döneminde bir çok oyuncuyu yüksek bonservis bedelleriyle kadrosuna katmıştır. Izzet Hajrovic’e 3.5 milyon Euro, Salih Dursun’a 2.75 milyon Euro ve Ontivero’ya 2 milyon Euro bonservis bedeli ödeyen Galatasaray’da bu transferlerde takıma ilaç olamamış ve aslan ligi 65 puanla ikinci sırada tamamlamıştı. Bosnalı İzzet Hajrovic Galatasaray’da 12 maçta forma giymiş ve yalnızca 1 gol atabilmişti. Parasını alamadığını gerekçe göstererek sezon sonunda sözleşmesini tek taraflı feshederek serbest kalmıştır. Salih Dursun’u Kayserispor’dan alan Galatasaray oyuncuyu yalnızca 6 maçta oynatmış ve bedelsiz olarak takımdan yollamıştır. Galatasaray’a büyük umutlarla gelen Ontivero da menajer kazığı olarak akıllarda kalmıştır. Yalnızca 5 maçta forma giyen Ontivero hiçbir gole katkıda bulunamayarak sessiz sedasız ayrılmıştır.

2016-2017 sezonunda Galatasaray ligin ilk yarısını 36 puanla 3. Sırada tamamlamıştı. Devre arasında yerli stoper arayışında bulunan sarı kırmızılı ekip Gençlerbirliği’nden Ahmet Çalık’ı 2.5 milyon Euroya renklerine bağladı. O sezon 17 maçta forma giyen savunmacı 1 maçta da gol atma başarısı gösterse de Galatasaray o sezonu 64 puanla dördüncü sırada tamamlamıştı. Galatasaray’la o sezondan sonra 3 sezonda toplam 34 maça çıkan Ahmet Çalık bir türlü beklenen performansı gösteremeyerek form tutamamıştır.

NİHAT UZEL/www.fanatik.com

galatasaray, transfer, ara transfer, galatasaray ara transfer, ara transfer pişmanlıkları, galatasaray transfer hataları, fatih terim, fanatik köşe yazarları, mustafa cengiz

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-