AMATÖR SPOR DALLARI

spor dalları, spor çeşitleri nelerdir, spor türleri ve kuralları, tenis sporu hakkında bilgi, voleybol sporu, kayak sporu hakkında bilgi, masatenisi sporu, tekvando sporu hakkında bilgi, halter sporu, judo sporu hakkında bilgi, hentbol sporu, atletizm sporu hakkında bilgi, basketbol sporu, binicilik sporu hakkında bilgi, bisiklet sporu, boks sporu hakkında bilgi, cimnastik sporu, futbol sporu hakkında bilgi, yüzme sporu, spor türleri ve kuralları, spor dalları nelerdir, spor dalları isimleri, ülkemizdeki spor dalları nelerdir, spor kuralları,


TENİS SPORU:
Küçük bir topun raketle vurularak oyun alanının orasına gerilmiş olan file üzerinden karşı sahaya atılmasıyla oynanan spor dalıdır.Tenisin kökeni kimilerine göre antik Roma döneminde, çıplak ya da eldivenli el ile oynanan "tringon" adı verilen oyuna dayanır. Diğer bir görüş ise benzer bir oyunun ilk kez Meksika'da Toltec yerlileri tarafından oynandığı ileri sürülmektedir. Mısır ve İspanya'da bulunan fresklerde ve Rönesans dönemi İtalya'sından kalma resimlerde, "giocco del pallone" ve "juego de pelota" isimleri altında, benzer esaslara dayanan oyunların duvarla çevrili alanlarda oynandığı görülmektedir.

VOLEYBOL SPORU:
Altışar kişiden oluşan iki takımın topu üç pasta filenin üzerinden geçirmeye ve rakip takımın sahasına düşürmelerine dayanan spor dalı. Voleybol 1885 yılında Amerika'da icat edildi. Holyoke YMCA Okulun'da öğretmenli yapan William Morgan basketbol topunun iç lastiğiyle böyle bir oyunun oynanabileceğini düşündü ve ilk uygulamayı öğrencileri arasında yaptı. 1. Dünya savaşı yıllarında voleybol Uzakdoğu'ya ve Avrupa'ya yayıldı.1964 Tokyo Olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programına alınan voleybol'da 80'li yıllara kadar Sovyetler büyük üstünlük kurdu.

KAYAK SPORU:
Fiber ya da plastik maddelerden yapılmış olan kayaklarla kar üzerinde çeşitli yönlere kaymaya dayanan spor dalıdır. İnsanlık tarihi kadar eski bir spor dalı olan kayak, insanoğlunun doğa ile yapmış olduğu yaşam savaşı sonucu ortaya çıkmıştır. Tarih öncesi çağlarda insanların kışın karda batmamak amacıyla, ayaklarına bağlamış oldukları çeşitli şekillerdeki ağaç parçaları kayağın en ilkel şeklini temsil etmektedir.

MASA TENİSİ SPORU:
Bir masanın iki tarafındaki sporcuların ellerindeki raketler yardımıyla küçük bir topu, masanın ortasına gerilmiş ağ üzerinden karşı tarafa geçirmeye çalıştıkları spor dalıdır. Masa tenisi, 16. yüzyılda İngiltere'de yemek masalarının üzerinde lastik bir topun, rakete bezeyen kasnaklar aracılığıyla fırlatılarak oynanması sonucu tesadüfen ortaya çıktı. İlk zamanlar "ping pong" adı verilen bu oyun, 19002 yılında kurulan Ping Pong Birliği'nin, 1921-22 yılları arasında tekrar oluşturulması ile birlikte "Masa Tenisi" olarak anılmaya başlandı.

POLO SPORU:
İki takım arasında, top ve sopalar yardımıyla at üzerinde oynanan bir açık alan oyunudur. Küçük bir topu uzun soplar yardımıyla rakip kaleye atarak sayı kazanılmaya çalışılan "polo" oyununda oyuncuların hem ata binme hem de topa vurma becerilerinin çok iyi olması gerekir.

SÖRF SPORU:
Uzun bir boarddan yararlanarak, dalgaların üstünde ayakta kaymaya dayanan spor dalıdır. Rüzgar ve dalganın etkisiyle yapılan ve rüzgar sörfü olarak da bilinen wındsurf'e, yelken dalı içinde yer verilmiştir.

SU KAYAĞI SPORU:
Ayağa takılı kayaklar yardımıyla, hızla giden bir teknenin arkasına bağlı olan halata tutunarak su üstünde kaymaya dayanan açık hava sporudur. Su kayağı sporunun ilham kaynağının, karda atlar tarafından çekilen kayakçılar olduğu sanılmaktadır. İlk kez 1925 yılında ABD'li Fred Walter bu spor dalının patentini aldı. Gerçek anlamda bir spor olarak ilk kez denenmesi ise 1920'li yıllarda ABD'li Ralph Samuelson tarafından yapıldı. 1930'lu yıllarda, başta ABD olmak üzere, Avusturalya, İngiltere ve Fransa'da yaygınlaştı, 1946'da ise, dünya çapındaki en önemli karar ve yönetim organı Dünya Su kayağı Birliği "World Waterski Union" (WWSU) kuruldu. 1949 yılında su kayağın da ilk Dünya Şampiyonası yapıldı; daha sonara bu şampiyona düzenli olarak sürdürüldü.

TEKVANDO SPORU:
Rakibe karşı silahsız olarak, çıplak el ve ayaklarla yapılan savunma tekniklerini içeren spor dalıdır. Tekvandonun kelime anlamı: Tae; ayak, Kwon; el, Do;yol-sanat olup, el ve ayakla savunma sanatı anlamına gelir. Fakat tekvando, sadece bir teknik ve yetenek olmayıp, aynı zamanda felsefi ve insancıl değerler toplamıdır.

SU TOPU SPORU:
Havuzda 7'şer kişilik iki takım arasında oynanan, batmaz bir topu rakip takımın kalesine sokmayı amaçlayan su sporudur. Sutopu, süratli bir takım oyunudur ve oyuncuların iyi yüzücüler olmalarının yanı sıra, ciğer kapasitelerinin de çok yüksek olması gerekir.Sutopu, 1870'li yıllarda İngiltere'de ortaya çıkmış; kuralları belirlenmiş olarak ise ilk kez 1890 yılında İngiltere ile İskoçya arasında oynanmıştır. 1900 yılında da Olimpiyat Oyunları'nda yer almıştır. Sutopunun uluslararası yönetim organı, Amatör Yüzme Federasyonu'na (FINA) bağlı Uluslararası Sutopu Yönetim Kurulu olup, 1908'de  kurulmuştur. 1920'li yıllarda sutopunun güç ve yetenek isteyen spor dalı olmasını sağlayan derin havuzlar kullanılmaya   başlanmıştır. 1937 yılında ise FINA, sutopu oyununun tam şişirilmiş, pas yapma becerisi yüksek topla oynanmasını karara bağlamıştır.

HALTER SPORU:
Halter sporunun geçmişi ilkel toplumlara kadar uzanmaktadır. Söz konusu dönemlerde, erkek çocukları için yapılan "ergenlik sınavında" özel bir taşı en çok kaldıran sınavı kazanmıştır. Halterin bir spor dalı olarak kabul edilmesi ve ilgi görmesi ise 18.yy. sonlarına kadar dayanmaktadır. Ancak Halterciler(Alman Eugene Sandow, Arthur Saxon ve Fransız Louis Apollon) şovmen, haltercilik de panayır ve tiyatrolarda bir gösteri biçimi olarak kabul edilmiştir.

JUDO SPORU:
Rakibe vurmaksızın denge ve güç unsurlarının kullanarak savunma yapmaya dayanan spor dalıdır. Judo, Jujutsu'dan doğan spor dallarından birisidir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Ju, her ikisinde de "Yumuşaklaşmak" veya "Yol Verme", Jutsu "Sanat Çalışma", "Do" ise "Prensip" veya "Yol" anlamına gelmektedir. Jujutsu"Yumuşak Sanat",Judo zafer kazanmak için önce yol vermeyi ifade eden "Yumuşaklılık Yolu", Kodokan ise,"Yolu Çalışma Okulu" demektir. Judonun amacı,zihinsel ve ahlâki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır. Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judocu rakibine acı vererek değil, onu acı sınırının eşiğine getirerek üstünlüğünü belirtir. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

HENTBOL SPORU:
Kapalı salonda 7, açık alanda 11'er kişilik iki takım arasında, topun elle oynanarak kaleye sokulmasına dayanan spor dalıdır. İlk kez 1927'de İstanbul'da bir açık alan sporu olarak oynanan hentbol, daha sonra yavaş yavaş Anadolu'ya da yayılarak oynanmaya başlanmıştır. Ancak Türkiye'de hentbol, voleybol ve basketbol ile birlikte 1942 yılında "Spor Oyunları Federasyonuna" bağlanınca canlanmaya başlamış, ilk hentbol ligi 1942-43 sezonunda İstanbul Hentbol Ligi adıyla kurulmuş ve o yıl Defterdar Takımı şampiyon olmuştur. 1943-44 ve 1944-45 yılları arasında ise Galatasaray şampiyonluğu elinde tutmuştur. 1945'te ilk kez düzenlenen Türkiye Şampiyonası düzenlenmiş, şampiyon da" Kara Harp Okulu"olmuştur.

GOLF SPORU:
Üzerinde doğal Ve yapay engellerden oluşan parkurlar bulunan geniş bir çim arazide, özel bir topu sopalar yardımıyla her parkur sonundaki deliğe en az sayıda sıralı vuruşla sokma esnasına dayanan açık alan sporudur. Rakibe ve skora karşı oynanmadığı için golf, her yaş, cinsiyet ve kondisyonda yapılabilen bir spordur. Golf sporunun kökenin 15.yüzyıllara indiği, bu dönemde Hollandalı denizcilerin golfa benzeyen bir oyunu aralarında ilk kez oynadıkları bilinmektedir. Flemenkçe'de "çomak" anlamına golfun daha sonra denizciler tarafından Britanya adalarına taşındığı sanılmaktadır.

ATICILIK SPORU:
Barutun bulunup ateşli silahların kullanılması ile spor görünümüne kavuştu. Hayli masraflı olan bu silah kullanma sporu 19.yüzyılın ortalarında Kuzey Avrupa ülkelerinde ve İngiltere'de başladı. Atıcılıkta ilk dünya şampiyonası 1890'da yapıldı, 1896 Olimpiyatlarının programına alındı. Atıcılık Osmanlı döneminde 1940 yılından itibaren ele alındı. Spor klüplerinin kurulması ve ordunun ilgi göstermesi ile kabul edildi.

ATLETİZM SPORU:
İnsanoğlunun yaptığı en eski spor dallarından biri. Fiziksel güç, dayanıklılık, çeviklik, hız gibi nitelikler gerektiren; koşu, yürüyüş, atma ve atlamalardan oluşan çalışmalar, etkinlikler, oyun ve yarışmaları ifade eder. Antropologlar, sosyologlar ve spor araştırmacılarının belirlediklerine göre, insanoğlu çok eski çağlarda yaşama mücadelesi verirken atletizme başladı, Vahşi hayvanların saldırısından kaçmak ya da karnını doyurmak üzere avlayacağı hayvanları kovalamak için koşmayı öğrendi. Kendisini korumak için önce taş, daha sonra mızrak atma tekniklerini geliştirdi. Antik çağda düzenlenen olimpiyat oyunlarının ana yarışma dalını da atletizm oluşturdu. Bilinen ilk olimpiyat şampiyonu M.Ö. 776'da yapılan ilk olimpiyatın 200 metre birincisi Elisle Corebus oldu. Buna paralel olarak KIR KOŞULARI, YOL KOŞULARI, PİST KOŞULARI'dır.

BASKETBOL SPORU:
Topu yerden 3.05 metre yükseklikteki bir çemberden geçirmeye çalışan beşer kişilik takımların elle oynadıkları oyun. Basketbol, aslen Kanadalı olan ve 39 yılını Amerika'da spor öğretmenliği yaparak geçiren Dr. James Naismith tarafından bulundu. İlk basketbol maçı 20 Ocak 1892 günü Springfield YMCA dershanesinde spor salonunda oynandı. Naismith oyunun esaslarını 13 ana maddede topladı. Ülke içindeki işbirliği ile bu oyun iki yıl içinde tüm Amerika'ya yayıldı. Amerikanlı askerler birinci dünya savaşın sırasında basketbol un Avrupa'ya yayılmasında büyük rol oynadılar.

BİNİCİLİK SPORU:
At terbiyesi, engel atlama, kros gibi ana bölümlerden oluşan bayan ve erkek sporcuların bir arada yarıştığı olimpik atlı spor dalı.
Binicilik sporunun tarihi, İnsanın atı ehlileştirerek binmeye başladığı ilk çağlara dayanır. 4 bin yıllık geçmişiyle en eski spor dallarından biri olarak kabul edilir. M.Ö. 688'de Yunanlılar Iskitler'den öğrendikleri biniciliği "araba yarışları" biçiminde olimpiyat yarışma programına aldılar. 16.yy'da ilk binicilik okulu İtalya'nın Napili kentinde açıldı. At ve binicilik, İslam dünyasında özellikler Türkler arasında önemli bir yer tuttu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde köyden büyük şehirlere kadar hemen her kesimde binicilik yarışmaları düzenlendi. Sultan Abdülaziz düzenlediği yarışlar sayesinde bu spor dalına verilen önemi arttırdı. 1913'te Mahmut Şevket Paşa, Sipahiocağı'nı kurdular. Bu ocak sayesinde özellikle ordu, biniciliğimizin en önemli kaynağı haline geldi.

BİSİKLET SPORU:
İnsan gücünü ise çeviren, pedal veya benzeri bir mekanizma ile çalışan iki tekerlekli motorsuz taşıt aracıyla, özel pistte, yolda veya açık arazide ferdi ve takım halinde yapılan spor dalı. 19.yüzyılda ortaya çıkan ilk bisiklet örnekleriyle başladı. 1690'da Fransız asilzadelerden Sivrac'ın yaptığı ve "Celerifere" adını verdiği iki tahta tekerlekli pedalsız bisiklettir. 1834'te İskoç Kirkpatrick McMillan pedalı icat etti. 1866'da bisiklet yaygınlaşmaya başladı. Bisiklet 1896 da ilk olimpiyatlarda yer aldı. Saate karşı yarış ise 1900'de yapıldı ve halen yarışma olarak kabul edilir.

BOKS SPORU:
Özel eldiven takılmış, kilolarına göre sınıflandırılmış, iki kişinin, ring adı verilen kare biçimindeki bir alanda yumruklarıyla vuruşarak birbirlerine üstünlük sağladıkları, amatör veya profesyonel olarak oynanan oyun. En eski spor dallarından biri olan boksun 5 bin yıllık geçmişi vardır. Önceleri askeri amaçlarla, yakın yakın dövüş tekniklerinden biri olarak boks özellikle jimnazyumlarda gençlere öğretiliyordu. Daha sonra güreşin bir parçası olarak spordaki yerini almaya başladı. M.Ö. 2500 yıllarında boks'un bir spor mücadelesi biçiminde uyguladığı, Mezopotamya'da Bağdat yakınlarında bulunan tabletlerdeki kabartmalardan da anlaşıldı. Boks'un temelleri İngiltere'de atıldı. 17.yy'da İngiliz'ler vuruş biçimlerini belirlediler. Şiddet unsurlarını azaltarak olayın sportif yanını geliştirdiler.

CIMNASTIK SPORU:
Atletizm ve gösteri niteliklerini taşıyan, vücudun esnekliğine, çevikliğine dayalı çeşitli ritmik-artistik hareketlerden oluşan, bayanlar ve erkeklerin yaptığı aletli-aletsiz spor dalı. Cimnastik sporunun kökleri tarih öncesi eski çağlara kadar uzanır.
Sosyologlar, insanoğlunun maymunlardaki çevikliğe özenerek ilk cimnastik hareketlerini taklit yoluyla gerçekleştirdiğini belirtirler. Cimnastik, Cin, Pers, Hindistan, Yunan ve Roma uygarlıklarında da önemli yer tutar. Bugünkü modern cimnastiğin temelleri 18.yy'da Almanya'da atıldı. Modern cimnastik, Atina'da düzenlenen 1896 olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programlarına alındı.

ÇİM HOKEYİ SPORU:
Futbol alanı büyüklüğünde bir alanda, on birer kişilik takımların sopalar yardımı ile topu kaleye sokmak için mücadele ettikleri spor dalı.
Çim hokeyi, futbolla, buz hokeyinin bir karışımıdır. Bu iki spor dalı kadar popüler olmasa da Batı Avrupa'da da bayanlar arasında, Asya ülkesinde de erkekler arasında hayli yaygındır. Bu oyunun ilk olarak eski Yunan'da oynandığı, bugünkülere benzer kurallarının da Persler tarafından konduğu sanılmaktadır. Hokeyi İngilizlerden öğrenen Hintli ve Pakistanlılar, günümüzde bu spor dalında üst sıralarda yer almaktadır. 1908'den bu yana olimpiyatlarda yer alır. (1924 hariç).

ESKRİM SPORU:
Kılıçla dövüşme sanatının çeşitli kategorilere ayrılarak ve teknolojik gelişmelerden yararlanarak uygulanmasına dayalı bayan ve erkek sporu. 1896'dan bu yana olimpiyat programlarında yer alan eskrimde İtalyan, Fransız ve Macar sporcular önemli başarılar elde ettiler.
1928'den 1960'a kadar olimpiyat şampiyonluğunu kimseye kaptırmayan tek ülke Macar'lardır.

FUTBOL SPORU:
On birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçiminde özel bir topun eller kullanılmadan ayak, kafa ve vücudun öteki kısımlarıyla vurularak rakip kaleye sokulmasına dayalı bir spor dalı.
Futbol çağımızın en çok sevilen sporu olarak kabul edilir. Futbolun geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanır. Çin'de imparator Huang Ti döneminde (M.Ö. 2697), askerlerin savaşa hazırlık amacıyla Tsu-Cuhu adıyla bir tur futbol oynadıkları, yazılı belgelerden anlaşılır. Bu topun deriden yapılmış, yuvarlak topun, iki kazık arasından geçirilmesine dayanıyordu. Bugünkü modern futbolun kaynağı İngiltere oldu. İngilizler 12.yy'dan itibaren futbol oynamaya başladılar. II Edward tarafından 1314 yılında yasaklandı. 17.yy'a kadar futbol hep gizli oynandı. Futbolculara da halk tarafından hep kötü gözle bakıldı. Kral II.Charles döneminde serbestçe oynanmaya başlamış. 1863 yılında futbol kuralları üzerinde kesin anlaşmaya varıp İngiltere Futbol Federasyonunu kurdular. Bu tarihten sonra da Avrupa ülkelerine ve bütün dünyaya yayıldı. Modern futbol 19.yüzyılın sonlarında Türk toplumunda oynanmaya başladı. Şu an oldukça ilgi duyulan futbol, hemen hemen tüm spor dallarından önce gelir. Türkiye milli maçlarında vermiş olduğu karşılaşmalarda, bir çok başarıya imza atmış bulunmaktadır.

KANO SPORU:
Akarsularda zamanla olduğu gibi, güç doğa koşularıyla da mücadele etmeye dayanan ve küçük bir tekneyi tek kürek yardımıyla hedefe ulaştırma prensibi üzerine kurulu spor dalı. Kano, bir olimpiyat sporu olarak çok çeşitli teknelerle yapılır. Bu sınıflar kano ve kayak olmak üzere iki kategoriye ayrılmış olup, kanolara "Canadians" da denir. Kanolar Kızılderililerin teknelerinden doğmuştur.

KÜREK SPORU:
İnsanoğlunun denizler ve akarsularla basit araçlar kullanarak mücadelesini temel alan bir spor dalıdır. Küreğin ilk kez ne zaman ve kimler tarafından kullanıldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak tarihsel kaynakların çoğu, küreğe benzer gereçlerin ilk olarak Akdeniz'de görüldüğünü, ilk kürek yarışmasının da Mısır'da Nil Nehri üzerinde yapıldığını öne sürerler. İlk kürek yarışı 1715 yılında İngiltere'de Thames Nehri'nde yapıldı. 1900 Paris Olimpiyatlarından beri olimpiyat programında yer alır.

KIŞ SPORLARI SPORU:
Zorlu doğa koşullarına karşı, insanoğlunun çeşitli araçlar yardımıyla kar ve buz üzerinde hareket etmesine dayalı spor dalı. Kayak, kış sporlarının temelini oluşturur. Isvec'li arkeologların yaptığı kazılar, kayak sporunun en azından dört bin yıllık bir geçmişi olduğunu kanıtladı. 205 cm boyunca, orta yerindeki genişliği 15 cm olan kayakların cam ağacından yapıldığı anlaşıldı, M.S. 526-559 yıllarında Procopios'un yazılarında kayak müsabakalarına yer verildiği görüldü. 1891'de Avusturyalı Zdarsky (1874-1946) ilk spor kayağını yaptı. 1892'de Almanya, 1894'te Avusturya ve 1901 yılında Fransa'da başlayan kayak müsabakaları giderek kış sporları içine girdi.

OKCULUK SPORU:
Kökeni insanoğlunun avcılık günlerine dayanan, oku bir yay aracılıyla hedefe göndermeyi amaçlayan spor dalı. Okçuluk ilk kez 1904 yılında olimpiyat programına alındı. Bu branşta ilk dönemlerde Fransa, Belçika ve İngiltere başarılı sonuçlar almış, daha sonraki dönemlerde Amerika, Sovyetler Birliği, Iskandinav ülkeleri ve İtalya bu ülkeleri izlemiştir.

YELKEN SPORU:
İnsanoğlunun suyun kaldırma kuvvetinden istifade ederek kullandığı teknelere rüzgarın enerjisini de eklemesiyle oluşan ve önceleri bir ulaşım biçimiyken sonra doğayla mücadelenin ağır bastığı bir faaliyet halene gelen spor dalı. Özellikle açık denizlere kıyısı olan ülkelerin benimsediği yelkenli tekneler, ulaşım ve savaş amaçlarıyla da kullanıldı. Yelkenli bir spor dalı olarak benimseyen ilk ülke İngiltere'dir. 1693 yılında Seamark Cub adında bir kulübün kurulmasından sonra yelken sporu dünyanın diğer ülkelerine de yayıldı.

YÜZME SPORU:
İnsanoğlunun ilk çağlardan bu yana doğaya uyum sağlayabilmek için ihtiyaç duyduğu aktivitelere dayalı spor dalı. Önce hayvanların hareketlerini izleyen, sonra da suyun içinde kol ve bacaklarını içgüdüsel bir biçimde kımıldatan insan, kısa sürede yüzmeyi öğrendi. Ancak bu aktivitenin organize bir yarış biçimi haline gelmesi 19. yy'a rastlar Bununla birlikte bazı tarih kitaplarının Japonya'da yüzme yarışlarının çok daha eskilere dayandığını, 1603'te Japonların ilk ulusal yarışmayı düzenlediklerinden söz eder. Yüzme sporuna Avrupa kıtasında öncülük eden İngiliz'lerdir.

spor dalları, spor çeşitleri nelerdir, spor türleri ve kuralları, tenis sporu hakkında bilgi, voleybol sporu, kayak sporu hakkında bilgi, masatenisi sporu, tekvando sporu hakkında bilgi, halter sporu, judo sporu hakkında bilgi, hentbol sporu, atletizm sporu hakkında bilgi, basketbol sporu, binicilik sporu hakkında bilgi, bisiklet sporu, boks sporu hakkında bilgi, cimnastik sporu, futbol sporu hakkında bilgi, yüzme sporu, spor türleri ve kuralları, spor dalları nelerdir, spor dalları isimleri, ülkemizdeki spor dalları nelerdir, spor kuralları,

KRAMP / KAS SPAZMI NEDİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?

kramp nedir, kas spazmı nedir, kramp anında acil müdahale, kramp tedavisi, kramp kimlerde görülür, kramp önlemek için ne yapmalıyız, kramp nasıl önlenir, sporcu sağlığı

KRAMP NEDİR?

KrampKaslarda şiddetli ağrı ile beraber istek dışı meydana gelen ani kasılmalara kramp denir. Her insanın hayatında birkaç kez başına gelebilen kramplarda kaslarınız kasılır. Sizi hareket edemez bir halde acı içinde bırakır. Birkaç dakika sürebilir ve kendiliğinden geçer. Yazımızda krampların sebepleri, sonuçları, belirtileri ve o anda neler yapmamız gerektiğini anlatmaya çalışacağız.

Kramp nedenleri-kramp neden girer?

Kramplar genelde bacaklarda, kollarda ve sırt bölgesinde oluşur. Sebepleri arasında zorlamak, zedelenmek ve kasların dehidrolize olması ve çok uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalmak sayılabilir. Kas kasılmasını engellemek veya kasılma süresini kısaltmak için masaj ve esneme egzersizleri yardımcı olabilir.

KRAMP KİMLERDE GÖRÜLÜR?

· Yoğun ve ağır egzersizler sonucu hücrelerindeki depo glikojeni ani bir şekilde tüketenler,

· Herhangi bir şekilde potasyum ve tuz kaybedenler (Hipertansiyon hastaları, hamileler vb),

· Isınmadan ani hareketler yapanlar,

· Potasyum ve kalsiyum mineralleri bakımından fakir beslenenlerde daha sıklıkla görülür.

KRAMPLARI ÖNLEMEK İÇİN NE YAPMALIYIZ?

Kurutulmuş meyve, yeşil sebzeler, domates, avokado, muz gibi potasyum bakımından zengin içerikli şifalı bitkiler le beslenmeye dikkat etmeliyiz,

Kahve, çay, kola ve sigara tüketimini azaltın,

Düzenli olarak egzersiz yapın. Çünkü düzenli egzersiz kaslarınızın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.

Dolaşımın devamı ve Laktik asitin( yorgunluğa sebep olan madde) kaslardan uzaklaşması için bol su tüketin. Düzenli su içme alışkanlığı kazanmalısınız.

B grubu vitaminleri bakımından zengin olan tam tahıllı ekmekler yiyin.

Kas çekilmelerinin düzenlenmesi için az yağlı süt ve yoğurt tüketin.

Enerji verici besinler tüketin.

Alkol içmeyin.

Sebzeleri pişirme suyunu atmayın. Yemeklerinizde kullanın. Pişirme suyunun atılması önemli derecede vitamin ve mineral kaybı demektir.
kramp nedir, kas spazmı nedir, kramp anında acil müdahale, kramp tedavisi, kramp kimlerde görülür, kramp önlemek için ne yapmalıyız, kramp nasıl önlenir, sporcu sağlığı

KRAMP ANINDA ACİL MÜDAHALE

Kramp anında önemli olan, kasların gevşetilmesinin başarılmasıdır. Bu biraz acılı olabilir. Aşağıdaki bazı önemli tavsiyeler size o anda yardımcı olacaktır.

Kramp bölgesi ovuşturulur.

Baldır bölgesindeki kramplar için germe hareketi yapılır.

Buz tedavisi veya kızarana kadar ovma hareketi yapılır.

Sıcak su torbası da kasları gevşetmek için yaralı olacaktır.

Şayet geceleyin ani oluşan kramplardan muzdaripseniz sizlere tavsiyemiz; bir çay kaşığı elma sirkesi ile iki çay kaşığı balı suda karıştırıp için. Bu, şikâyetlerinizin azalmasına yardımcı olacaktır.

UNUTMAYALIM!

Basit kramplar birkaç dakikada geçer. Bu süre zarfında geçmeyen ve sık tekrar eden kramplarda özellikle yaşı ilerlemiş kişilerin bir doktora görünmeleri yararlı olacaktır.

BACAK KRAMPLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Etkilenen kası germe ve masaj genellikle kramplarda rahatlama yaratır. Çoğu kramp da bu şekilde geçer. Ağrı kesici ilaçlar yeterince hızlı etki göstermediklerinden dolayı genellikle yararlı olmaz. Ancak, “parasetamol” gibi ağrı kesicilerin kas rahatsızlığını ve hassasiyeti kramp geçirdikten 24 saat sonrasına kadar hafiflettiği görülmüştür.

Bacak krampları önlemek için seçenekler nelerdir?

Eğer kramplar sıklıkla meydana gelmiyorsa özel bir tedaviye genellikle gerekmez. Ancak eğer kramplar sıklıkla ortaya çıkıyorsa bunları önleme yollarına bakılması gerekir.

Eğer daha önce yukarıda listelenen ilaçların herhangi birini alıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Çünkü bu ilaçlar bacak kramplarına neden olabildiği gibi, olan krampların da daha sık ortaya çıkmasına yol açabilir. Kullandığınız ilaçların alternatifleri mevcut olabilir. Eğer krampların yanı sıra başka belirtiler de varsa doktora görünmeniz gerekecektir.  Muayene ve testler ile kramplara neden olan ikincil nedenlere bakılır.

Germe egzersizleri

Germe veya esneme egzersizleri sıklıkla tavsiye edilir. Ancak, işe yarar olduklarını kanıtlayan çok fazla araştırma bulunmamaktadır. Bir araştırmanın germe egzersizlerinin kramp sayısını ve şiddetini azalttığı yönündeki sonucunu başka bir çalışma teyit etmemiştir. Bu şekilde farklı sonuçlar bulunmaktadır. Ancak, birçok doktor düzenli olarak yapılan baldır kası germe egzersizlerinin faydalı olduğuna inanmakta ve tavsiye etmektedir. Bu nedenle yeterli bir süre denemeye değer. Eğer faydalı olduğunu görürseniz devam edersiniz ve krampları önlemek için herhangi bir tablet almanıza da gerek kalmaz.

İlk başta, günde üç kez yaklaşık beş dakika boyunca kaslara germe egzersizi yapınız. Egzersizleri yatmadan kısa bir süre önce yapın. Eğer kramplarda azalma görülürse, daha sonra bir ya da iki günde bir egzersiz yaparak devam ediniz.

Baldır kaslarını germek için, bir duvardın yaklaşık 60-90 cm uzağında durunuz. Daha sonra ayak tabanlarını uzatarak duvara dayayın. Baldır kaslarının gerildiğini hissedeceksiniz. Bunu birkaç defa ve ayaklarınızı tutabildiğiniz kadar devam ettiriniz. İyileşme görebilmeniz bir hafta gibi bir süre devam etmenizi gerektirebilir. Yani, krampların geçtiğini görmek için baldır germe egzersizlerine düzenli olarak yaklaşık 2 ile 4 hafta devam etmeniz önerilir. Kramplar tamamen geçmese bile sıklığı ve şiddetinde azalma olması beklenir.

Yatakta bacakların konumu

Uyurken baldır kaslarının kısalmasına engel olan pozisyonlar krampları da engelleyebilir. Aşağıdaki sonuçlar kanıtlanmış değildir fakat bazı baldır kramplarını önlemeye yardımcı olduğuna inanılmaktadır.

-Sırtüstü uyurken yatakta ayakları desteklemek için bir yastık kullanılması
-Yüz üstü uyurken yatağın ucuna ayakları sabitleme
-Uyku esnasında ayakların aşağı bakmasını önlemek için battaniyeyi yatağın alt kısmında gevşek bırakmak.

Kinin tabletleri son çare olarak kullanılır ve risklerinin farkında olmak gerekir.

Eğer kinin alıyorsanız, bacak kramplarının sayısı ve / veya şiddeti azalma gösterir fakat tamamen durmaz. Yatmadan önce bir tablet alınması normal dozdur. Hamile olan veya hamile olma ihtimali olan kadınların kullanmaması gerekir. Kinin alınmaması gereken bazı başka nadir durumlar da vardır. Bu durumlar atasında; daha önceki kinin alımında reaksiyon yaşayanlar, hemolitik anemi, optik nevrit, glukoz 6-fosfat dehidrogenaz eksikliği gibi durumlardır.

Kinin tabletleri düşük dozlarda kullanıldığında yan etkileri nadir görülmektedir. Ancak, ciddi yan etkiler de bazen ortaya çıkabilir. Örneğin, potansiyel olarak ölümcül olan ciddi kan hastalığı nadir olmakla birlikte görülen bir yan etkisidir. Ayrıca, kinini uzun süreli kullanan insanların bazılarında “cinchonism (bulantı, kusma, baş dönmesi, görme bozukluğu, işitme ve değer düşüklüğü kompleksi) gelişebilir. Olası yan etkilerinin tam listesi için ilaç prospektüsünü okuyunuz.

Ciddi yan etkilerinden dolayı kinin, bacak kramplarında son çare olarak önerilmektedir. Yani krampların çok inatçı olduğu ve yaşam kalitesini önemli derecede düşürdüğü durumlarda kullanılır.

bacak krampları tedavisiKinin ilk reçete edildiğinde yaklaşık 4-6 hafta boyunca deneme amaçlı kullanılır. Ancak ciddi yan etkilerinin farkında olmalıdır. Yan etkilerini görmek için bir uyku ve kramp günlüğü tutulabilir. Etkisini ölçmek için ideal olarak, tedavinin başlamasından birkaç hafta önce ve tedaviye başladıktan sonra günlük tutulmalıdır. Eğer bu deneme süreci sonunda kininin yararlı olduğu sonucuna varılırsa, birkaç ay boyunca kullanılmasına devam edilir. Her üç ayda bir tedaviyi durdurup hala devam edilmesine gerek olup olmadığına bakılabilir. Bazı kişilerde, kramplar geçtiği için kinin tedavisine gerek kalmaz. Kramplar geri döndüğünde tekrar tablet tedavisine başlanabilir.

Diğer tedaviler

Diğer bazı ilaçlar da bacak krampları için olası tedavi olarak öne sürülmüştür. Bunlar magnezyum, diltiazem, vitamin B kompleksi, E vitamini, naftidrofuril, orfenadrin, ve verapamil içerir. Bu ilaçlar için yapılan çalışmaların bazıları olumlu bazıları da olumsuz sonuçlar çıkardıkları için henüz resmi olarak önerilmemişlerdir. Kinin ana tedavi olarak kalmaya devam etmektedir. Ancak, doktorunuz eğer kinin tedavisi olumlu sonuç vermez ya da ciddi yan etkilere yol açtıysa, bu ilaçlardan birini de önerebilir.





kramp nedir, kas spazmı nedir, kramp anında acil müdahale, kramp tedavisi, kramp kimlerde görülür, kramp önlemek için ne yapmalıyız, kramp nasıl önlenir, sporcu sağlığı

SPOR ANALİZ


sporyazari.net, karadeniz fırtınası, trabzonspor, fenerbahçe, gol, şampiyonluk, süper lig

FIRTINA ESTİ, KASIRGA YAKIN!

Trabzonspor-Fenerbahçe maçı öncesi ‘Fırtına esecek mi?’ diye sormuştum. Çünkü hafiften rüzgar sesine karışık bir kıpırdanma görmüştüm. Ve FIRTINA ESTİ! Kasırgaya dönüşür mü bilinmez…

Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu, her konuşmasında kulübün ekonomik sıkıntılarına dikkat çekmiş, “Bu sorunu ancak özümüze dönerek çözebiliriz” vurgusu yapmıştı. Takımın başına da bu özüne dönüşe uygun bir isim olan Ünal Karaman’ı getirmişti.
Tabii ki bu öze dönüş birden olacak bir iş değil. Altyapının eskiden olduğu gibi işlemesi ve Trabzonlu gençleri ortaya çıkarması gerekiyor. Ünal Karaman’a düşen de bu gençlere şans vermek.

Geçen hafta yaşanan ve Onur Kıvrak ile Burak Yılmaz gibi iki yıldızın kadro dışı bırakılması ile sonuçlanan süreç, bu öze dönüşü hızlandırdı.  Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür’ün yanı sıra kaleci Uğurcan ve stoper Hüseyin 11’de maça başladı. Batuhan ise sonradan oyuna girdi. Trabzonspor’un kurtuluşu olarak görülen gençler, kritik karşılaşmada görevlerini fazlasıyla yerine getirdi.

Yıllar sonra gelen Fenerbahçe galibiyeti sonrası, Trabzonspor'un hocası Ünal Karaman, zaferin şifresini şöyle açıkladı: “Maçın başından sonuna kadar inanmış bir futbolcu ordusu ve taraftar vardı sahada. Karşılaşma 2-1’e geldiğinde ‘kaybedeceğiz’ diye hiç düşünmedim. Aklıma bile getirmedim. Çünkü futbolun adaleti olması lazım. Sonuçta çok daha farklı kazanabileceğimiz maçtı ve galip geldik”

‘İnanmış bir futbolcu ordusu ve taraftar’ ifadesi öze dönüşün sloganı gibi. Trabzonspor kendi yıldızlarını kendi gençlerinden çıkarmak zorunda. Geçmiş yıllarda ligde ve Avrupa Kupalarında elde edilen başarılar hep böyle kazanıldı. Özkan Sümer, Ahmet Suat Özyazıcı, Ali Kemal, Dobi Hasan, Şenol Güneş, Bahattin, Hamdi, İskender, Hami, Lemi, Tuncay, Gökdeniz….o kadar çok ki.

‘Karadeniz Fırtınası’ böyle esmişti. Son Fenerbahçe maçında da bunların izleri sahada vardı. Yusuf ve Abdulkadir müthiş bir maç çıkardı. Onları izlerken ‘Diğer maçlarda neden böyle oynamıyorlar?’ sorusu beynimi tırmaladı. Genç kaleci Uğurcan ve stoper Hüseyin sanki yıllardır oynuyormuş gibiydiler. Batuhan da ’Ben de varım’ dedi. Ancak, bu gibi gençlerle Karadeniz Fırtınası sürekli esebilir. Belki de ‘Kasırga’ya dönüşür.
Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nu, Yönetim Kurulunu ve Ünal Karaman’ı tebrik etmek lazım. Cesaretleri ve özüne dönme konusundaki gayretleri için.

‘Öze dönüş’ amatör ya da profesyonel tüm takımlarımıza örnek olmalı. Hatta Futbol Federasyonu teşvik edici tedbirler almalı. Sadece takımlarımızın değil, Türk Futbolunun kurtuluşunun ‘Öze Dönüş’ten geçtiği unutulmamalı…

 www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER




sporyazari.net, karadeniz fırtınası, trabzonspor, fenerbahçe, gol, şampiyonluk, süper lig



TARİHİ GALİBİYETLER

türk futbolu tarihi galibiyetler, futbolda tarihi zaferler, galatasaray avrupa kupaları, süper kupa galatasaray, uefa kupası galatasaray, fenerbahçe avrupa zaferleri, beşiktaş avrupa zaferleri


Türk Takımlarının Bugüne Kadar Elde Ettiği 20 Unutulmaz Şampiyonlar Ligi Zaferi

UEFA'nın kulüpler bazındaki en büyük organizasyonu olan Şampiyonlar Ligi'nde heyecan bugün devam ediyor.

1. 3 Nisan 2001: Galatasaray 3-2 Real Madrid

Sadece Galatasaray'ın değil, Türk futbolunun en unutulmaz geri dönüşlerinden birinin yaşandığı maçta Galatasaray, Real Madrid'i 3-2 yendi.

Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında sahasında ilk yarıyı 2-0 yenik kapatan Galatasaray, önce Ümit Davala'nın penaltı golüyle farkı 1'e indirdi, sonra Hasan Şaş ile skoru eşitledi.

Son sözü Mario Jardel söylerken, Brezilyalı golcünün bariz bir golü ise off-side gerekçesi ile sayılmadı.​

2. 2 Nisan 2008: Fenerbahçe 2-1 Chelsea

Tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan Fenerbahçe'nin rakibi İngiliz devi Chelsea'ydi.

Sarı-Lacivertliler ilk yarıyı Deivid De Souza'nın kendi kalesine attığı golle 1-0 yenik kapadı.

İkinci yarıda oyuna giren Kazım Kazım ile eşitliği yakalayan Fenerbahçe, Deivid De Souza'nın muhteşem golüyle sahadan 2-1 galip ayrıldı.

Rövanşta rakibine 2-0 yenilen Fenerbahçe, o sezonki Avrupa defterine nokta koymuş oldu.

3. 3 Kasım 1999: Galatasaray 3-2 Milan

Galatasaray için ya tamam ya devam maçı olan Milan maçında sarı-kırmızılı takım 2 kere yenik duruma düştü ve son 5 dakikaya kadar da 2-1 mağluptu.

Ancak son 5 dakikaya 2 gol birden sığdıran Galatasaray bu galibiyetle yoluna UEFA Kupası'ndan devam etti ve o sezon UEFA Kupası'nı kaldırdı.

Galatasaray'ın bu maçtaki gollerini Capone, Hakan Şükür ve penaltıdan Ümit Davala kaydetti.

4. 1 Ekim 2008: Chelsea 0-2 Beşiktaş

Beşiktaş'ın Avrupa'daki en önemli galibiyeti, hiç kuşkusuz deplasmandaki Chelsea galibiyetidir.

Dönemin en pahalı kadrosuna sahip olan Chelsea karşısında yaklaşık 40 dakika 10 kişi oynamasına rağmen inanılmaz bir savunma yapan Beşiktaş, Sergen Yalçın'ın 2 golüyle tarihi bir galibiyet elde etmiş oldu.

5. 4 Mart 2008: Sevilla 3-2 Fenerbahçe

Tarihinin en başarılı Avrupa serüvenini yaşayan Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalabilmek için dönemin son 2 sezonki UEFA Avrupa Ligi şampiyonu Sevilla'yı geçmesi gerekiyordu.

İlk maçı Kadıköy'de 3-2 kazanan Sarı Kanarylar, rövanşta Deivid De Souza'nın 2 golüyle rakibine aynı skorla mağlup olunca maç penaltılara kaldı.

Normal sürede kaleci Volkan Demirel 2 büyük hata ile kalesinde 2 gol görse de, Sevilla'nın 3 penaltısını kurtararak Fenerbahçe'ye tarihi bir zafer yaşattı.​

6. 7 Mart 2001: Galatasaray 2-0 Milan

​Bir önceki sezonun UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupası şampiyonu olan Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalabilmek için Milan'ı geçmek zorundaydı ve bunu başardı.

Galatasaray'a galibiyeti getiren golleri Gheoghe Hagi ile Mario Jardel kaydetti.

7. 30 Ekim 1996: Manchester United 0-1 Fenerbahçe

​Tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde yer alan Fenerbahçe, Old Trafford'da tarihi bir galibiyete imza attı ve Kırmızı Şeytanlar'ı Elvir Boliç'in golüyle 1-0 mağlup etti.

Bu mağlubiyet ile Manchester United kendi sahasında ilk kez bir Avrupa kupası maçı kaybetmiş oldu.

8. 24 Ekim 2007: Beşiktaş 2-1 Liverpool

Bu maç için aslında söylenebilecek çok şey var ancak bu maç Beşiktaş'ın taraftar grubu olan Çarşı'nın dünyaca ünlü olmasını sağlayan karşılaşmadır.

Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'nin son finalisti Liverpool'u İnönü'de Serdar Özkan ve Bobo'nun golleriyle 2-1 mağlup etti.

9. 14 Eylül 2011: İnter 0-1 Trabzonspor

​Türkiye'de yaşanan şike olayları sonrası UEFA'nın Fenerbahçe'yi diskalifiye etmesi ile birlikte Trabzonspor, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde yer aldı. Bordo-Mavili ekibin ilk rakibi ise İtalyan devi İnter'di.

Kaleci Tolga Zengin'in 90 dakika boyunca inanılmaz kurtarışlara imza attığı maçta galibiyet golünü ise Ondrej Celustka kaydetti.

10. 11 Aralık 2013: Galatasaray 1-0 Juventus

Bu maçı diğerlerinden farklı kılan, karşılaşmanın 2 günde sonuçlanması oldu. Zira İstanbul'daki yoğun kar yağışından dolayı karşılaşmanın yarısında maç durdu.

Ertesi gün kaldığı yerden devam eden maçı Galatasaray, Wesley Sneijder'in golü ile 1-0 kazandı ve bu galibiyet ile rakibinin üzerinde yer alarak 2. Tur'a yükseldi.

11. 26 Ekim 1999: Hertha Berlin 1-4 Galatasaray

Şampiyonlar Ligi'ne iyi başlayamayan Galatasaray, grubundaki ilk 4 maçında sadece 1 puan alabilmişti. 5. maç ise grubun iddialı ekiplerinden Hertha Berlin'leydi ve maç Almanya'daydı.

Galatasaray ilk yarıyı 1-0 yenik kapadı ama ikinci yarıda sahada bambaşka bir Galatasaray vardı.

Karşılaşmadan 4-1 galip ayrılan sarı-kırmızılı ekibin gollerinin 2'sini Hakan Şükür, diğer 2'sini ise Tugay Kerimoğlu ile Okan Buruk kaydetti.

12. 19 Eylül 2007: Fenerbahçe 1-0 İnter

​2006-2007 sezunun şampiyon tamamlayan Fenerbahçe, bir sonraki sezon İnter, PSV Eindhoven ve CSKA Moskova ile aynı grupta yer aldı.

Grubun ilk maçında İnter'i ağırlayan Fenerbahçe, rakibinin birçok as futbolcusunun sakat olmasını çok iyi değerlendirdi.

90 dakika boyunca oyunun hakimi olan ve farkı kaçıran Fenerbahçe, Deivid De Souza'nın harika golüyle maçı 1-0 kazandı.

13. 19 Eylül 2000: Beşiktaş 3-0 Barcelona

Avrupa futbolunda söz sahibi olmaya başlayan Türk futbolu için Avrupa galibiyetlerinin sıradan gelmeye başlasa da, İnönü Stadı'nda oynanan bu karşılaşma oldukça özeldi.

Beşiktaş, dünya devi Barcelona'yı Ahmet Dursun'un 2 ve Pascal Nouma'nın 1 golüyle geçerken, Nihat Kahveci'nin 1 topu direkten döndü.

Siyah-Beyazlılar bu karşılaşmada rakibine adeta futbol dersi verdi.

14. 12 Mart 2013: Schalke 04 2-3 Galatasaray

2012-2013 yılında Şampiyonlar Ligi'nde yeniden adından söz ettiren Galatasaray, ilk maçta 1-1 berabere kaldığı Alman rakibi Schalke 04 ile deplasmanda karşı karşıya geldi.

1-0 yenik duruma düşen Galatasaray, önce Hamit Altıntop ile skoru eşitledi. Sonrasında ise Burak Yılmaz ile devreyi 2-1 önde kapattı.

İkinci yarıda Galatasaray 1 gol yese de, son dakikada Umut Bulut skoru belirledi.​

15. 2 Aralık 2003: Galatasaray 2-0 Juventus

İstanbul'da yaşanan terör olaylarından dolayı Almanya'da oynanan Juventus karşılaşması Galatasaray açısından oldukça önemliydi.

Sarı-Kırmızılı takımın bu maçtan alacağı 3 puan hem takımın iddiasını sürdürecek, hem de en azından UEFA Kupası'ndan devam edebilecekti.

Karşılaşmayı Hakan Şükür'ün 2 golüyle kazanan Galatasaray, gruptaki son maçında Real Sociedad ile 1-1 berabere kalınca grubu 3. sırada tamamladı.

16. 25 Kasım 2009: Manchester United 0-1 Beşiktaş

​2008-2009 sezonunu şampiyon tamamlayan Beşiktaş, bir sonraki sezon Manchester United, Wolfsburg ve CSKA Moskova ile aynı grupta yer aldı.

Grubun 5. maçında deplasmanda Manchester United ile karşılaşan Beşiktaş, rakibinin turu garantilemesinden dolayı yedek ağırlıklı kadroyla çıkmasını iyi değerlendirdi ve Rodrigo Tello'nun golüyle sahadan 1-0'lık galibiyetle ayrıldı.

Maçın adamı ise inanılmaz kurtarışlara imza atan kaleci Rüştü Reçber'di.

17. 8 Aralık 2004: Fenerbahçe 3-0 Manchester United

​2003-2004 sezonunu şampiyon tamamlayan Fenerbahçe, bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katıldı.

5 maçta 6 puan toplayan Fenerbahçe'nin grubu 3. tamamlaması ve rakibi Manchester United'ın da gruptan çıkması kesindi.

Manchester United yedek ağırlıklı bir kadroyla çıksa da, Fenerbahçe iyi bir oyun ortaya koydu ve Tuncay Şanlı'ın hat-trcik'i ile maçı 3-0 kazandı.

18. 9 Nisan 2013: Galatasaray 3-2 Real Madrid

Bu sezon Devler Ligi'nde tek temsilcimiz yer alırken, bugüne kadar aldığımız unutulmaz zaferlere bir göz atalım.
Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde mucizeyi gerçekleştirebilmek için çıktığı maçtaki rakibi Real Madrid'di.

Çeyrek final mücadelesinde ilk maçı deplasmanda 3-0 kaybeden Galatasaray, rövanşta ise Ronaldo'nun off-side golüyle devreyi 1-0 yenik kapadı.

Ancak ikinci yarıda fırtına gibi esen Galatasaray, Emmanuel Eboue, Wesley Sneijder ve Didier Drogba'nın golleriyle 15 dakikada skoru 3-1 yaptı.

Herkes mucize beklerken son dakikada bir kez daha Ronaldo çıktı ve skoru belirledi. Maç sonunda Galatasaray sahadan başı dik ayrılmıştı.

19. 1 Ekim 1997: Beşiktaş 3-1 Paris Saint Germain

Beşiktaş tarihinde ilk kez 1997-1998 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde yer alabildi. Grubunda Bayern Münih, Paris Saint Germain ve Göteborg ile eşleşen Beşiktaş, ilk galibiyetini Paris Saint Germain karşısında aldı.

Beşiktaş'ın gollerinin 2'si Oktay Derelioğlu'ndan, 1'i ise Ertuğrul Sağlam'dan geldi.

20. 23 Kasım 1994: Galatasaray 2-1 Barcelona

Türk takımlarından Şampiyonlar Ligi'nde giden ilk takım Galatasaray oldu. Sarı-Kırmızılılar ilk kez 1993-1994 sezonunda Devler Ligi'nde yer aldı ama o sezon galibiyet alamadı.

1994-1995 sezonunda Ali Sami Yen'de oynanan Barcelona maçı, ilk Şampiyonlar Ligi zaferimiz olarak tarihe geçti.
Galatasaray'ın gollerini penaltıdan Hakan Şükür ve Arif Erdem kaydetti.






türk futbolu tarihi galibiyetler, futbolda tarihi zaferler, galatasaray avrupa kupaları, süper kupa galatasaray, uefa kupası galatasaray, fenerbahçe avrupa zaferleri, beşiktaş avrupa zaferleri

SPOR ANALİZ


aykut kocaman, fenerbahçe, atiker konyaspor, konyaspor, aykut kocamanın yardımcıları

AYKUT KOCAMAN İHANET Mİ ETTİ?

Aykut Kocaman Türk Futbolunun önemli teknik adamlarından biri. Sportoto Süper Ligde oynattığı sistem ve duruşu ile adından söz ettiren başarılı bir teknik direktör. Özellikle Fenerbahçe’nin başında iken yaşanan 3 Temmuz sürecinde takımına sahip çıkmış, zor günlere göğüs germiş, Fenerbahçe kulübüne önemli katkılarda bulunmuş ve taraftarların gönlünde taht kurmuş bir şahsiyet…

Aykut Kocaman Fenerbahçe’den geçen yıl ayrıldı. Yardımcıları ise görevlerine devam etti. Fenerbahçe’nin başına da öncelikle manejer olarak Comolli ve dünyaca ünlü Hollandalı teknik direktör Philip Cocu getirildi. Aykut Kocaman’ın yardımcıları Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay bizzat Kulüp Başkanı Ali Koç tarafından canlı yayında ‘köstebek’ olmakla suçlanarak kulüpten kovuldu. Ancak ne hikmetse konu mahkemeye taşınmadı.

Aykut Kocama ise 6 aylık bir aradan sonra daha önce de görev yaptığı Atiker Konyaspor’la yeniden mukavele imzaladı. Mukavele 2,5 yıllık. Bu mukavele ile Atiker Konyaspor’un orta vadede bir başarı düşündüğünü, Bursaspor ve Başakşehir gibi şampiyonluk kovalayan hatta şampiyon olan bir takım olmak istediğini anlıyoruz. Süper ligimize yeni bir heyecan geleceği kesin…

Aykut Kocaman’ın Konya’da yardımcılıklarını kim yapacak dersiniz? Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay. Yani Fenerbahçe’de iken yardımcılıklarını yapan ve Aykut Kocaman’ın ayrılmasından sonra görevlerine devam eden, sonra da Ali Koç tarafından bizzat suçlanarak kovulan yardımcıları…

Aykut Kocaman Konya’da düzenlediği basın toplantısından sonra sosyal medya hareketlendi. Yardımcılıklarını yapacak isimler basına yansıyınca ‘hainlikle’ suçlayanlar bile oldu. Hemen hain ilan etmeye ne kadar da hazır bir toplum yapımız var. Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay hakkında açılmış bir dava var mı? Mahkeme kararı var mı? Bildiğimiz kadarıyla yok…

Aykut Kocaman’da, Atiker Konyaspor Yönetimi ve taraftarı da, Konya halkı da başarı istiyor. Aykut Kocaman çok iyi tanıdığı ve yıllardır beraber çalıştığı isimlerle başarılı olacağına inanıyor. Doğrusu da bu. Ve Aykut Kocaman başarılı olacaktır. İzleyip görelim…


www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER


aykut kocaman, fenerbahçe, atiker konyaspor, konyaspor, aykut kocamanın yardımcıları

SPOR ANALİZ



LUCESCU VE FUTBOL FEDERASYONU

Hatırlarsanız Türkiye-İsveç maçından önce ‘Lucescu Şapkadan Tavşan Çıkarabilecek Mi?’ başlığı ile bir yazı kaleme almıştım. Ve maç sonunda gördük ki bu şapkadan bu tavşan çıkmayacak…
Lucescu’nun A Milli Takımın başına gelişi, ardından başarısız bir dönem, yeni ve genç futbolcularla başlayan Uluslar Ligi macerası. Sonuç ne peki?  Maalesef Türkiye B Grubundan, C Grubuna küme düştü.
Her maçtan sonra kameralar karşısına çıkan galip ise kahraman bir komutan, takım mağlup ise gururlu ve tuzu kuru bir komutan Lucescu…Yani her zaman haklı, her zaman başarılı. Futbolcular ise başarıda yoklar, mağlubiyette ise hedef durumundalar. Hatta sadece futbolcular değil, yabancı sayısı, altyapı, kulüpler, çağırmadığı Türk futbolcular, sistem her şey hatalı…
Futbol kamuoyu ‘Lucescu’nun hiç mi hatası yok?’ diye soruyor. Cevabını ise yine kendisi vermeye çalışıyor. Muhatapları sessiz. Muhatapları derken Lucescu ve Futbol Federasyonu yetkilileri. Gerçekten şunu çok merak ediyorum; ‘A Milli Takımda teknik direktörün seçimine kim ya da kimler karar veriyor? Kişi mi? Kişiler mi? Kurul mu? Kim?...
Lucescu 74 yaşında, ununu elemiş, eleğini asmış, tam eşofmanlarını asmaya hazırlanırken Türkiye A Milli Futbol Takımının başına getirilmiş bir teknik adam. Bir kredisi vardı. Şahsen başlangıçta tecrübesi ile başarılı olabileceğini düşünüyordum. En azından Türkiye’yi ve Türk futbolcusunu tanıdığını zannediyordum. Benimle aynı düşüncede olan önemli bir sayıda futbolsever vardı. Böyle mi oldu peki? Hayal kırıklığı yaşıyoruz. Asıl hayal kırıklığını mağlubiyetlerden sonraki konuşmalarında ve tavırlarında yaşadık.
Lucescu kendisini çok büyük görüyor. Türk Futbolcusunu da küçük. Nereden çıktı şimdi bu? Son maçta Milli Takım ilk yarı gerçekten iyiydi. İkinci yarı ise kötü. Maçın sonunda ise küme düştük. Milletimiz bir özrü haketmiyor mu? Konya seyircisi herşeyi yaptı. Bizlerde ekranları başında kahrolduk. Lucescu ise sanki hiçbir şey olmamış gibi demeç veriyor. El insaf yahu…

Lucescu böyle yaptı da sorumluluk makamında olanlar bir şey yaptı mı? Herhangi bir açıklama yapıldı mı? Hayır…Televizyon ekranlarında ise maç sonrası büyük bir hayal kırıklığı ve isyan vardı. Çünkü kafalardaki soruların cevabını alamıyorlardı. Cevap alınamayınca başlıyor isyan cümleleri…

Milli Takımımızın başarılı olduğu yıllara bir baktım. Başında hep Türk teknik direktörler var. Yabancı teknik adamlarla hiçbir dönem başarılı olunamamış. Bu bir tesadüf mü?  Değil tabii ki? Türk teknik adamlar Türk futbolcusunun, Türk halkının, yöneticilerinin psikolojisini çok iyi tahlil ediyor. Oyuncu seçimini ve oyun sistemini buna göre yapıyor. Hesap vereceği düşüncesi var. En azından sorumluluk duygusu daha ağır basıyor. Başarıyı milli duygularla daha çok istiyor. Yabancı teknik adamlar öylemi? Yabancı-yerli ayrımı yapmayı doğru bulmam. Ancak Milli Takımlarda bu böyle…

Şu anlaşılmasın; derdim insanları suçlamak değil. Sadece sorgulamaya davet etmek ve bir an önce önlem almaları gerektiğini anlatmak. Yoksa yine boşa geçen yıllar olacak. Yazık değil mi?


www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER



sporyazari.net, spor analiz, lucescu, tff, a milli takım, 


EN HIZLI KADINLAR

100 metre kadınlar, 100 metre rekorları kadın, florence griffift, carmelita jeter, marion jones, fraser pryce, christine arron, merlene ottey, kerron stewart, veronica campbell brown,

100 METRE KADIN KOŞOCULAR

11. Ivet Lalova

Bulgar atlet 19 Haziran 2004 tarihinde, Plovdiv'de 100 metreyi 10.77 derece ile koşmuştur.

10. Irina Privalova

Rus atlet 06 Temmuz 1994 tarihinde, Lozan'da 100 metreyi 10.77 derece ile koşmuştur.

9. Veronica Campbell-Brown

Jameikalı atlet 31 Mayıs 2011 tarihinde, Ostrava'da 100 metreyi 10.76 derece ile koşmuştur.

8. Evelyn Ashford

ABDli atlet 22 Ağustos 1984 tarihinde, Zürih'te 100 metreyi 10.76 derece ile koşmuştur.

7. Kerron Stewart

Jamaikalı atlet 10 Temmuz 2009 tarihinde, Roma'da 100 metreyi 10.75 derece ile koşmuştur.

6. Merlene Ottey

Jamaikalı atlet 07 Eylül 1996 tarihinde, Milano'da 100 metreyi 10.74 derece ile koşmuştur.

5. Christine Arron

Fransız atlet 19 Ağustos 1998 tarihinde, Budapeşte'de 100 metreyi 10.73 derece ile koşmuştur.

4. Shelly-Ann Fraser-Pryce

Jamaikalı atlet 29 Haziran 2012 tarihinde, Kingston'da 100 metreyi 10.70 derece ile koşmuştur.

3. Marion Jones

ABDli atlet 12 Eylül 1998 tarihinde, Johannesburg'da 100 metreyi 10.65 derece ile koşmuştur.

2. Carmelita Jeter

ABDli atlet 20 Eylül 2009 tarihinde, Şanghay'da 100 metreyi 10.64 derece ile koşmuştur.

1. Florence Griffith-Joyner

ABDli atlet 16 Temmuz 1988 tarihinde, Indianapolis'de 100 metreyi 10.49 derece ile koşmuştur.


Bu haber, en hızlı kadınlar, 100 metre kadınlar, 100 metre rekorları kadın, florence griffift, carmelita jeter, marion jones, fraser pryce, christine arron, merlene ottey, kerron stewart, veronica campbell brown, ile ilgilidir. 

SPOR ANALİZ


sporyazari.net, galatasaray, şampiyonluk, süper lig, galatasaray kadro, fatih terim, abdurrahman acer köşe yazıları

GALATASARAY’IN KADRO DERİNLİĞİ

Galatasaray Lige tam kadro ve sorunsuz başlayacakken sürpriz gelişmeler oldu.
Galatasara Emre Akbaba gibi çok önemli bir transfere imza attı. Ndiaye’yi ve Onyekuru’yu kiraladı. Gomis’i ise gönderdi. Orta saha ve kanatlar alternatifli ve kaliteli oyunculardan kurulmuş iken, ihtiyacı olan kaleci,. stoper  ve santrafor transferlerini  gerçekleştiremedi. Hiç kuşkusuz bunda yönetimsel hatalar olmakla birlikte, Finansal Fair Play’in de olumsuz etkileri oldu. Ayrıca UEFA’nın verdiği kadro sınırlaması cezası da yöneticilerin ve Fatih Terim’in elini kolunu bağladı. Galatasaray’ın en büyük şansı ise Fatih Terim’in takımın başında olması. Fatih Terim krizlerden başarı çıkaran bir teknik adam. ‘Galatasaray sahaya 11 kişi çıkar.’ sözü de Fatih Terim’e ait. Ayrıca gençlere değer veren ve onlara güvenen bir takım lideri. Bülent Korkmaz’a, Emre Belözoğlu’na, Tugay Kerimoğlu’na, Okan Buruk’a, Arda Turan’a hiç tereddüt etmeden genç yaşta forma veren ve yıldız olmalarının önünü açan bir teknik direktör. Ozan Kabak, Yunus Akgün ve Celil ise şimdilik son örnekler ve geleceğin yıldız adayları…
Üç kulvarda mücadele eden Galatasaray’da alternatifli bir kadro olması gerekiyor. Yani kadro derinliği çok önemli. Galatasaray’da alternatiflerin kaliteli olması mecburi. Çünkü kısıtlamalar var.
Peki durum böyle mi?  Tabii ki hayır!
Kalede alternatifsiz bir kaleci Muslera var. İkinci kaleci İsmail Cipe. Daha çok genç. Sağ ve sol defans hattı tamam. Sağda Linne ve Mariano, solda Nagatomo ve Ömer Bayram. Bundan iyisi can sağlığı. Ama stoperde sıkıntı var. İsim çok ama hata yapma oranları yüksek futbolcular. Fatih Terim’in istediği hızlı stoper değiller. Ozan Kabak’a forma vermesi de bu sebeple. Ozan Kabak verilen şansı çok iyi kullandı. Çözüm kendi içinde bulundu. Ve üçlü defansa dönmek zorunda kaldı. Ama hala bir tane hızlı ve topu oyuna iyi sokan stoper ihtiyacı var.  Orta sahada alternatif bolluğu yaşanıyor. Fernando, Ndiaye, Donk, Selçuk İnan, Celil, Belhanda, Emre Akbaba ve Yunus Akgün. Fatih Terim’in oyun planındaki 10 numara eksikliği var sadece. Hagi gibi…
Sağ ve sol kanatlar ise çok iyi. Sağda ve solda oynayabilen Onyekuru, Rodrgues, Feghouli, Sinan Gümüş, Muğdat Çelik gibi hızlı ve teknik oyuncular Fatih Terim’in işini kolaylaştırıyor. Santrafor bölgesinde ise ciddi sıkıntısı var. Sadece Eren Derdiyok. Eren ise bir iyi bir kötü, bir sağlam bir sakat, bir formda bir formsuz. Tabii kolay değil tek başına bu yükü taşımak. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Oynadığı maçlarda da farkını gösteriyor. Fatih Terim ise Sinan Gümüş ve Onyekuru hatta Muğdat ile bu bölgeyi doldurmaya çalışıyor. Donk ve Maicon’u dahi santrafor olarak oynattığı maçlara şahit olduk…
Peki Galatasaray ne yapmalı? Takıma istenilen katkıyı veremeyen futbolcularla yolunu hemen ayırmalı. Tarık Çamdal ve Ahmet Çalık gibi. Hatta Maicon, Belhanda ve Feghouli’nin durumları masaya yatırılmalı. Alternatif  tecrübeli bir kaleci, hızlı ve topu iyi kullanabilen bir stoper ve skor üreten, güçlü, hızlı ve hava toplarına hakim bir santrafor transfer etmeli. 10 numara transferi de pastanın çileği olur. İşle o zaman izleme zevki yüksek bir Galatasaray olur.

www.sporyazari.com /Abdurrahman ACER




sporyazari.net, galatasaray, şampiyonluk, süper lig, galatasaray kadro, fatih terim, abdurrahman acer köşe yazıları

SPOR ANALİZ


fatih terim, pfdk, tff, futbol federasyonu, derbide yaşanan olaylar, fatih terime ceza www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ!

Son günlerde Spor Toto Süper Lig, teknik direktörlere, futbolculara ve yöneticilere verilen cezalarla gündem oluyor. Özellikle Galatasaray-Fenerbahçe derbisi sonrası çıkan olaylar ve basına verilen demeçlere yağmur gibi cezalar yağdı. Yağmur gibi. Tabii ki bu yağmurdan futbolla ilgilenen herkes etkilendi. Yine futbol uzmanlarının! yorumları havada uçuştu.
Ne olmuştu bir hatırlayalım…
Türk Telekom Stadı'nda oynanan karşılaşmanın son bölümünde Galatasaraylı Belhanda ve Fenerbahçeli Soldado arasında yaşanan gerginlik, bitiş düdüğünün ardından kavgaya dönüştü.
Maçın uzatma bölümündeki gerginliği tırmandıran iki futbolcunun itişmesine önce Fenerbahçe'den Jailson dahil oldu. Bu futbolcu yanına gittiği Belhanda'ya sert bir tokat attı.
Orta sahada yaşanan kavgada sarı-kırmızılı futbolcuların kovaladığı Jailson kaçarak soyunma odasına giderken, bu sırada Galatasaray Yardımcı Antrenörü Hasan Şaş, Fenerbahçeli futbolcu Martin Skrtel'in boynundan tutarak sert şekilde müdahalede bulunmuştu.
Fenerbahçe yedek kalecisi Erten Ersu ve sarı-lacivertli futbolcu Michael Frey de sahaya girerek bazı Galatasaraylı futbolculara saldırmıştı.
Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Abdurrahim Albayrak, teknik direktörler Fatih Terim ve Erwin Koeman ise kavgayı yatıştırmaya çalışmıştı.
Daha sonra güvenlik görevlilerinin de müdahalesiyle Fenerbahçeli futbolcular soyunma odasına giderken, koridorlarda da iki takım oyuncuları arasında gerginliğin devam ettiği öğrenilmişti.
VAR merkezi ile temasa geçen Aydınus, soyunma odasından yaşananları izledi. Burada Jailson, Ndiaye ve Soldado'yu belirleyen orta hakem, temsilciler aracılığıyla da kime hangi kartı gösterdiğinin iletilmesini aktardı.
Futbol Federasyonu da yaşanan olayları ve sonrasında verilen demeçleri inceledi, 12'si Galatasaray, 4'ü de Fenerbahçe'den olmak üzere 16 ismi Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na (PFDK) sevk etti. PFDK ise toplandı ve cezaları açıkladı.
PFDK daha önce 7 maç men cezası verdiği Fatih Terim’e 3 maç men cezası daha verdi. Böylece Fatih Terim’e 10 maç men cezası verilmiş oldu. Fatih Terim’e verilen cezalar gündemin birinci sırasına yerleşirken tepkilerde ardı ardı geldi. Hatta ‘Fatih Terim’e verilen bu cezalar tazminat davasının rövanşıdır’ yorumlarını bile duyduk.
Şunu öncelikle belirtmek gerekir; Fatih Terim bir markadır. Türkiye’nin en önemli teknik adamıdır. Yaptıkları ortada. Yiğidin hakkını yiğide teslim etmek gerekir.
Peki bu cezaları hak edecek ne yaptı? Sahaya girdi, demeç verdi… İzlerken utandığımız görüntüler yaşanırken, Fatih Terim saha kenarından izleseydi olaylar daha da büyümez miydi? Olayları önlemek için çabalayan bir teknik adam vardı sahada.
Peki maçın hakemi Fırat Aydınus’un hiç mi kabahati yok. Maçın bu hale gelmesinde etkisi olmadı mı? Futbol Federasyonu’nun cezadan başka yapması gerekenler nelerdi? Ceza vermek tek başına sorunu çözüyor mu? Ev sahibinin hiç mi suçu yok? Şeytan rahat durmuyor işte!..

                                                                    

                                                                           Abdurrahman ACER
                                                                           www.sporyazari.net







fatih terim, pfdk, tff, futbol federasyonu, derbide yaşanan olaylar, fatih terime ceza www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

SPOR ANALİZ


altyapı, altyapı kursları, altyapı neden önemlidir, altyapının önemi, futbol altyapı takımları, türk futbolunda altyapı, www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

TÜRKİYE'DE ALTYAPI

Türk futbolunda en çok rağbet gören sihirli kelime Altyapı.

Öyle ki, kulüp yöneticilerinin daha mazbatalarını bile almadan söyledikleri ilk cümle “Alt yapıya çok önem vereceğiz. ”  Ama nedense sonrasında bu cümle ilk unutulan cümledir. Alt yapıda görev alanlar ve alacaklar çok heyecanlanır. Toplantılar yapılır. Altyapı takımları ile pozlar verilir. Sonrası malum…

Kamp dönemlerinde A Takım antrenmanlarına çıkarılan, hazırlık maçlarında oynayan, ‘Geleceğin Yıldızı’ diye methiyeler dizilen çocuklarımız, lig başlayınca kaybolur ve isimleri bile unutulur. Televizyon ekranlarında ya da taraftarlar arasında ‘Altyapılardan neden futbolcu çıkmıyor’ sözleri kulakları tırmalar durur.

Aklıma Galatasaray’ın o altın çocukları geldi. Hani Arda Turan’ın da içinde olduğu genç takım. Sadece Arda Turan o kadrodan sıyrıldı ve yıldızlaştı. Diğerleri ise önce orta sıra takımlarda, daha sonra da Spor Toto 1. Lig, 2.Lig, 3. Lig derken erken yaşlarda futbolu bırakanlar dahi oldu.

            Aslında futbol kültürümüze baktığımızda her şeyin bir sebebi olduğunu görebiliriz. En başta, belirli süreyle göreve gelen yönetim kurullarının ilk işi doğal olarak, uzun dönemli bir yatırım olan altyapılar olmuyor. Öncelikle kendilerinden beklenenin sportif başarı olduğunu bilerek göreve geliyorlar. Verilen sözlerin yerini yıldız transferler ve hemen başarılı olma arzusu alıyor.  Diğer yandan teknik direktörlerin olası bir başarısızlıkta feda edilecek ilk kişi olduğu da ortada duran bir gerçek. Taraftarsa “Takım hem başarılı olsun, hem altyapıdan yetenekli gençler gelsin” istiyor. 

            Bu çelişkiler yumağı altyapıyı ya unutturuyor ya da şanslı birkaç genç hem takımı hem de sözler veren yönetimleri kurtarıyor. Teknik Direktör ise altyapıdan futbolcu oynatan bir kahraman oluveriyor. Asıl kahramanlar olan altyapı sorumluları ise hiç mi hiç hatırlanmıyor.

            Türk futbolunun sorunlarını, bitmek tükenmek bilmeyen klişe sözler  üzerinden yorumlamaya çalışmak büyük bir zaman ve enerji kaybı olur. Türkiye’de genç futbolcuların yetişmesinin önünde ciddi engeller var. Bu aslında bir mantalite ve sistem sorunu.  Dönüp dolaşıp sorunu sadece yabancı sayısı veya altyapı antrenörlerinin maaşı üzerinden okumak da bizi hiçbir yere götürmez.

Yapısal sorunların giderilmesi, her alanda olduğu gibi çocuklarımızın eğitiminde sporun öneminin net olarak ortaya konması, lisanslı ve başarılı sporculara okullarda öncelikler verilmesi, altyapıdan oyuncu oynatılmasının maddi olarak da teşvik edilmesi, altyapı antrenörlerinin yani emekçilerin maddi ve manevi olarak çok daha itibarlı hale getirilmesi, televizyon ekranlarında altyapı takımlarının ve hocalarının ön plana çıkarılması, yabancı sınırlaması yerine kaliteli yabancıların transferinin teşvik edilmesi gibi bir çok tedbir alınabilir. Unutmayalım ki sporun geleceği altyapıdır.
                                                                                              

                                                                     www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER




altyapı, altyapı kursları, altyapı neden önemlidir, altyapının önemi, futbol altyapı takımları, türk futbolunda altyapı, www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

SPOR ANALİZ


spor yazarları, köşe yazıları, köşe yazarları, spor yazarlari.net, a milli takım, mircea lucescu, abdurrahman acer

LUCESCU ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARABİLECEK Mİ?

A Milli Takımımızın 17 Kasım'da Konya'da İsveç ile oynayacağı UEFA Uluslar Ligi karşılaşması ve 20 Kasım'da Antalya'da Ukrayna ile yapacağı özel maçın aday kadrosu açıklandı. Lucescu farklı olarak Alanyaspor’dan Merih Demiral’ı kadroya dahil etti. Sakatlanan kaleci Gökhan Akkan’ın yerine Bursaspor’un genç kalecisi Okan aday kadroya çağrıldı.

Lucescu’dan sihirbazlık beklemiyoruz. Aday kadroya çağrılan futbolcular arasında adaletli tercih yapmasını ve sisteme dayalı bir oyun düzeni kurmasını istiyoruz. 

Milli takımda oynamak büyük bir onur. Her futbolcunun özlemi. Ay Yıldızlı forma ile sahaya çıkmak, manevi hazzı maddiyatla kıyaslanamayacak bir değer. Peki her futbolcuya eşit olarak bu şans tanınıyor mu? Bence hayır. Teknik Direktöre göre bir takım iskeleti oluşuyor. Forma olmasa kulüp takımı gibi…

Aday kadrosunu yazmayacağım. Önceki maçlarda gördük ki; kadro bir iki değişiklik dışında aynı, genç, dinamik ama sistemi oturmamış, bir iyi bir kötü oynayan bir takım görüntüsü var.

Evet yeni, genç ve geleceğe yönelik bir takım kuruldu. Sabretmemiz gerekiyor. Biz de sabırla bekliyoruz. Tabii ki beklerken olumlu ve faydalı eleştirilerimize de devam edeceğiz.

Futbolseverler ve futbol yazarları hep bir ağızdan ‘Mert Günok neden kadroda yok?’ sorusunu soruyor. Cevap yok. Mert Günok lig lideri Medipol Başakşehir’in kalecisi. Bir önce milli kaleci Volkan Babacan’ı yedek bırakacak ve belki de Milli Takım kariyerini sonlandıracak kadar formda. Ben de soruyorum: ‘Mert Günok neden kardoda yok?’

Başka bir soru: ‘Ne zaman gururlanacağımız, coşacağımız ancak sürekliliği olan bir Milli Takımı ne zaman izleyebileceğiz?’ ya da ‘Bu takımı Dünya Kupasında ve Avrupa Şampiyonasında izleyebilecek miyiz?

Almanya, İngiltere, Brezilya, Arjantin…gibi sistemi olan, devamlılığı olan bir Milli Takım neden olamıyoruz? Teknik Direktör değiştirmekle bu mümkün mü?

Başarılı olan, formda olan mutlaka kadroya çağrılmalı. Takım iskeleti korunmalı ama formda olan futbolculardan da mutlaka aday kadroya çağrılmalı. Her futbolcu Milli Takıma seçilebileceği ümidiyle liglerde mücadele etmelidir. Bu ümit daha çok rekabet ve daha formda futbolcular ortaya çıkaracaktır. Böylece Milli Takımımızda rekabete açık olacaktır. Başarı da bu şekilde gelecektir.

Dünyada ‘Türk Ekolü’ diye anılan bir futbol ekolü ortaya koymak için çalışmalıyız. Böylece de başarıda devamlılık olacaktır. Kişilere bağlı değil, sistemi olan bir Milli Takım çok daha başarılı olacaktır. Bizlere de gururla ve huzurla bir Milli Takım izlemek düşer.


                                                                                                          Abdurrahman ACER

Kaynak: www.sporyazari.net






spor yazarları, köşe yazıları, köşe yazarları, spor yazarlari.net, a milli takım, mircea lucescu, abdurrahman acer

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-