SPOR ANALİZ


sporyazari.net, karadeniz fırtınası, trabzonspor, fenerbahçe, gol, şampiyonluk, süper lig

FIRTINA ESTİ, KASIRGA YAKIN!

Trabzonspor-Fenerbahçe maçı öncesi ‘Fırtına esecek mi?’ diye sormuştum. Çünkü hafiften rüzgar sesine karışık bir kıpırdanma görmüştüm. Ve FIRTINA ESTİ! Kasırgaya dönüşür mü bilinmez…

Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu, her konuşmasında kulübün ekonomik sıkıntılarına dikkat çekmiş, “Bu sorunu ancak özümüze dönerek çözebiliriz” vurgusu yapmıştı. Takımın başına da bu özüne dönüşe uygun bir isim olan Ünal Karaman’ı getirmişti.
Tabii ki bu öze dönüş birden olacak bir iş değil. Altyapının eskiden olduğu gibi işlemesi ve Trabzonlu gençleri ortaya çıkarması gerekiyor. Ünal Karaman’a düşen de bu gençlere şans vermek.

Geçen hafta yaşanan ve Onur Kıvrak ile Burak Yılmaz gibi iki yıldızın kadro dışı bırakılması ile sonuçlanan süreç, bu öze dönüşü hızlandırdı.  Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür’ün yanı sıra kaleci Uğurcan ve stoper Hüseyin 11’de maça başladı. Batuhan ise sonradan oyuna girdi. Trabzonspor’un kurtuluşu olarak görülen gençler, kritik karşılaşmada görevlerini fazlasıyla yerine getirdi.

Yıllar sonra gelen Fenerbahçe galibiyeti sonrası, Trabzonspor'un hocası Ünal Karaman, zaferin şifresini şöyle açıkladı: “Maçın başından sonuna kadar inanmış bir futbolcu ordusu ve taraftar vardı sahada. Karşılaşma 2-1’e geldiğinde ‘kaybedeceğiz’ diye hiç düşünmedim. Aklıma bile getirmedim. Çünkü futbolun adaleti olması lazım. Sonuçta çok daha farklı kazanabileceğimiz maçtı ve galip geldik”

‘İnanmış bir futbolcu ordusu ve taraftar’ ifadesi öze dönüşün sloganı gibi. Trabzonspor kendi yıldızlarını kendi gençlerinden çıkarmak zorunda. Geçmiş yıllarda ligde ve Avrupa Kupalarında elde edilen başarılar hep böyle kazanıldı. Özkan Sümer, Ahmet Suat Özyazıcı, Ali Kemal, Dobi Hasan, Şenol Güneş, Bahattin, Hamdi, İskender, Hami, Lemi, Tuncay, Gökdeniz….o kadar çok ki.

‘Karadeniz Fırtınası’ böyle esmişti. Son Fenerbahçe maçında da bunların izleri sahada vardı. Yusuf ve Abdulkadir müthiş bir maç çıkardı. Onları izlerken ‘Diğer maçlarda neden böyle oynamıyorlar?’ sorusu beynimi tırmaladı. Genç kaleci Uğurcan ve stoper Hüseyin sanki yıllardır oynuyormuş gibiydiler. Batuhan da ’Ben de varım’ dedi. Ancak, bu gibi gençlerle Karadeniz Fırtınası sürekli esebilir. Belki de ‘Kasırga’ya dönüşür.
Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nu, Yönetim Kurulunu ve Ünal Karaman’ı tebrik etmek lazım. Cesaretleri ve özüne dönme konusundaki gayretleri için.

‘Öze dönüş’ amatör ya da profesyonel tüm takımlarımıza örnek olmalı. Hatta Futbol Federasyonu teşvik edici tedbirler almalı. Sadece takımlarımızın değil, Türk Futbolunun kurtuluşunun ‘Öze Dönüş’ten geçtiği unutulmamalı…

 www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER




sporyazari.net, karadeniz fırtınası, trabzonspor, fenerbahçe, gol, şampiyonluk, süper lig



SPOR ANALİZ


aykut kocaman, fenerbahçe, atiker konyaspor, konyaspor, aykut kocamanın yardımcıları

AYKUT KOCAMAN İHANET Mİ ETTİ?

Aykut Kocaman Türk Futbolunun önemli teknik adamlarından biri. Sportoto Süper Ligde oynattığı sistem ve duruşu ile adından söz ettiren başarılı bir teknik direktör. Özellikle Fenerbahçe’nin başında iken yaşanan 3 Temmuz sürecinde takımına sahip çıkmış, zor günlere göğüs germiş, Fenerbahçe kulübüne önemli katkılarda bulunmuş ve taraftarların gönlünde taht kurmuş bir şahsiyet…

Aykut Kocaman Fenerbahçe’den geçen yıl ayrıldı. Yardımcıları ise görevlerine devam etti. Fenerbahçe’nin başına da öncelikle manejer olarak Comolli ve dünyaca ünlü Hollandalı teknik direktör Philip Cocu getirildi. Aykut Kocaman’ın yardımcıları Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay bizzat Kulüp Başkanı Ali Koç tarafından canlı yayında ‘köstebek’ olmakla suçlanarak kulüpten kovuldu. Ancak ne hikmetse konu mahkemeye taşınmadı.

Aykut Kocama ise 6 aylık bir aradan sonra daha önce de görev yaptığı Atiker Konyaspor’la yeniden mukavele imzaladı. Mukavele 2,5 yıllık. Bu mukavele ile Atiker Konyaspor’un orta vadede bir başarı düşündüğünü, Bursaspor ve Başakşehir gibi şampiyonluk kovalayan hatta şampiyon olan bir takım olmak istediğini anlıyoruz. Süper ligimize yeni bir heyecan geleceği kesin…

Aykut Kocaman’ın Konya’da yardımcılıklarını kim yapacak dersiniz? Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay. Yani Fenerbahçe’de iken yardımcılıklarını yapan ve Aykut Kocaman’ın ayrılmasından sonra görevlerine devam eden, sonra da Ali Koç tarafından bizzat suçlanarak kovulan yardımcıları…

Aykut Kocaman Konya’da düzenlediği basın toplantısından sonra sosyal medya hareketlendi. Yardımcılıklarını yapacak isimler basına yansıyınca ‘hainlikle’ suçlayanlar bile oldu. Hemen hain ilan etmeye ne kadar da hazır bir toplum yapımız var. Alper Aşçıoğlu, Murat Öztürk ve Turgay Altay hakkında açılmış bir dava var mı? Mahkeme kararı var mı? Bildiğimiz kadarıyla yok…

Aykut Kocaman’da, Atiker Konyaspor Yönetimi ve taraftarı da, Konya halkı da başarı istiyor. Aykut Kocaman çok iyi tanıdığı ve yıllardır beraber çalıştığı isimlerle başarılı olacağına inanıyor. Doğrusu da bu. Ve Aykut Kocaman başarılı olacaktır. İzleyip görelim…


www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER


aykut kocaman, fenerbahçe, atiker konyaspor, konyaspor, aykut kocamanın yardımcıları

SPOR ANALİZ



LUCESCU VE FUTBOL FEDERASYONU

Hatırlarsanız Türkiye-İsveç maçından önce ‘Lucescu Şapkadan Tavşan Çıkarabilecek Mi?’ başlığı ile bir yazı kaleme almıştım. Ve maç sonunda gördük ki bu şapkadan bu tavşan çıkmayacak…
Lucescu’nun A Milli Takımın başına gelişi, ardından başarısız bir dönem, yeni ve genç futbolcularla başlayan Uluslar Ligi macerası. Sonuç ne peki?  Maalesef Türkiye B Grubundan, C Grubuna küme düştü.
Her maçtan sonra kameralar karşısına çıkan galip ise kahraman bir komutan, takım mağlup ise gururlu ve tuzu kuru bir komutan Lucescu…Yani her zaman haklı, her zaman başarılı. Futbolcular ise başarıda yoklar, mağlubiyette ise hedef durumundalar. Hatta sadece futbolcular değil, yabancı sayısı, altyapı, kulüpler, çağırmadığı Türk futbolcular, sistem her şey hatalı…
Futbol kamuoyu ‘Lucescu’nun hiç mi hatası yok?’ diye soruyor. Cevabını ise yine kendisi vermeye çalışıyor. Muhatapları sessiz. Muhatapları derken Lucescu ve Futbol Federasyonu yetkilileri. Gerçekten şunu çok merak ediyorum; ‘A Milli Takımda teknik direktörün seçimine kim ya da kimler karar veriyor? Kişi mi? Kişiler mi? Kurul mu? Kim?...
Lucescu 74 yaşında, ununu elemiş, eleğini asmış, tam eşofmanlarını asmaya hazırlanırken Türkiye A Milli Futbol Takımının başına getirilmiş bir teknik adam. Bir kredisi vardı. Şahsen başlangıçta tecrübesi ile başarılı olabileceğini düşünüyordum. En azından Türkiye’yi ve Türk futbolcusunu tanıdığını zannediyordum. Benimle aynı düşüncede olan önemli bir sayıda futbolsever vardı. Böyle mi oldu peki? Hayal kırıklığı yaşıyoruz. Asıl hayal kırıklığını mağlubiyetlerden sonraki konuşmalarında ve tavırlarında yaşadık.
Lucescu kendisini çok büyük görüyor. Türk Futbolcusunu da küçük. Nereden çıktı şimdi bu? Son maçta Milli Takım ilk yarı gerçekten iyiydi. İkinci yarı ise kötü. Maçın sonunda ise küme düştük. Milletimiz bir özrü haketmiyor mu? Konya seyircisi herşeyi yaptı. Bizlerde ekranları başında kahrolduk. Lucescu ise sanki hiçbir şey olmamış gibi demeç veriyor. El insaf yahu…

Lucescu böyle yaptı da sorumluluk makamında olanlar bir şey yaptı mı? Herhangi bir açıklama yapıldı mı? Hayır…Televizyon ekranlarında ise maç sonrası büyük bir hayal kırıklığı ve isyan vardı. Çünkü kafalardaki soruların cevabını alamıyorlardı. Cevap alınamayınca başlıyor isyan cümleleri…

Milli Takımımızın başarılı olduğu yıllara bir baktım. Başında hep Türk teknik direktörler var. Yabancı teknik adamlarla hiçbir dönem başarılı olunamamış. Bu bir tesadüf mü?  Değil tabii ki? Türk teknik adamlar Türk futbolcusunun, Türk halkının, yöneticilerinin psikolojisini çok iyi tahlil ediyor. Oyuncu seçimini ve oyun sistemini buna göre yapıyor. Hesap vereceği düşüncesi var. En azından sorumluluk duygusu daha ağır basıyor. Başarıyı milli duygularla daha çok istiyor. Yabancı teknik adamlar öylemi? Yabancı-yerli ayrımı yapmayı doğru bulmam. Ancak Milli Takımlarda bu böyle…

Şu anlaşılmasın; derdim insanları suçlamak değil. Sadece sorgulamaya davet etmek ve bir an önce önlem almaları gerektiğini anlatmak. Yoksa yine boşa geçen yıllar olacak. Yazık değil mi?


www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER



sporyazari.net, spor analiz, lucescu, tff, a milli takım, 


EN HIZLI KADINLAR

100 metre kadınlar, 100 metre rekorları kadın, florence griffift, carmelita jeter, marion jones, fraser pryce, christine arron, merlene ottey, kerron stewart, veronica campbell brown,

100 METRE KADIN KOŞOCULAR

11. Ivet Lalova

Bulgar atlet 19 Haziran 2004 tarihinde, Plovdiv'de 100 metreyi 10.77 derece ile koşmuştur.

10. Irina Privalova

Rus atlet 06 Temmuz 1994 tarihinde, Lozan'da 100 metreyi 10.77 derece ile koşmuştur.

9. Veronica Campbell-Brown

Jameikalı atlet 31 Mayıs 2011 tarihinde, Ostrava'da 100 metreyi 10.76 derece ile koşmuştur.

8. Evelyn Ashford

ABDli atlet 22 Ağustos 1984 tarihinde, Zürih'te 100 metreyi 10.76 derece ile koşmuştur.

7. Kerron Stewart

Jamaikalı atlet 10 Temmuz 2009 tarihinde, Roma'da 100 metreyi 10.75 derece ile koşmuştur.

6. Merlene Ottey

Jamaikalı atlet 07 Eylül 1996 tarihinde, Milano'da 100 metreyi 10.74 derece ile koşmuştur.

5. Christine Arron

Fransız atlet 19 Ağustos 1998 tarihinde, Budapeşte'de 100 metreyi 10.73 derece ile koşmuştur.

4. Shelly-Ann Fraser-Pryce

Jamaikalı atlet 29 Haziran 2012 tarihinde, Kingston'da 100 metreyi 10.70 derece ile koşmuştur.

3. Marion Jones

ABDli atlet 12 Eylül 1998 tarihinde, Johannesburg'da 100 metreyi 10.65 derece ile koşmuştur.

2. Carmelita Jeter

ABDli atlet 20 Eylül 2009 tarihinde, Şanghay'da 100 metreyi 10.64 derece ile koşmuştur.

1. Florence Griffith-Joyner

ABDli atlet 16 Temmuz 1988 tarihinde, Indianapolis'de 100 metreyi 10.49 derece ile koşmuştur.


Bu haber, en hızlı kadınlar, 100 metre kadınlar, 100 metre rekorları kadın, florence griffift, carmelita jeter, marion jones, fraser pryce, christine arron, merlene ottey, kerron stewart, veronica campbell brown, ile ilgilidir. 

SPOR ANALİZ


sporyazari.net, galatasaray, şampiyonluk, süper lig, galatasaray kadro, fatih terim, abdurrahman acer köşe yazıları

GALATASARAY’IN KADRO DERİNLİĞİ

Galatasaray Lige tam kadro ve sorunsuz başlayacakken sürpriz gelişmeler oldu.
Galatasara Emre Akbaba gibi çok önemli bir transfere imza attı. Ndiaye’yi ve Onyekuru’yu kiraladı. Gomis’i ise gönderdi. Orta saha ve kanatlar alternatifli ve kaliteli oyunculardan kurulmuş iken, ihtiyacı olan kaleci,. stoper  ve santrafor transferlerini  gerçekleştiremedi. Hiç kuşkusuz bunda yönetimsel hatalar olmakla birlikte, Finansal Fair Play’in de olumsuz etkileri oldu. Ayrıca UEFA’nın verdiği kadro sınırlaması cezası da yöneticilerin ve Fatih Terim’in elini kolunu bağladı. Galatasaray’ın en büyük şansı ise Fatih Terim’in takımın başında olması. Fatih Terim krizlerden başarı çıkaran bir teknik adam. ‘Galatasaray sahaya 11 kişi çıkar.’ sözü de Fatih Terim’e ait. Ayrıca gençlere değer veren ve onlara güvenen bir takım lideri. Bülent Korkmaz’a, Emre Belözoğlu’na, Tugay Kerimoğlu’na, Okan Buruk’a, Arda Turan’a hiç tereddüt etmeden genç yaşta forma veren ve yıldız olmalarının önünü açan bir teknik direktör. Ozan Kabak, Yunus Akgün ve Celil ise şimdilik son örnekler ve geleceğin yıldız adayları…
Üç kulvarda mücadele eden Galatasaray’da alternatifli bir kadro olması gerekiyor. Yani kadro derinliği çok önemli. Galatasaray’da alternatiflerin kaliteli olması mecburi. Çünkü kısıtlamalar var.
Peki durum böyle mi?  Tabii ki hayır!
Kalede alternatifsiz bir kaleci Muslera var. İkinci kaleci İsmail Cipe. Daha çok genç. Sağ ve sol defans hattı tamam. Sağda Linne ve Mariano, solda Nagatomo ve Ömer Bayram. Bundan iyisi can sağlığı. Ama stoperde sıkıntı var. İsim çok ama hata yapma oranları yüksek futbolcular. Fatih Terim’in istediği hızlı stoper değiller. Ozan Kabak’a forma vermesi de bu sebeple. Ozan Kabak verilen şansı çok iyi kullandı. Çözüm kendi içinde bulundu. Ve üçlü defansa dönmek zorunda kaldı. Ama hala bir tane hızlı ve topu oyuna iyi sokan stoper ihtiyacı var.  Orta sahada alternatif bolluğu yaşanıyor. Fernando, Ndiaye, Donk, Selçuk İnan, Celil, Belhanda, Emre Akbaba ve Yunus Akgün. Fatih Terim’in oyun planındaki 10 numara eksikliği var sadece. Hagi gibi…
Sağ ve sol kanatlar ise çok iyi. Sağda ve solda oynayabilen Onyekuru, Rodrgues, Feghouli, Sinan Gümüş, Muğdat Çelik gibi hızlı ve teknik oyuncular Fatih Terim’in işini kolaylaştırıyor. Santrafor bölgesinde ise ciddi sıkıntısı var. Sadece Eren Derdiyok. Eren ise bir iyi bir kötü, bir sağlam bir sakat, bir formda bir formsuz. Tabii kolay değil tek başına bu yükü taşımak. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Oynadığı maçlarda da farkını gösteriyor. Fatih Terim ise Sinan Gümüş ve Onyekuru hatta Muğdat ile bu bölgeyi doldurmaya çalışıyor. Donk ve Maicon’u dahi santrafor olarak oynattığı maçlara şahit olduk…
Peki Galatasaray ne yapmalı? Takıma istenilen katkıyı veremeyen futbolcularla yolunu hemen ayırmalı. Tarık Çamdal ve Ahmet Çalık gibi. Hatta Maicon, Belhanda ve Feghouli’nin durumları masaya yatırılmalı. Alternatif  tecrübeli bir kaleci, hızlı ve topu iyi kullanabilen bir stoper ve skor üreten, güçlü, hızlı ve hava toplarına hakim bir santrafor transfer etmeli. 10 numara transferi de pastanın çileği olur. İşle o zaman izleme zevki yüksek bir Galatasaray olur.

www.sporyazari.com /Abdurrahman ACER




sporyazari.net, galatasaray, şampiyonluk, süper lig, galatasaray kadro, fatih terim, abdurrahman acer köşe yazıları

SPOR ANALİZ


fatih terim, pfdk, tff, futbol federasyonu, derbide yaşanan olaylar, fatih terime ceza www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ!

Son günlerde Spor Toto Süper Lig, teknik direktörlere, futbolculara ve yöneticilere verilen cezalarla gündem oluyor. Özellikle Galatasaray-Fenerbahçe derbisi sonrası çıkan olaylar ve basına verilen demeçlere yağmur gibi cezalar yağdı. Yağmur gibi. Tabii ki bu yağmurdan futbolla ilgilenen herkes etkilendi. Yine futbol uzmanlarının! yorumları havada uçuştu.
Ne olmuştu bir hatırlayalım…
Türk Telekom Stadı'nda oynanan karşılaşmanın son bölümünde Galatasaraylı Belhanda ve Fenerbahçeli Soldado arasında yaşanan gerginlik, bitiş düdüğünün ardından kavgaya dönüştü.
Maçın uzatma bölümündeki gerginliği tırmandıran iki futbolcunun itişmesine önce Fenerbahçe'den Jailson dahil oldu. Bu futbolcu yanına gittiği Belhanda'ya sert bir tokat attı.
Orta sahada yaşanan kavgada sarı-kırmızılı futbolcuların kovaladığı Jailson kaçarak soyunma odasına giderken, bu sırada Galatasaray Yardımcı Antrenörü Hasan Şaş, Fenerbahçeli futbolcu Martin Skrtel'in boynundan tutarak sert şekilde müdahalede bulunmuştu.
Fenerbahçe yedek kalecisi Erten Ersu ve sarı-lacivertli futbolcu Michael Frey de sahaya girerek bazı Galatasaraylı futbolculara saldırmıştı.
Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Abdurrahim Albayrak, teknik direktörler Fatih Terim ve Erwin Koeman ise kavgayı yatıştırmaya çalışmıştı.
Daha sonra güvenlik görevlilerinin de müdahalesiyle Fenerbahçeli futbolcular soyunma odasına giderken, koridorlarda da iki takım oyuncuları arasında gerginliğin devam ettiği öğrenilmişti.
VAR merkezi ile temasa geçen Aydınus, soyunma odasından yaşananları izledi. Burada Jailson, Ndiaye ve Soldado'yu belirleyen orta hakem, temsilciler aracılığıyla da kime hangi kartı gösterdiğinin iletilmesini aktardı.
Futbol Federasyonu da yaşanan olayları ve sonrasında verilen demeçleri inceledi, 12'si Galatasaray, 4'ü de Fenerbahçe'den olmak üzere 16 ismi Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na (PFDK) sevk etti. PFDK ise toplandı ve cezaları açıkladı.
PFDK daha önce 7 maç men cezası verdiği Fatih Terim’e 3 maç men cezası daha verdi. Böylece Fatih Terim’e 10 maç men cezası verilmiş oldu. Fatih Terim’e verilen cezalar gündemin birinci sırasına yerleşirken tepkilerde ardı ardı geldi. Hatta ‘Fatih Terim’e verilen bu cezalar tazminat davasının rövanşıdır’ yorumlarını bile duyduk.
Şunu öncelikle belirtmek gerekir; Fatih Terim bir markadır. Türkiye’nin en önemli teknik adamıdır. Yaptıkları ortada. Yiğidin hakkını yiğide teslim etmek gerekir.
Peki bu cezaları hak edecek ne yaptı? Sahaya girdi, demeç verdi… İzlerken utandığımız görüntüler yaşanırken, Fatih Terim saha kenarından izleseydi olaylar daha da büyümez miydi? Olayları önlemek için çabalayan bir teknik adam vardı sahada.
Peki maçın hakemi Fırat Aydınus’un hiç mi kabahati yok. Maçın bu hale gelmesinde etkisi olmadı mı? Futbol Federasyonu’nun cezadan başka yapması gerekenler nelerdi? Ceza vermek tek başına sorunu çözüyor mu? Ev sahibinin hiç mi suçu yok? Şeytan rahat durmuyor işte!..

                                                                    

                                                                           Abdurrahman ACER
                                                                           www.sporyazari.net







fatih terim, pfdk, tff, futbol federasyonu, derbide yaşanan olaylar, fatih terime ceza www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

SPOR ANALİZ


altyapı, altyapı kursları, altyapı neden önemlidir, altyapının önemi, futbol altyapı takımları, türk futbolunda altyapı, www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

TÜRKİYE'DE ALTYAPI

Türk futbolunda en çok rağbet gören sihirli kelime Altyapı.

Öyle ki, kulüp yöneticilerinin daha mazbatalarını bile almadan söyledikleri ilk cümle “Alt yapıya çok önem vereceğiz. ”  Ama nedense sonrasında bu cümle ilk unutulan cümledir. Alt yapıda görev alanlar ve alacaklar çok heyecanlanır. Toplantılar yapılır. Altyapı takımları ile pozlar verilir. Sonrası malum…

Kamp dönemlerinde A Takım antrenmanlarına çıkarılan, hazırlık maçlarında oynayan, ‘Geleceğin Yıldızı’ diye methiyeler dizilen çocuklarımız, lig başlayınca kaybolur ve isimleri bile unutulur. Televizyon ekranlarında ya da taraftarlar arasında ‘Altyapılardan neden futbolcu çıkmıyor’ sözleri kulakları tırmalar durur.

Aklıma Galatasaray’ın o altın çocukları geldi. Hani Arda Turan’ın da içinde olduğu genç takım. Sadece Arda Turan o kadrodan sıyrıldı ve yıldızlaştı. Diğerleri ise önce orta sıra takımlarda, daha sonra da Spor Toto 1. Lig, 2.Lig, 3. Lig derken erken yaşlarda futbolu bırakanlar dahi oldu.

            Aslında futbol kültürümüze baktığımızda her şeyin bir sebebi olduğunu görebiliriz. En başta, belirli süreyle göreve gelen yönetim kurullarının ilk işi doğal olarak, uzun dönemli bir yatırım olan altyapılar olmuyor. Öncelikle kendilerinden beklenenin sportif başarı olduğunu bilerek göreve geliyorlar. Verilen sözlerin yerini yıldız transferler ve hemen başarılı olma arzusu alıyor.  Diğer yandan teknik direktörlerin olası bir başarısızlıkta feda edilecek ilk kişi olduğu da ortada duran bir gerçek. Taraftarsa “Takım hem başarılı olsun, hem altyapıdan yetenekli gençler gelsin” istiyor. 

            Bu çelişkiler yumağı altyapıyı ya unutturuyor ya da şanslı birkaç genç hem takımı hem de sözler veren yönetimleri kurtarıyor. Teknik Direktör ise altyapıdan futbolcu oynatan bir kahraman oluveriyor. Asıl kahramanlar olan altyapı sorumluları ise hiç mi hiç hatırlanmıyor.

            Türk futbolunun sorunlarını, bitmek tükenmek bilmeyen klişe sözler  üzerinden yorumlamaya çalışmak büyük bir zaman ve enerji kaybı olur. Türkiye’de genç futbolcuların yetişmesinin önünde ciddi engeller var. Bu aslında bir mantalite ve sistem sorunu.  Dönüp dolaşıp sorunu sadece yabancı sayısı veya altyapı antrenörlerinin maaşı üzerinden okumak da bizi hiçbir yere götürmez.

Yapısal sorunların giderilmesi, her alanda olduğu gibi çocuklarımızın eğitiminde sporun öneminin net olarak ortaya konması, lisanslı ve başarılı sporculara okullarda öncelikler verilmesi, altyapıdan oyuncu oynatılmasının maddi olarak da teşvik edilmesi, altyapı antrenörlerinin yani emekçilerin maddi ve manevi olarak çok daha itibarlı hale getirilmesi, televizyon ekranlarında altyapı takımlarının ve hocalarının ön plana çıkarılması, yabancı sınırlaması yerine kaliteli yabancıların transferinin teşvik edilmesi gibi bir çok tedbir alınabilir. Unutmayalım ki sporun geleceği altyapıdır.
                                                                                              

                                                                     www.sporyazari.net/Abdurrahman ACER




altyapı, altyapı kursları, altyapı neden önemlidir, altyapının önemi, futbol altyapı takımları, türk futbolunda altyapı, www.sporyazari.com, köşe yazıları, galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş

SPOR ANALİZ


spor yazarları, köşe yazıları, köşe yazarları, spor yazarlari.net, a milli takım, mircea lucescu, abdurrahman acer

LUCESCU ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARABİLECEK Mİ?

A Milli Takımımızın 17 Kasım'da Konya'da İsveç ile oynayacağı UEFA Uluslar Ligi karşılaşması ve 20 Kasım'da Antalya'da Ukrayna ile yapacağı özel maçın aday kadrosu açıklandı. Lucescu farklı olarak Alanyaspor’dan Merih Demiral’ı kadroya dahil etti. Sakatlanan kaleci Gökhan Akkan’ın yerine Bursaspor’un genç kalecisi Okan aday kadroya çağrıldı.

Lucescu’dan sihirbazlık beklemiyoruz. Aday kadroya çağrılan futbolcular arasında adaletli tercih yapmasını ve sisteme dayalı bir oyun düzeni kurmasını istiyoruz. 

Milli takımda oynamak büyük bir onur. Her futbolcunun özlemi. Ay Yıldızlı forma ile sahaya çıkmak, manevi hazzı maddiyatla kıyaslanamayacak bir değer. Peki her futbolcuya eşit olarak bu şans tanınıyor mu? Bence hayır. Teknik Direktöre göre bir takım iskeleti oluşuyor. Forma olmasa kulüp takımı gibi…

Aday kadrosunu yazmayacağım. Önceki maçlarda gördük ki; kadro bir iki değişiklik dışında aynı, genç, dinamik ama sistemi oturmamış, bir iyi bir kötü oynayan bir takım görüntüsü var.

Evet yeni, genç ve geleceğe yönelik bir takım kuruldu. Sabretmemiz gerekiyor. Biz de sabırla bekliyoruz. Tabii ki beklerken olumlu ve faydalı eleştirilerimize de devam edeceğiz.

Futbolseverler ve futbol yazarları hep bir ağızdan ‘Mert Günok neden kadroda yok?’ sorusunu soruyor. Cevap yok. Mert Günok lig lideri Medipol Başakşehir’in kalecisi. Bir önce milli kaleci Volkan Babacan’ı yedek bırakacak ve belki de Milli Takım kariyerini sonlandıracak kadar formda. Ben de soruyorum: ‘Mert Günok neden kardoda yok?’

Başka bir soru: ‘Ne zaman gururlanacağımız, coşacağımız ancak sürekliliği olan bir Milli Takımı ne zaman izleyebileceğiz?’ ya da ‘Bu takımı Dünya Kupasında ve Avrupa Şampiyonasında izleyebilecek miyiz?

Almanya, İngiltere, Brezilya, Arjantin…gibi sistemi olan, devamlılığı olan bir Milli Takım neden olamıyoruz? Teknik Direktör değiştirmekle bu mümkün mü?

Başarılı olan, formda olan mutlaka kadroya çağrılmalı. Takım iskeleti korunmalı ama formda olan futbolculardan da mutlaka aday kadroya çağrılmalı. Her futbolcu Milli Takıma seçilebileceği ümidiyle liglerde mücadele etmelidir. Bu ümit daha çok rekabet ve daha formda futbolcular ortaya çıkaracaktır. Böylece Milli Takımımızda rekabete açık olacaktır. Başarı da bu şekilde gelecektir.

Dünyada ‘Türk Ekolü’ diye anılan bir futbol ekolü ortaya koymak için çalışmalıyız. Böylece de başarıda devamlılık olacaktır. Kişilere bağlı değil, sistemi olan bir Milli Takım çok daha başarılı olacaktır. Bizlere de gururla ve huzurla bir Milli Takım izlemek düşer.


                                                                                                          Abdurrahman ACER

Kaynak: www.sporyazari.net






spor yazarları, köşe yazıları, köşe yazarları, spor yazarlari.net, a milli takım, mircea lucescu, abdurrahman acer

TÜRKİYEDE DAĞCILIK SPORUNUN TARİHİ

Bu yazı, türkiyede dağcılık tarihi, dağcılık tarihçesi türkiye, dağcılık nedir, dağcılık sporu, dağcılık tarihi, ile ilgilidir.


TÜRKİYEDE DAĞCILIK SPORUNUN TARİHİ

Ülkemizde dağcılık etkinlikleri ilk kez yabancıların bizim dağlarımıza çıkmasıyla başlamıştır. Bu ilk tırmanışlar dağcılık etkinliklerinden çok bilimsel araştırma temelinde gelişen tırmanışlardır.

Bu konuda bilinen ilk tırmanış Alman fizik profesörünün Büyük Ağrı dağına yaptığı tırmanıştır. 27 Eylül 1829 tarihinde Prof. Dr. F. V. Parrot Büyük Ağrı dağının zirvesine ( 5165 m. ) ulaşan ilk kişi olmuştur. Bu tırmanış aynı zamanda ülkemizde dağcılık etkinliklerinin başlangıcıdır. Parrot'un 1844 yılında ölümü üzerine bölgedeki çalışmaları yürütmek üzere Alman hükümeti Prof. Dr. O.W. Herman Abich'i Türkiye'ye gönderir. Abich, bir doğa bilimci olan Dr. Wagner ile birlikte 1845 yılında Büyük Ağrı dağının zirvesine bir tırmanış daha gerçekleştirir.

Daha sonra yine bir Alman Profesör Karl Koch tarafından 1846'da Rize Kaçkar dağlarında Kaçkar ana zirvesine ( 3932 m. ) tırmanıldığı bilinmektedir. 1894 yılında W. Rickmer gene Kaçkar dağlarında, Altıparmak zirvesine ( 3472 m. ) tırmanmıştır.

1859 yılından itibaren Orta Toroslar' da Aladağlar bölgesinde araştırma yapmak üzere bir çok yabancı bilim adamı ülkemize gelmiştir. Bu bilim adamlarından Avusturya'lı jeolog Franz Schaffer 1901 yılında Alaca başı olarak bilinen 3200 mlik zirveye tırmanmıştır. Bu tırmanış Aladağlar'da yapılan ilk tırmanış olarak bilinmektedir. F. Schaffer'in yayımladığı notları Alman dağcılık kulübü üyelerinin ilgisini çekmiş ve bölgeyi araştırmak ve tırmanışlar yapmak üzere 1927 yılında bir ekip gönderilmiştir.    
     
1927 yılı yaz aylarında Dr. Georg Künne, Dr. Wilhelm Martin ve eşi Marianne'den oluşan ekip Demirkazık ( 3756 m. ), Kaldı ( 3736 m. ), Kızılkaya ( 3725 m. ), Alaca ( 3582 m. ), Eznevit ( 3550 m. ) zirvelerinin ilk çıkışlarını gerçekleştirmiştir. Demirkazık zirvesi çıkışı sırasında ekibe Demirkazık köyünden Veli çavuş adı ile bilinen bir genç köylü rehberlik yapmıştır. Veli çavuşun da ekiple birlikte Demirkazık zirvesine çıktığı bilinmektedir. Bu anlamda Demirkazık zirvesinin bilinen ilk Türk çıkışı 1927 yılında Veli çavuşa aittir.

Hakkari bölgesindeki Güneydoğu Toroslar' da yer alan Cilo ve Sat dağları üzerinde 1900 yılında F .R. Maunsel tarafından harita çıkartılması amacıyla çeşitli araştırmalar yapılmıştır. 1931 yılında Ludwig Krenek ve Ludwig Sperlich Cilo ve sat dağlarında ilk tırmanışları gerçekleştirmişlerdir. Bundan sonra düzenlenen ikinci etkinlik ise, 1937 yılında 8 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında Berlin üniversitesi doçentlerinden Hans Bobek başkanlığında, 5 kişilik Alman dağcı ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu etkinlik sırasında Reşko ( 4136 m. ) zirvesi de dahil olmak üzere 20 ana zirvenin ilk tırmanışları yapılmıştır.

1938 yılı yabancı dağcıların Aladağlar' daki bir çok zirveye ilk çıkışları gerçekleştirdikleri yıl olmuştur. Alman - Avusturya dağcılık kulübünün üyelerinden Walter Pleunigg, Siegfried
Tritthard, Hermann Heide ve Josef Pucher'den oluşan 4 kişilik dağcı ekip bir dizi tırmanış gerçekleştirmişlerdir. Bu ekip 25'i ilk çıkış olmak üzere toplam 30 zirve çıkışı gerçekleştirmiştir. Bu tırmanışlar ile Aladağların Torasan bölgesindeki zirveler haricinde hemen hemen bütün zirvelere çıkılmıştır.

İkinci Dünya savaşı yıllarında Türkiye'de bulunan İngiliz Büyükelçiliği'nde görevli, 3 diplomat Aladağlar'da çeşitli tırmanışlar yapmışlardır. Edward H. Peck, Robin Hodgin, L. H. Hurst adlı bu diplomatlar tarafından 1943, 1944, 1945 yıllarında gerçekleştirilen tırmanışlarda bilinen zirvelere farklı rotalardan çıkışlar yapılmıştır. Bu rotaların bazıları hala bu diplomatların adı ile bilinmektedir. 1955 yılında ise hem Alman hem de İtalyan dağcılar Aladağlar' da çıkılmamış bir çok rotayı tırmandılar. Özellikle İtalyan ekip Aladağlar'ın Torasan bölgesinde çıkılmamış olan 20' den fazla zirvenin ilk çıkışlarını gerçekleştirdiler. Bu yıldan sonra da yabancıların Aladağlar' daki etkinlikleri uzun dönem devam etmiştir.

1962 yılında Bemhard Maidl ve Rudiger Steuer, Cilo Dağları'na yaptıkları tırmanışta 4136 m.lik Uludoruk zirvesinin kuzey duvarının büyük buzul üzerinden yapılan ilk çıkışını gerçekleştirdiler. 1966 yılında Doug Scott ve Brian Watts Cilo Dağları'ndaki Göl Dağı kuzeydoğu duvarını ilk kez tırmandılar. 1967'de Martin Lutterjohann ve Herbert Zehetner Cilo Dağları'nd"a 4136 m.lik Uludoruk zirvesinin batı yüzünün ve Suppa Durek'in 4.116 m. metrelik doğu duvarının ilk tırmanışlarını gerçekleştirdiler. 1967 yılında Andrzeg Kus ve Andrzej Mroz Uludoruk zirvesinin batı duvarındaki en teknik rota olan büyük çatlağı tırmandılar. 1969 yılında Toni Fuchs, Ise Fuchs, Muzaffer Erol Gez ve Servet Taş tan oluşan A vusturya- Türk ekibi Cilo Dağları 'nda Köşe Direği'nin ( 3918 m. ) doğu duvarına tırmandılar.

1972 yılında Aladağlar' da Demirkazık kuzey duvarı ilk kez tırmanıldı. Tırmanışı Avusturalya'dan Joe Friend ve Yeni Zellanda'dan Rick Jamieson gerçekleştirdiler. 1986 yılında Vay Vay dağı ( 3563 m. ) kuzey duvarı İtalyan bir ekip tarafından çıkıldı.

İLK TÜRK ÇIKIŞLARI

İlk Türk dağcısı olarak bilinen isim, Ali Vehbi Türküstün'dür. Fransa'da Paris'te Tıp öğrenimi yaparken 4 Fransız dağcı arkadaşı ile birlikte 26 Temmuz 1906 günü Alp Dağları 'nın en yüksek noktası olan Mont Blanc zirvesine tırmandığı bilinmektedir. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bilinen ilk tırmanıştır. Türklerin dağcılık sporuna ilgileri daha çok askeri amaçlı alarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında başlamıştır. Savaş sırasında İtalyan cephesinde Avusturyalı dağcı birliğinin bir tatbikatını izleyen Pertev Paşa, Osmanlı ordusu bünyesinde böyle bir birliğin kurulması için çalışmıştır. Pertev Paşa'nın isteği üzerine Avusturyalı bir dağcı olan Albay Bilgeri, 5 subay ve 40 Astsubaydan oluşan Türk askerlerine temel dağcılık bilgileri vermiştir.

 Miralay ( Albay ) Cemil Cahit Toydemir' in 1924'te Kayseri'deki Erciyes Dağı zirvesine ( 3.916 m.), yanında 6 subay ve 1 erle birlikte doğu yönünden tırmanışı ile Türkiye'de dağcılık etkinlikleri başlamıştır. Cemil Cahit Toydemir böylece Türkiye dağlarında dağcılık sporunu başlatan ilk kişi olarak kabul edilmiştir. Miralay Cemil Bey Erciyes Dağı zirvesine tırmandıktan sonra kendisiyle birlikte zirve yapan subay ve erlerin isimlerini bir kağıda yazıp metal bir sigara tabakası içine koyarak zirveye bırakmıştır. Bu metal sigara tabakası aynı zamanda yurdumuzun ilk zirve defteri olma özelliğini taşımaktadır.

Ülkemizde ilk dağ gezileri Uludağa düzenlenmiştir. 1925 yılında Bursa 'lı bir doktor olan Osman Şevki Bey, Bursa'daki Keşiş Dağı zirvesine ( 2545 m. ) ilk tırmanışı yapmıştır. Tırmandığı bu dağa Uludağ adını vermiştir. Bu adlandırma Atatürk tarafından da beğenilmiş ve dağın adının Uludağ olarak değiştirilmesine karar verilmiştir. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Dr. Osman Şevki Bey'e Atatürk tarafından Uludağ soyadı verilmiştir.

3 Ağustos 1934 tarihinde 9. Kolordu'ya bağlı askeri birlikten 8 kişilik ekip, Küçük Ağrı Dağı ( 3868 m. ) zirvesine tırmanmış. Tırmanışı gerçekleştirenlerden biri 8 yaşlarında bir subay çocuğudur. 3 Eylül 1934 tarihinde Yüzbaşı Rüştü ve Teğmen Bekir komutasındaki bir askeri ekip Büyük Ağrı Dağı'nın zirvesine ( 5165 m. ) ilk çıkışı gerçekleştirir. Zirveye çıkan ekip 14 kişiden oluşmaktadır. Bu tırmanışlar Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı Dağı zirvesine yapılan ilk Türk tırmanışıdır.

Büyük Ağrı Dağı zirvesine yapılan kayıtlara geçmiş ikinci Türk çıkışı ise, gene askeri bir birlik tarafından 1937 yılında yapılan tırmanıştır. Binbaşı Cevdet Sunay başkanlığında 15 subay ve 50 askerden oluşan bir birlik zirve tırmanışına geçmiştir. Zirveye ulaşan 8 kişilik bir grup olmuştur. Zirveye Atatürk büstü dikilmiştir. Tırmanış sırasında 38 yaşında olan Binbaşı Cevdet Sunay daha sonra Türkiye'nin 5. Cumhurbaşkanı olarak 1966 - 1973 yılları arasında görev yapmıştır.

TÜRK DAĞCILIK CEMİYETİ VE ÖRGÜTLENME

Bu yıllarda ülkemizde dağcılık biri askeri diğeri sivil olmak üzere iki koldan yürütülmektedir. Başlangıçta askeri tırmanışlar ön plandadır. Sonraları sivil ve sportif amaçlı tırmanışlar git gide yaygınlık kazanmıştır. 1926 yılında Türk ordusu içinde bir dağcılık talimgahı kurulmuştur. Bu okul ülkemizde açılmış ilk dağcılık okuludur. Birinci Dünya savaşı yıllarında Türk Ordusu'ndaki subaylara dağcılık eğitimi veren Avusturyalı dağcı Albay Bilgeri, Cumhuriyetin ilanından sonra 1927 ve 1928 yıllarında tekrar Türkiye'ye gelerek Eğridir’de 3 er ay süre ile dağcılık kursları düzenlemiştir

Bu çalışmalar sonrasında 1928 yılında "Türk Dağcılık cemiyeti" adı altında ilk dağcılık örgütü ülkemizde kurulmuştur. 1933 yılında ise "Türk yürüyüşçülük, Dağcılık Kış sporları Kulübü" adı altında bir klüp faaliyete başlamıştır. Bu kulüp sonradan "Tenis, Eskirim ve Dağcılık Kulübü" adını almıştır. Bu kulübün kurucusu, dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı olan Muhiddin Bey' dir. Muhiddin Bey'e dağcılık sporuna karşı yakın ilgisi nedeniyle soyadı kanunu çıktıktan sonra Atatürk tarafından Üstündağ soyadı verilmiştir.

1939 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü bünyesinde "Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu" oluşturulmuştur. Aslında federasyonun ilk kuruluşu 1936 yılında olmuştur ancak yasal anlamda işlerlik kazandığı yıl 1939'dur. Federasyon içinde uzun yıllar dağcılık ve kayak birlikte yürütülmüştür. Kayak çoğu zaman ön planda tutulmuş ve bu birliktelik 1966 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra dağcıların yoğun çabaları sonucu dağcılık için ayrı bir federasyon oluşturulmuştur.

DAĞCILIK FEDERASYONUNUN KURULMASI VE TIRMANIŞLAR


Dağcılık Federasyonun ilk başkanlığını 1936 - 1941 yılları arasında Latif Osman Çıkıgil yürütmüştür. Ülkemizin bu ilk kuşak dağcıları arasında, Latif Osman Çıkıgil, Muvaffak Uyanık ve Muharrem Barut isimleri ön plandadır. Dağcılık Federasyonu başkanlığını, 1941 - 1944 yılları arasında Nizamettin Kırşan, 1944 - 1948 yılları arasında ise vekaleten Asım Kurt yürütmüştür. 1948'den sonra ise Asım Kurt aslen başkan olmuştur. Asım Kurt'un başkanlığı federasyonun dağ ve kayak olarak ikiye ayrıldığı 1966 yılına kadar devam etmiştir.

1966- 1973 yıllarında Latif Osman Çıkıgil, 1973- 1976 yıllarında Dr.Bozkurt Ergör, 31-05-1977 tarihinden 16-03-1978 tarihine kadar Dr. Güner Ünal, 1978-1979 yıllarında Muzaffer tıraş, 07-05- 1980 tarihinde atanarak 1980 yılında görev yapan Prof. Dr. Abdulmecitdoğru 1981- 1984 tarihlerinde yeniden Dr. Bozkurt Ergör, 06-12 – 1984 tarihinde başlayıp,14-02 1990 tarihine kadar yeniden Prof.Dr.Abdulmecitdöğru, 21-11-1990 tarihinden 20-11 1992 tarihine kadar Erdem Büyükbingöl, 20-12-1993 tarihinde seçimle göreve gelen ve 1995 tarihine kadar görevi devam eden Dr.A.Tayfun Tercan, 18-01-1996 tarihinde Bakan atamasiyla göreve başlayan Ziya Mengenecioğlu 19- Ocak 1997 tarihine kadar Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlıklarını yürütmüşlerdir.

19- Ocak 1997 tarihlerinde yapılan Federasyon başkanlığı seçimlerinde aday olan ve118 delegeden 83 ünün oyunu alan , Alaattin Karaca seçimle Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığı görevine seçilmiş ikinci Federasyon Başkanıdır. Dörder yıl aralıklarla yeniden yapılan seçimleri sırasıyla 18-Kasım 2000-,11-Aralık 2004 tarihlerinde rakipsz kazanan ve son seçimde oy kullanan 721 delegenin tümünün oylarını alarak yeniden Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına seçilen Karaca halen Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanıdır.

1940 LI YILLAR

1941 yılında Erciyes ve Bolkar dağlarında dağcılık federasyonu tarafından düzenlenen tırmanışlar bulunmaktadır. 1941 yılındaki Bu tırmanışlar, ülkemizde devlet tarafından düzenlenen ilk sivil dağcılık hareketi olarak bilinmektedir. Asım Kurt'un federasyon başkanlığı döneminde 1945 yılında Latif Osman Çıkıgil'in çabalarıyla Federasyon adına Cemil Oka liderliğindeki bir ekip Aladağlar' a etkinlik düzenlemiş ve Demirkazık zirvesine klasik rotadan çıkılarak zirveye defter bırakılmıştır.

Bu tırmanış Demirkazık zirvesine ilk Türk ekip çıkışıdır.

1945 yılında Hakkari bölgesindeki Cilo ve Sat dağlarında da ilk Türk etkinliği organize edilmiştir. Bu etkinliğe Prof. Dr. Reşat İzbırak araştırmacı olarak katılmıştır. Bu etkinlikte Gelyano zirvesine ( 3650 m. ) tırmanılmıştır. Reşko zirvesi ( 4136m. ) denenmiş ancak 4030 m.ye kadar tırmanılabilmiş ve geri dönülmüştür. Bu zirveye ilk çıkış 5 Ağustos 1947 tarihinde MT A adına araştırma yapan bir jeolog ekip tarafından yapılmıştır. Zirveye çıkan ekip içersinde, Hayri Ünsal, Süleyman Türkünal, Ali Güzel, İbrahim Şenocak ve avcı Osman bulunmaktadır. 1948 yılında ise aynı bölgeye dağcılık federasyonu tarafından ikinci bir etkinlik organize edilmiştir. Bu etkinliğe ise Prof. Dr. Sım Erinç araştırmacı olarak katılmıştır. Bu etkinlik sırasında Reşko zirvesine çıkış gerçekleştirilmiştir. Bu tırmanışı gerçekleştiren kişiler arasında Latif Osman Çıkıgil, Muvaffak Uyanık, Asım Kurt, Şinasi barutçu gibi kişiler bulunmaktadır.

Asım Kurt'un federasyon içinde daha çok kayağa ağırlık vermesi dağcılık adına fazla bir etkinliğin organize edilememesine neden olmuştur. Bu durum federasyon içinde yoğun tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Dağcılık Federasyonu içinde ikinci kuşak olarak bilinen Dr. Bozkurt Ergör, Muzaffer Erol Gez ve arkadaşları bu durumu şiddetle eleştirmişlerdir.

1950 Lİ YILLAR

1952 yılında Aladağlar'da Kaldı zirvesinin ilk Türk çıkışı yapılmıştır. Ancak bu zirveye çıkan kişi bir dağcı değildir. Şahap Tanyolaç adlı bir mühendis bölgede yapılmakta olan yol hattını daha iyi görebilmek için yüksek bir yere çıkma ihtiyacı duymuş ve Kaldı zirvesine ( 3736 m. ) tırmanmıştır.

Bu tırmanış Kaldı zirvesinin bilinen ilk Türk çıkışıdır.

1953 yılında ilk Türk - Avusturya ortak ekspedisyonu Aladağlar' da gerçekleştirilmiştir. Türk ekibi içersinde, Ersin Alok, Muvaffak Uyanık, Rasim Akın ve Selehattin Dipçin bulunmaktadır. 15 gün süren bu etkinlik sırasında Demirkazık, Kaldı, Küçük Demirkazık (3400 m. ), Alaca ( 3582 m. ) ve Emler ( 3723 m. ) tırmanışları gerçekleştirilmiştir. Tırmanılan zirvelerden son üçü ilk kez Türk ekipleri tarafından çıkılmıştır.

1954 yılında Esin Alok ve Rasim Akın önderliğindeki Türk ekibi, Kızılkaya batı rotası ve Demirkazık Peck kulvarı rotasından ilk Türk çıkışlarını gerçekleştirmişlerdir. Aynı yıl federasyon tarafından Büyük Ağrı Dağı çıkışı organize edilmiştir. 1954 yılında Erdal İnönü Kayseri'den arkadaşı Necdet Nakipoğlu ile birlikte Erciyes zirvesine tırmanmıştır. 1950 li yıllarda Manisa Tarzanı olarak bilinen Ahmeddin Çarlak, Manisa Dağcılık Kulübü ekibi ile birlikte Büyük Ağrı, Demirkazık ve Cilo Dağları'nda tırmanışlar yapmıştır.
1955 yılında Bozkurt Ergör, Trabzon'da askerlik yaptığı dönemde bir hafta sonu Kaçkar Dağları'na gitmiş ve ilk çıkışını kendi gerçekleştirdiği için adını Ergör Tepe ( 3589 m. ) koyduğu zirveye tırmanmıştır.

1956 yılında federasyon tarafından Aladağlara'da bir tırmanış etkinliği daha organize edilmiştir. Etkinliğe Türkiye'nin değişik bölgelerinden 53 dağcı katılmıştır. Bu etkinliğe misafir olarak Avusturyalı dağcıların da katılmasıyla büyük bir ekspedisyon oluşturulmuştur. Bu etkinlik sırasında Demirkazık ( 3756 m. ) ve Emler ( 3723 m. ) zirvelerine tırman ekip arasında Bozkurt Ergör, Muzaffer Erol Gez ve Engin Kongar bulunmaktadır. Bu tırmanıştan 1 ay kadar sonra Demirkazık zirvesine tekrar tırmanmak üzere gelen Engin Kongar 8 Eylül 1956 tarihinde batı yüzünde tırmanış sırasında düşerek hayatını kaybetmiştir.

Bu olay ülkemizde ölümle sonuçlanan ilk dağ kazasıdır. Dr. Bozkurt Ergör yıllar sonra Aladağlar'ın haritasını yaparken bugün Emler adıyla bilinen zirveye "Engin Tepe" adını vermiştir. Engin Kongar' ın mezarı Aladağlar' da, Niğde - Çamardı yolu üzerinde Çukurbağ Köyü kavşağı yakınında bulunmaktadır.

1960 LI YILLAR

1950- 1960 yıllarında Ankara, Manısa, Kayseri, Erzurum illerinde dağcılık kulüpleri kurulma girişimleri başlamıştır. 1960 lı yıllarda Dağcılık ve Kış Sporları fedarasyonu içersindeki tartışmalar hız kazanmış ve bazı ayrılıklar yaşanmıştır. Dr. Bozkurt Ergör 1962 yılında İstanbul'da "Türk Dağcılık Kulübü" adı altında ayrı bir örgütlenmeye gitmiştir. Bu örgüt 1972 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 12 Mart askeri yönetimi sırasında kulüp kapanmıştır. Kulübün yönetiminde başlangıçta Dr. Bozkurt Ergör, Şinasi Barutçu, Muvaffak Uyanık gibi kişiler bulunmaktadır. 1963 yılında Sönmez Targan kulübün başkanlığını yürütmüştür. Aynı dönemde, Anadolu'da farklı illerde dağcılık kulüplerinin kurulması için çalışmalar sürdürülmüştür. Bu çalışmalar ülkemizde ilk özel dağcılık örgütlenmelerinin çekirdeğini oluşturmuştu.

21.Temmuz 1966 tarihinde federasyon resmen ikiye ayrılmış ve Dağcılık Fedarasyonu bağımsız bir birim olarak çalışmalarına başlamıştır. Ayrıldıktan sonra Federasyonun ilk başkanlığına Latif Osman Çıkıgil getirilmiştir. 1965 , 1966 ve 1967 ve onu izleyen yıllarda Türk dağcıları artık her yıl Aladağlar' a kamp kurmaya ve çeşitli tırmanışlar yapmaya başlamışlardır. Bu tırmanışlar sırasında bir çok ilk Türk çıkışı gerçekleştirilmiştir. 1965 yılında Muzaffer Erol Gez başkanlığında 8 kişilik ekip çeşitli zirve çıkışlarının yanı sıra Cebelbaşı ( 3574 m. ), Direktaş ( 3510 m. ) ve Kızılkaya ( 3725 m. ) zirvelerinin ilk Türk çıkışlarını yapmıştır. 1966 yılında gene Muzaffer Erol Gez başkanlığındaki 4 kişilik bir ekip Gürtepe ( 3630 m. ) zirvesinin ilk Türk çıkışını gerçekleştirmiştir. .1967 yılında federasyon tarafından Aladağlar' da büyük bir tırmanış kampı kurulmuştur. Kampa Latif Osman Çıkıgil, Bozkurt Ergör, Sönmez Targan, Muzaffer Erol Gez, İsmet Ülker gibi dağcıların da aralarında bulunduğu toplam 30 kadar dağcı katılmıştır.

Kampa katılan dağcılar gruplara ayrılarak bir çok zirve tırmanışı gerçekleştirmişlerdir. Kaldı kuzey, Kaldı güney - doğu ilk Türk çıkışı, Sıyırmalık zirvesi batı duvar çıkışları Türk tırmanış tarihinde birer ilktir. Bu tırmanış, ülkemizde teknik duvar çıkışlarının başlangıcı olarak kabul edilebilir. 1969 yılında Bozkurt Ergör ve Sönmez Targan Demirkazık ilk kış tırmanışını gerçekleştirmişlerdir. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu tırmanışla birlikte Türk dağcıları ülkemizdeki dağların kış çıkışlarını yapmak için çalışmalar başlatmışlardır.

Türkiye de Dağcılık sporunun tarihçesini eksiksiz yayınlamak mümkün görünmemektedir. Örneğin 1966 lı ve 1980 li yıllarda Türk Dağcılık sporuna hizmet veren Gazı Kadogen, Yücel Dönmez, Canip Karakuş, Ahmet Şahin, Şahap Atalay, Adnan Doğu, Ertuğrul Dayıoğlu, Halit Değirmencioğlu, Gültekin Çeki   gibi kişilerin Dağ turizminde ve dağcılık sporundaki verdiği hizmetler ve yaptığı tırmanışların izlerini silmek mümkün değildir.

1970 Lİ YILLAR

 Bu yıllarda Türk dağcıları yoğun olarak daha teknik tırmanışlar ve kış çıkışları yapmaya yöneldikleri görülmektedir. 1969 yılında Demirkazık zirvesi kış çıkışından sonra Dr. Bozkurt Ergör, 1970 yılında Büyük Ağrı zirvesinin ilk kış çıkışını gerçekleştirdi.

1972 yılında Yalçın Koç ve Hüseyin Özbek Kaldı zirvesinin ilk kış çıkışını yapmış, Gene Yalçın Koç Reşko nun ilk kış çıkışını yapmıştır.

29-Aralık 1973- 6- Ocak 1974 tarihlerinde Dağcılık Federasyonunca düzenlenen Kaçkar dağı kış tırmanışında Sönmez Targan, Yalçın Koç, Mustafa Gültekin, Atilla Erkut, Yüksel Kuranoğlu, Turgut Taşer, Alaattin Karaca, Kemal Kantarcı, Hüseyin Şen den oluşan ekip 4-Ocak 1974 tarihinde saat 19-00 da yukarı Kavrandan tırmanışa başlayarak 5-Ocak 1974 tarihinde 17 saat süren tırmanış sonrası Büyük buzul rotasından saat 12-00 de Kaçkar dağına zirvesine kişin çikan ilk ekip olmayı Türk dağcılığına kazandırmışlardır.(Dağcılık Federasyonu yayını Temmuz 1974)

Yine 4- 9- Şubat 1974 tarihlerinde Erciyes Dağ evinde açılan eğitim kampının sonunda Genç dağcılarımızdan Kemal Kantarcı ve Alaattin Karaca Erciyes in ana doruğuna kışın ulaşmayı denemişler, o günün koşullarıyla çok büyük bir başarı elde ederek kışın ortasında Erciyes in 3917 metre yükseklikteki ana doruğuna ulaşan ilk dağcı olmak şerefini Türk Dağcılığına hediye etmişlerdir.( Dağcılık Federasyonu yayını Temmuz 1974)

1973 yılında atamayla Dr.Bozkurt Ergör Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına getirildi.

15- 25 Temmuz 1973 tarihlerinde Doktor Bozkurt Ergör Federasyonunca Kayseri Tekir yaylasında açılan eğitim kampı, dağcılık sporunun ülke geneline yayılmasında dönüm noktası olmuştur. Bozkurt Ergör, Metin Öz, Yalçın Koç, Ahmet Şahin in eğitmenlik, Elazığ bölgesinden öğretmen Kenan Hatipoğlunun kamp müdürlüğü, Özcan Albuz un kamp müdür yardımcılığı yaptığı eğitim faaliyeti sonrası başarılı olan dağcılar o günün koşulları ile Niğde Aladağlar da Kaya uzmanlığı kampına alınmışlardır. Onyedi günlük eğitim sürecince Alaca, Kaldı, Laitkaya, Güzeller, Demirkazık, Kızılkaya, Direktaş zirvelerine tırmanışlar yapılmış, Parmakkaya ya ise tırmanma denemesi gerçekleştirilerek, kayanın kuzey yüzündeki oyuk bölümüne kadar tırmanılmıştır.

Bu eğitimlerden yetişen Alaattin Karaca, (Erzurum) Gazenfer Albayrak, (Elazığ) Ziya Mengenecioğlu, (Erzurum) Sait Mutlu, (Mersin) İsmaılUyanık, (İstanbul) HalilAlpay, (İstanbul) Oğuz Salihoğlu, (Kayseri) Ahmet Orhun, (Konya ) Mehmet Vurgun, (Niğde) Turgut Güner, (Ordu ) Bahri Bayraktutan, (Rize) daha sonrakı yıllarda yetişen dağcıların eğitimlerinde büyük katkı sağlamışlardır.

O günün koşulları ile az sayıda olan dağcılarımıza Ergun Kuyumcu, Orhan Ayalp, Adnan Kayatepe, Mumtaz Çankaya, Nuri Dokuzoğlu, Ömer Faruk Gülşen, Gökhan Elmaslı, Tekin Küçüknalbant, Rıza Yücesan, Şükrü Soyata ve ismini sayamayacağımız kişiler katılarak dağcılık sporunun yaygınlaştırılmasına çalışılmışlardır.

Doktor Bozkurt Ergör sadece eğitim çalışmaları ile değil, Dağcılık malzemelerinin ülkemizde üretilmesinde de liderlik ederek sporumuzun gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Kişisel dostlukları sonucu Kayseri Sanat enstitüsünde ve Kayseri Sanayi sitesinde büyük emeklerle yaptırdığı Karabina, çeşitli sikkeler, Krampon, Kazma, Tozluk, gibi malzemelerle tırmanışlar yapılmıştır.

1966 yılından itibaren ayrı bir birim olarak örgütlenen Türkiye Dağcılık Federasyonu Bozkurt Ergör'ün başkanlığı döneminde, 1977 yılında Uluslararası Dağcılar Birliği 'ne ( UIAA ) resmen üye olmuştur ve halen Türkiye Dağcılık Federasyonu UIAA’ nın üyesidir.

1980 Lİ YILLAR

 Bu yıllar ülkemizde Güney Doğu bölgelerimizde bölücü terör yaygınlık kazandığı yıllardır. Bu olaylar ülkemiz dağcılığını da olumsuz etkilemiştir. Bu bölgede yer alan Cilo ve Sat dağları tırmanışa kapatılmıştır. Bu dağlar günümüzde de tırmanışa kapalı durumdadır. Bölgede tırmanışa kapatılan diğer önemli dağlar arasında Ağrı ve Süphan Dağı da bulunmaktadır. Ağrı Dağı 1990 yılında tırmanışa kapatılmış ve 1999 yılına kadar hiçbir tırmanış yapılamamıştır. 1999 yılından sonra Ağrı ve Süphan Dağları izinli olarak tırmanışa açılmıştır. 80 li yıllarda Güney Doğu bölgemizde yaşanan bu gelişmeler sonucu dağcılarımızın ilgisi yoğun olarak Aladağlar üzerinde toplanmıştır. Bu yıllarda Aladağlar' da bir çok tırmanış organize edilmiştir. Bu tırmanışlardan bazılarını aşağıda vermek istiyoruz.

1980 yılında ADB'den Ömer Tüzel ve Recep Çatak Aladağlar'da Direktaş zirvesinin ( 3510 m. ) kuzey duvarından ilk Türk çıkışını gerçekleştirdiler. 80 li yılların başında ADB' den Kaşif Aladağlı ve Recep Çatak'ın da içinde bulunduğu bir grup, Aladağlar'ın Torasan bölgesi haricinde tamamında keşif ve sırt haritalarının çıkartılması amacıyla etkinlik ve bir dizi teknik tırmanış gerçekleştirmiştir. 1983 yılında Ömer Tüzel Vay Vay ( 3563 m. ) güney batı yüzü ilk Türk tırmanışını yapmıştır. Hikmet ve Ahmet Gürbüz kardeşler 1984 yılı kış aylarında Kızılkaya ( 3725 m. ) ilk kış tırmanışını yapmıştır.  

Kızılkaya kış tırmanışı iki gün içerisinde arka arkaya üç ayrı ekipçe gerçekleştirilmiştir. Alaattin Karaca, Mehmet Yüregilli, Celalettin Karacan dan oluşan ikinci ekip ilk tırmanışın yapıldığı ikinci gün, Kızılkaya kış tırmanışını gerçekleştirmiştir. 1985 yılı kış aylarında ise Alaca zirvesinin ( 3582 m. ) batı yüzünden ilk Türk kış çıkışlarını gerçekleştirmişlerdir.

1986 kış aylarında Tekin Küçüknalbant Güzeller ( 3461 m. ) zirvesinin güney sırtından solo olarak ilk Türk kış çıkışını gerçekleştirmiştir. 1986 yılında Küçük Demirkazık -zirvesinin ( 3400 m. ) Orhan Özçalık liderliğinde 3 kişilik bir ekip tarafından ilk kış çıkışı gerçekleştirilmiştir.

1987 yılında Emler zirvesinin ( 3723 m. ) ilk kış tırmanışı Ümit Genç tarafından solo olarak yapılmıştır. Aynı yıl Batur Kürüz Direktaş zirvesine ( 3510 m. ) güney yüzden solo kış çıkışı yapmıştır. 1988 yılında Parmak kaya’nın ilk Türk çıkışı Emre Altoparlak tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bu tırmanışlar yapılırken Dağcılık Federasyonu'nda 1984 yılında Prof. Dr. Abdülmecit Doğru başkanlığa getirilmiştir. Abdülmecit Doğru 1990 yılına kadar başkanlığı yürütmüştür. Bu süre içinde bir çok yurt dışı tırmanış gerçekleştiren Abdülmecit Doğru, 1991 yılı Erciyes kış tırmanışı sırasında Prof. Dr. Ahmet Bilge ile birlikte çığ düşmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.

 1990 LI YILLAR VE GÜNÜMÜZDE DAĞCILIK
               
1990 yılında Anadolu Dağcılar Birliği ( ADB) kapanmıştır. Bazı üniversitelerimizde çok az sayıda Tescilli Dağcılık Kulüpleri kurulmuştur. Bazı Üniversitelerimizde ise spor kolları veya Spor Birlikleri bünyesinde dağcılık faaliyetleri yürütülmüştür.

1990 yılı Ağustos ayında Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'nden ( HÜDDOSK ) Ertuğrul Melikoğlu, Dekirkazık kuzey duvarının ilk ve solo çıkışını gerçekleştirmiştir. Bu çıkıştan 4 gün kadar sonra Aynı duvar Gıyasettin Demirhan ve Murat Yıldırım tarafından bir kez daha çıkılmıştır.

Aynı yıl aralık ayında Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'nden Ertuğrul Melikoğlu, Orhan Özçalık, Ataç Besi, M. Ali Onur, Bülent Ferhatoğlu'ndan oluşan 5 kişilik ekip, Demirkazık zirvesi batı rotasından ilk çıkışı gerçekleştirmişlerdir. 1991 yılında Ertuğrul Melikoğlu Parmakkaya'nın ilk solo çıkışını gerçekleştirmiştir. Ertuğrul Melikoğlu, ayrıca Kaldı zirvesinin ( 3688 m. ) Kuzey Doğu buzulu üzerinden bu zirvenin ilk solo kış çıkışını gerçekleştirmiştir.

1990 yılı içinde Türk dağcılığı gerçekten patlama yapmıştır. Yeni kuşak dağcılar ülke genelindeki bir çok zirveye çok önemli tırmanışlar gerçekleştirmişlerdir. Yurt dışında ise gerçekten kısa süre önce hayal bile edilemeyecek zirvelerin çıkışları gerçekleştirilmiştir. Son dönemde ülkemiz dağcılığına damgasını vuran iki isim, Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları kolundan yetişmiş aynı yıllarda Türkiye Dağcılık Federasyonu yönetiminin maddi ve manevi büyük desteğini almış Nasuh Mahruki ve Tunç Fındıktır. Sadece Tunç Fındık'ın yurt içi ve dışında çıktığı 400 den fazla zirve ile Aladağlar ve Kaçkar Dağlan'nda açtığı ve ilk tırmanışlarını gerçekleştirdiği 100 den fazla yeni rota bulunmaktadır. Bu dağcılarımızın yanı sıra, Kürşat Avcı, Serhan Poçan, Ertuğrul Melikoğlu, Yılmaz Sevgül, Gıyasettin Demirhan, Haldun Aydıngün, Murat Kandi, Doğan Palut, Alper Sesli, Uğur Uluocak gibi dağcılarımız günümüz dağcılığında yaptıkları bir çok tırmanışla öne çıkan isimler olmuşlardır.

1995 yılında dağcılık federasyonu başkanlığını yürüttüğü dönemde Tayfun Tercan, Kaçkar dağlarında bir tırmanış dönüşü düşerek hayatını kaybetmiştir. Ne yazık ki, Kürşat Avcı ve Uğur Uluocak da son dönemde dağların bizden aldığı isimler arasına katılmışlardır. İTÜDAK'dan Uğur Uluocak 3 Temmuz 2003 tarihinde Kırgızistan'da Teke Tor zirvesi ( 4441 m. ) dönüşünde düşerek hayatını kaybetmiştir. 7 Ağustos 2003 tarihinde ise Aladağlar Demirkazık kuzey duvarı çıkışı sırasında HÜDDOSK' dan Kürşat Avcı tutunduğu kayanın kopması sonucu düşerek hayatını kaybetmiştir.


1997-2006 YILLARI
       
Fahri olarak yürütülen Federasyon başkanlığı ve yönetim kurulu üyelikleri görevi yıllarca büyük bir özveriyle yürütülmüştür. Bazı yönetimler eğitim ağırlıklı çalışmalar yaparak dağcılık sporunu ülke geneline yaymaya özen gösterirken, bazı yönetimlerde tırmanış ağırlıklı faaliyetler yapmayı tercih etmişlerdir. Bazı yönetimler eğitim Dağcılık Federasyonunun görevi değildir demiş, bazı görevlilerde yurtdışı tırmanışlar yapmayı ön plana çıkarmışlardır.

Yıllarca bu anlayış doğrultusunda yapılan dağcılık günümüze kadar gelmiştir. En acı olanı ise Türkiye Dağcılık Federasyonu kalıcı tarafsız ve adil bir arşiv sisteminden yoksun bırakılmıştır. Gerçek dağcılık yapan kişiler yazma alışkanlığını oluşturamamış, Bu durum ise dağcılık tarihi açısından büyük eksikliktir.

5- Aralık 1993 Yılından sonra ülkemizde spor federasyonları başkanları seçimle göreve gelmeye başlamışlardır. 1993 yılında yapılan ilk seçimlerde merhum Tayfun Tercan, Sayın Alaattin Karaca, Sayın Sönmez Targan ve Sayın Ziya Mengeneci Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanlığına aday olmuşlardır.Yapılan seçimler sonrası Dr.Tayfun Tercan 35 Alaattin Karaca 27, Ziya Mengeneci 14, Sönmez Targan 10 oy almışlardır. Oy sayılarından da anlaşılacağı gibi en fazla oyu alan merhum Tercan Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına seçimle gelen ilk federasyon başkanı olmuştur. Merhum Tayfun Tercan 1995 yılında Kaçkar dağlarında yürüyüş dönüşü geçirdiği kaza sonrası şehit olmuştur. Bu üzücü olaydan sonra 18-01-1996 tarihinde Ziya Mengeneci Bakanlık onayı ile Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına atanmıştır. 1997 yılında yeniden yapılan seçimlerde Alaattin Karaca ve Ziya Mengeneci Federasyon Başkanlığına aday olmuşlardır.Yapılan seçimler sonrası 118 delegenin 83 unun oyunu alan Alaattin Karaca Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanlığına seçilmiştir.

1997 yılında ülkemizdeki yazılı kaynaklarda dağcılık sporunun sayısal verileri ise ,25 aktif il, 23 tescilli dağcılık kulübü, 919 lisanslı sporcu olarak görülmektedir. O tarihlerde Türkiye Dağcılık Federasyonu Eğitim Yönetmeliği, Eğitmen Yönetmeliği olmayan bir federasyon konumundadır. Eğitimler usta çırak ilişkisi içerisinde verilmekte, tek yasal belge ,Sayın Dr Bozkurt Ergör döneminde Ankara yakınlarındaki Hüseyin Gazide 17-25 Haziran 1974 tarihinde açılmış olan Dağcılık Eğitmeni yetiştirme kampını başarı ile tamamlayan Ankara Bölgesinden Faruk Sükan, Hakkari Bölgesinden Kemal Çapa, Rize Bölgesinden Bahri Bayraktutan, Erzurum Bölgesinden Alaattin Karaca, İçel Bölgesinden Sait Mutlunun yardımcı eğitmen belgesine sahip oldukları görülmektedir.

Son dönemde federasyon başkanlığını ülkemizin yetiştirdiği ve halen aktif olarak dağcılık yapan, ülkemizin ve Avrupa’nın en yüksek dağı olan Ağrı dağına 2004 yılına kadar 82 defa zirve tırmanışı yapan Sayın  Alaattin Karaca yürütmektedir. Sayın Karaca’nın göreve gelmesi ile dağcılık sporu ülkemizde yaygınlaşma politikası izlemiştir.

Yapılan özverili çalışmalar sonrasında 1997 yılında 25 olan aktif il sayısı 2006 yılında 79, 23 olan aktif kulüp sayısı 194, 919  lisanslı dağcı sayısı Haziran 2006 itibari ile  GSGM verilerine göre  4503 bayan, 13405 Erkek sporcu olmak üzere Toplam 17908’dır.( http://www.gsgm.gov.tr/sayfalar/istatistik/istatistik_index.htm# )

Bu dönemde daha önce olmayan Eğitim, Eğitmen ve Dağcılık Mihmandarlığı Yönetmelikleri hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. Çıkarılan Eğitim Yönetmelikleri ile eğitimler iki başlık altında toplanmış Yaz Eğitimleri- Kış eğitimleri şeklinde iki guruba ayrılarak Yaz Temel, Yaz Gelişim ve ileri seviye Kaya eğitimi ,Kış temel ,Kış Gelişim ve İleri Seviye Kar buz eğitimleri şeklinde alt başlıklara ayrılmış ve her eğitim sonrası yapılan teorik ve pratik sınavlarla başarılı öğrenciler belirlenmiştir. Yaz ve Kış eğitimlerini başarı ile tamamlayan sporculara Kış ve Yaz Arama kurtarma ve istekleri halinde Dağ kayağı eğitimleri verilmiştir.

1997- 2006 yılları arasında ülkemizde çok sayıda Dağcılık Kulüpleri kurulmuş, çok sayıda gencimiz Dağcılık eğitim çalışmalarına katılmıştır. Büyüklerin yanında, Gençler ve yıldızlar kategorilerinde eğitim faaliyetleri düzenlenerek eğitimler verilmeye başlanmıştır. Bu tarihten sonraki gelecek yıllar bu dönemde yetişen dağcıların yılları olacaktır.

Ülkemizde bir dönemler spor olup olmadığı tartışılan Dağcılık sporu 1997-2006 lı yıllarda saygınlık kazanmış, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Sivil Savunma Birlikleri ve diğer Kurumlar Türkiye Dağcılık Federasyonu ile ortak çalışmalar yapmaya başlamışlardır.

Federasyonca verilen Yaz ve kış Arama Kurtarma eğitimleri sonucu, Dağcılık sporunda aktif illerimizde Dağcılık Arama Kurtarma Birimlerinin çekirdek kadroları oluşturulmuştur. Dünya Dağcılar Birliği ile Türkiye Dağcılık Federasyonu ilişkilerinde büyük gelişmeler sağlanmış 16- Ekim 2004 tarihinde Hindistan Yeni Delhi’ de yapılan (UIAA) Dünya Dağcılık Birliği toplantısında Nejat Akıncı Ülkemizi temsilen Dağcılık Komisyonu üyeliğine seçilmiştir.

İlk yıllarda sadece dağcılık ve turkayağı branşında faaliyet gösteren Dağcılık federasyonunun bünyesinde yeni branşlar oluşturulmuştur. 22.12.2000 tarih ve Merkez Danışma Kurulunun 331 sayılı onayı ile Spor Tırmanma branşı ilave edilmiş ve ilk resmi yarışması ise 28-29 Ocak 2006 tarihlerinde Sakarya Üniversitesi Spor Kompleksi içinde bulunan nizami Tırmanma Duvarında gerçekleştirilmiştir. Dağ kayağı branşında ise UIAA ya ilk üyelik 2006 yılında yapılmıştır. İtalya’da yapılan dağ kayağı dünya şampiyonası yarışmalarına Nejat Akıncı ülkemizi temsilen ilk katılan yarışmacı olmuştur. UIAA ile olan ilişkilerimiz dehada ilerleyerek UIAA komisyonları ülkemizde toplantılar yapmaya başlamıştır. 9-12 Haziran 2005 tarihinde Kayseri Erciyes dağ evinde Çevre ve dağlara giriş komisyonu 13-16 Nisan 2006 tarihinde Antalya Olimpos ta ise Dağcılık Komisyonu toplanmış ve Türkiye Dağcılık Federasyonu bu toplantılara ev sahipliği yapmıştır.

Türkiye Dağcılık Federasyonu büyük bir samimiyet ve güvenle eğitim çalışmalarını UIAA standartlarına açmış 11- Nisan 2006 tarihinde UIAA standartları komisyonundan gelen heyet Isparta Çandır dakı eğitim çalışmalarını izlemiş ve eğitimle ilgili   taktir ve beğenilerini belirtmişlerdir.

1997-2006 dönemde dağcılık sporu sadece dağcılık olarak ele alınmamış Sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları ile de ele alınmıştır. Her faaliyet öncesi idareci, sporcu, eğitmenler toplu şekilde Atatürk Anıtına giderek tören yapıp faaliyetleri başlatmaları geleneksel hal almış ve bu uygulama halkımızın ve yöre insanının ilgisini çekerek halkın taktirini kazanmıştır.Ülkemizdeki anlamlı ve önemli günlerde anma tırmanışları yürüyüşler düzenlenmiştir. Erzurum dan Sarıkamış’a Tur kayakları ile geleneksel yürüyüşler, Afyon Kocatepe’den İzmir Bel kahve ye 30. Ağustos Zafer haftası yürüyüşü, Allahuekber Şehitleri Anma Tırmanışı, Çanakkale Şehitlerimizi Anma Tırmanışı, 30.Ağustos Uluslar arası Ağrı Dağı Zafer Haftası Tırmanışları geleneksel hale getirilerek çok sayıda katılımcıyla faaliyetler gerçekleştirilmiştir.

2002 Dünya dağlar yılı nedeniyle oluşturulan proje gereği on Cumhurbaşkanımız adına ve anısına ülkemizde on ayrı dağa Cumhurbaşkanları tırmanışları düzenlenmiştir. Tırmanış öncesi ve sonrası bastırılan kitaplarla bu anlamlı faaliyetler ölümsüzleştirilmiştir. 2002 Yılında Kırgızistan Bişkek te düzenlenen dağlar yılı küresel toplantısına Türkiye Dağcılık Federasyonu katılmış oluşturduğu stantla 2002 dünya dağlar yılında ülkemizde yapılanları ve ülkemizdeki dağcılık sporunu katılımcı ülkelere anlatmaya özen göstermiştir.

YURT DIŞINDA YAPILAN TIRMANIŞLAR
   
Türk dağcılarının yurt dışında gerçekleştirdiği tırmanışların en eskisi ilk Türk dağcısı olarak da bilinen Ali Vehbi Türküstün’ün 1906 yılında Alp Dağları'nın en yüksek noktası olan Mont Blanc zirvesine yaptığı tırmanıştır. Bu tırmanış Türk dağcılık tarihinde bilinen ilk tırmanışı olduğu kadar yurt dışında yapılan ilk tırmanıştır.

Daha sonra uzun yıllar yurt dışı tırmanış yapılamamıştır. 1964 yılında Bozkurt Ergör'ün İsviçre'de Möch ( 4003 m. ) ve Fransa'da Mont Blanc ( 4807 m. ) zirvelerine tırmanmıştır. Bu tarihten sonra 1980 li yıllarda Abdülmecit Doğru'nun gerçekleştirdiği bir dizi tırmanış bulunmaktadır. 1980 yılında Kafkaslar'da Elbruz dağı ( 5642 m.), 1983 yılında Rusya'da Pamir Dağlan' nda Halil Alpay ile birlikte gerçekleştirdiği Peak Lenin zirvesi ( 7134 m. ) ve 1985 yılında Komünizm zirvesi (7495 m. ) bu zirvelerin ilk Türk çıkışları olmuştur.

1989 yılından sonra yurt dışı çıkışlar büyük bir ivme kazanmıştır. 1989 yılında İran'da bulunan Devamend zirvesi ( 5671 m. ) tırmanışına katılan on dağcımız iki ayrı rotadan çıkarak zirveye ulaşmışlardır. 1992 yılında Nasuh Malıruki, Kırgızistan'da bulunan Tien Shan Dağları'nda Khan Tengri ( 7010 m. ) zirvesine tırmanmıştır. 1993 yılında ise Kafkasya Dağları'ndaki Elbruz zirvesine ( 5642 m. ) ilk Türk kış çıkışını yapmıştır.

1993 ve 1994 yıllannda TDF'nin girdiği uluslararası ilişkiler ve ayırdığı ödenek sayesinde Türk Dağcıları Pamir Dağlan, Tien Shan Dağları ve Demavend Dağı'na çeşitli expedisyonlar düzenlemişlerdir. Bu etkinliklerden ilki, 1993 yılında Pamir Dağları'ndaki Peak Lenin ( 7134 m. )zirvesine düzenlenmiş ve Nasuh Mahruki ile Uğur Uluocak zirveye çıkmışlardır. Aynı etkinlikte diğer gruptan Serhan Poçan ve Seyhan Çamlıgüney Tien Shan Dağları'nda Khan
Tengri zirvesine ( 7010 m. ) çıkılmışlardır. Aynı yıl Demavent'e de tırmanılmıştır. TDF'nin organize ettiği ikinci etkinlik ise 1994 yılında yapılmış ve Tien Shan Dağları'nda Khan Tengri zirvesine kötü hava koşulları nedeniyle çıkılamamıştır. Aynı yıl yapılan bir diğer etkinlik ise gene Demavent zirvesine olmuştur.

1994 yılında Nasuh Mahruki, askerliğini yapmakta iken özel izin alıp Rusya'da bulunan 7000 m.lik 3 önemli zirvenin tırmanışını daha gerçekleştirmiştir. Sırasıyla Pamir Dağları'ndaki Korjenevskoy ( 7105 m. ) ve Communisma ( 7495 m. ) ile Tien Shan Dağları'ndaki Pobeda ( 7439 m. ) zirvelerine çıkarak Sovyet Asya'nın 7000 m.nin üzerindeki en yüksek 5 zirvesine çıkmıştır. Böylece bu 5 zirveye tırmanan dağcılara Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen "Kar Leopan" unvanını almıştır.

1994 yılı ağustos ayında Uğur Uluocak tarafından da 4 önemli tırmanış gerçekleştirilmiştir. Peak Varadiov zirvesi ( 5600 m. ), Korjenevskoy ( 7105 m. ), Communisma ( 7495 m. ) ve Peak Of Four zirvesi ( 6299 m. ) Bu son zirvenin ilk Türk çıkışı ise 1 ay kadar önce Nasuh Mahruki tarafından yapılmıştır.

1995 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Dağcılık Kolundan ( YTÜDK ) Alper Sesli, Kenya sınırları içinde bulunan Afrika kıtasının en yüksek doruğu olan Kilimanjero zirvesine ( 5895 m. ) tırmanmıştır. 1995 yılının en önemli başarısı hiç kuşkusuz Nasuh Mahruki'nin 17 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleştirdiği Everest zirvesi ( 8848 m. ) tırmanışıdır.

1996 yılında Nasuh Manruki 7 kıtanın en yüksek zirvelerinin tamamına çıkmayı başarmıştır. Everest'ten sonra sırasıyla, 1995 yılında Vinson ( 5140 m. ) ve Aconcagua (6959 m. ) zirvelerine tırmanmıştır. 1996 yılında ise, Mc Kinley ( 6194 m. ), Kilimanjaro ( 5895 m. ), Elbruz ( 5642 m. ), Cosciusko ( 2320 m. ) zirvelerinin çıkışını yapmıştır. 1996 yılında TDF tarafından desteklenen Khan Tengri tırmanışı gerçekleştirmiştir. Tırmanışa katılan Serhan Poçan, Uğur Uluocak, Tunç Fındık, Kürşat Avcı, Yılmaz Sevgül, Engin Külahoğlu, Gülay Ünal, Burçak Özoğlu başarılı şekilde zirveye ulaşmışlardır.

1998 yılında Nasuh Malıruki Lhotse zirvesine tırmanmıştır. 1999 yılında Uğur Uluocak Shisha Pangma ( 8013 m. ) ve Cho Oyu ( 8201 m. ) çıkışlarını 7 gün ara ile tamamlamıştır. Nasuh Mahruki 2000 yılında dünyanın en zor zirvelerinden biri olan K2 zirvesinin ( 8611 m. ) çıkışını gerçekleştirmiştir. 2001 yılında Tunç Fındık Everest zirvesine ( 8848 m. ) farklı bir rotadan çıkarak buraya çıkan ikinci Türk olmuştur. Alaattin Karaca döneminde beş dağcımız 7105 mt.lik Peek Konjerevesko zirvesine tırmanış denemiş iki sporcumuz zirveye ulaşmıştır.

ÜLKEMİZDE DAĞCILIK ÖRGÜTLENMESİ

Türkiye'de Dağcılık örgütlenmeleri mevcut federasyonlar Yetki ve Sorumluluk yönetmeliğe göre yapılmak zorundadır. Dağcılık Federasyonu çok köklü bir geçmişe sahip olmakla birlikte, uzun yıllar diğer spor branşlarında olduğu gibi başkanı Devlet tarafından atama yoluyla göreve gelmiştir.

5- Aralık 1993 tarihinden sonra Tescilli dağcılık kulüpleri ve diğer kurum ve kuruluşların yetkililerinin oyları ile seçilen başkan ve oluşturulan yönetim ve alt kurullar, Türkiye Dağcılık Federasyonunu kendileri veya başkalarının istedi yi şekilde değil Yasa ve Yönetmelikler doğrultusunda yönetmek zorundadırlar.

Yönetimlerin Yasa ve yönetmeliklere dayalı kararlı çalışması bazı kişilerce yanlış yorumlanarak, özgürlüğün sınırlanması olarak değerlendirilmeye çalışılsa da bu uygulama yapılma zorundadır. Yasal olmayan yasal kuruluşunu tamamlamamış hiçbir kuruluşun Federasyon imkanlarından yararlanamayacağı yasa emridir. Spor Kulübü kuruluş Tüzüğünü hazırlamış, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüne tescil işlemini tamamlamış olmalıdır.

Dağcı Bağlı Bulunduğu Spor Kulübü veya Gençlik spor il Müdürlüklerinden Lisansını almış her yıl vize işlemini yaptırmış kişidir. Bu işlemleri yaptırmayan kurum ve kuruluşlar ile kişilerin Federasyon faaliyetlerinden faydalanamayacağı yasa gereğidir.

Dağcılık Federasyonunu isteyenleri seyahate götüren ticari bir kurum değil, Türkiye de yasal oluşumunu tamamlamış kurumlar ile dağcı olmak isteyen ve dağcı olma hakkını elde etmiş isteyen her vatandaşın yasa ve yönetmelikler çerçevesinde faydalana bileceği bir spor federasyonudur. Dağcılık Federasyonunun ciddi bir Devlet kuruluşu olarak bilmek gereklidir.

Kaynak : TDF - Türkiye Dağcılık Federasyonu


Bu yazı, türkiyede dağcılık tarihi, dağcılık tarihçesi türkiye, dağcılık nedir, dağcılık sporu, dağcılık tarihi, ile ilgilidir.

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-