BEŞİKTAŞ TARİHÇESİ

beşiktaş jimnastik kulubü, beşiktaş tarihçesi, bjk, kara kartal efsanesi, beşiktaş tarihi, beşiktaş kuruluşu

1902 sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi'nde, o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa'nın konağının bahçesinde, 22 kişilik genç grup, haftanın bazı günlerinde toplanıp jimnastik hareketleri yapmaktaydı. Başta Osman Paşa'nın oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket ile mahellenin gençlerinden Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Nazımnazif, Cemil Feti ve Şevket Beyler’in aralarında bulunduğu gençlerin ilk ilgilendikleri spor branşları, özellikle barfiks, paralel, güreş, halter, aletli ve aletsiz jimnastikti. O sıralarda siyasi hareketler dolayısıyla her türlü toplanmadan ürkerek hafiyeler dolaştıran 2. Abdülhamit'in adamları Serencebey'deki bu toplanmaları haber alınca, spor yapan gençler bir baskınla karakola götürüldü. Bu sporcu gençlerin bir kısmının saray erkanına yakın olması, ayrıca o dönemlerde kötü gözle bakılan futbol oynamadıkları ve sadece beden hareketleri yaptıklarını belirtmeleriyle gergin durum yumuşadı. Hatta saray çevresinden Şeyhzade Abdülhalim bu sporcuları destekledi ve sık sık antrenmanları seyretmeye başladı. Ünlü boksör ve güreşçi Kenan Bey de antrenmanlara gelerek güreş ve boks hareketleri göstermeye başladı.


1903 Mart'ında ise özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü kuruldu. 1908'de Meşrutiyet'in ilanıyla sportif hareketler biraz daha serbestlik kazandı. 31 Mart 1909'daki siyasi olaylardan sonra Edirne'de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, Hareket Ordusu ile İstanbul'a geldi. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey'de jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini kabul ettirdi. Fuat Balkan, Ihlamur'daki evinin altındaki yeri, kulüp merkezi yaptı ve Bereket Jimnastik Kulübü'nün adı Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi. Böylece jimnastik, güreş, boks, eskrim ve atletizmin ön planda tutulduğu güçlü bir spor kulübü meydana geldi. Fuat Bey'in arkadaşları Refik ve Şerafettin Beyler de iyi birer eskrimciydi.

Bu arada Beyoğlu Mutasarrıfı Muhittin Bey'in teşvikiyle Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü, 26 Ocak 1911 tarihinde tescil edilen ilk Türk spor kulübü oldu. Semtin gençlerinin bu spor kulübüne ilgisi büyüdü ve spor yapan üyelerin sayısı bir anda 150'ye yükseldi. Kulübün merkezi de Ihlamur'dan Akaretler'de 49 numaralı binaya taşındı. Bir süre sonra bu bina da küçük gelince, yine Akaretler'de 84 numaralı binaya geçildi. Bu binanın arkasındaki bahçe de bir spor sahası haline getirildi.

Yıllardır Beşiktaş’ın ilk renklerinin kırmızı-beyaz olduğu, Balkan Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından siyah-beyaz olarak değiştirildiği söylenir. Beşiktaş tarihi ile ilgili bir çok kaynak böyle yazmaktadır. Ancak 100. yıl belgeselinin hazırlanması sırasında yapılan ayrıntılı araştırmalarda, kırmızı rengin kullanılmadığı, renklerimizin her zaman siyah-beyaz olduğu yönündeki belgeler ağırlık göstermiştir. Beşiktaş 100. Yıl Belgeseli yapımcısı Tuğrul Yenidoğan, yaptığı araştırmalar sonucunda bu tartışmalara noktayı koymuştur:

Osman Paşa Konağı’nda başlangıçta ferdi sporlar yapıldığından herhangi bir forma rengine gereksinim duyulmadı. Ancak sporcuların sayısı her geçen gün yeni katılımlarla artmaya devam edince, eğitimini Fransız mektebinde tamamlamış Mehmet Şamil Bey kurucular heyetini topladı. Okul günlerinde kullandığı, okulunun renklerini taşıyan rozeti yakasından çıkardı ve gösterdi: “Bizler de tıpkı bu rozet gibi bir rozet yaptırmalı ve Kulübümüz’de spora devam eden her azayı bu rozeti taşımaya mecbur tutmalıyız” dedi. Toplantıya katılanlar Mehmet Şamil Bey’in teklifini heyecanla kabul ettiler. Toplantının sonunda rozette yer alacak kulüp renkleri de kararlaştırıldı. Tabiatın bütünüyle birbirine zıt iki ana rengi kulüp renkleri olarak seçildi: Siyah ve Beyaz...
Beşiktaş’ın ilk rozetinin yapıldığı tarih, Fransız mektebindeki rozetlerden esinlenerek miladi yıl olarak “1906” yazıldı. Üstte Arap harfleriyle “Beşiktaş” yazarken, sağda “J”, solda “K” harfleri yer aldı. Rozetin arka yüzünde “Konstantinopolis”te yapıldığı yazılıdır ve iç tarafında rozeti yapan ustanın mührü yer almaktadır. Rozetteki armada yer alan yıldızın 6 köşeli olduğu dikkat çekmektedir. 2. Meşrutiyet’e kadar (1908) bu 6 köşeli yıldız kullanılmıştır. Bu rozet, İskender Yakak tarafından Onursal Başkanımız Süleyman Seba’ya hediye edilmiştir.

KARA KARTALLAR EFSANESİ

Son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş, 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla girer. Haftalar ilerledikçe puan farkını açan Beşiktaş, ligde liderliğini sürdürmektedir. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. 19 Ocak 1941 Pazar günü Semih Duransoy’un hakemliğini yaptığı Şeref Stadı’ndaki maça Beşiktaş şu kadro ile çıkar: Faruk, Yavuz, İbrahim, Rıfat, Halil, Hüseyin, Şakir, Hakkı, Şükrü, Şeref, Eşref. O sezon bütün maçlarda olduğu gibi, Takımımız yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarıdır. Beşiktaş takımı farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirmektedir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın akın yönü olan Şeref Stadı’nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”... Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalmıştır. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”dan, oynadıkları futbolu “Kara Kartal gibi hücum etmek”ten başka bir şekilde tarif etmek mümkün değildir. Tribünlerden gelen sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır.

Voleci Şeref lakabıyla maruf Şeref Görkey’in voleyle attığı 3 muhteşem gol ve kaptan Hakkı’nın, Şakir’in ve Şükrü’nün birer golüyle sahadan 6-0 galip ayrılırlar.

Bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olmuştur.



beşiktaş jimnastik kulubü, beşiktaş tarihçesi, bjk, kara kartal efsanesi, beşiktaş tarihi, beşiktaş kuruluşu

AMATÖR SPOR DALLARI

spor dalları, spor çeşitleri nelerdir, spor türleri ve kuralları, tenis sporu hakkında bilgi, voleybol sporu, kayak sporu hakkında bilgi, masatenisi sporu, tekvando sporu hakkında bilgi, halter sporu, judo sporu hakkında bilgi, hentbol sporu, atletizm sporu hakkında bilgi, basketbol sporu, binicilik sporu hakkında bilgi, bisiklet sporu, boks sporu hakkında bilgi, cimnastik sporu, futbol sporu hakkında bilgi, yüzme sporu, spor türleri ve kuralları, spor dalları nelerdir, spor dalları isimleri, ülkemizdeki spor dalları nelerdir, spor kuralları,


TENİS SPORU

Küçük bir topun raketle vurularak oyun alanının orasına gerilmiş olan file üzerinden karşı sahaya atılmasıyla oynanan spor dalıdır.Tenisin kökeni kimilerine göre antik Roma döneminde, çıplak ya da eldivenli el ile oynanan "tringon" adı verilen oyuna dayanır. Diğer bir görüş ise benzer bir oyunun ilk kez Meksika'da Toltec yerlileri tarafından oynandığı ileri sürülmektedir. Mısır ve İspanya'da bulunan fresklerde ve Rönesans dönemi İtalya'sından kalma resimlerde, "giocco del pallone" ve "juego de pelota" isimleri altında, benzer esaslara dayanan oyunların duvarla çevrili alanlarda oynandığı görülmektedir.

VOLEYBOL SPORU

Altışar kişiden oluşan iki takımın topu üç pasta filenin üzerinden geçirmeye ve rakip takımın sahasına düşürmelerine dayanan spor dalı. Voleybol 1885 yılında Amerika'da icat edildi. Holyoke YMCA Okulun'da öğretmenli yapan William Morgan basketbol topunun iç lastiğiyle böyle bir oyunun oynanabileceğini düşündü ve ilk uygulamayı öğrencileri arasında yaptı. 1. Dünya savaşı yıllarında voleybol Uzakdoğu'ya ve Avrupa'ya yayıldı.1964 Tokyo Olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programına alınan voleybol'da 80'li yıllara kadar Sovyetler büyük üstünlük kurdu.

KAYAK SPORU

Fiber ya da plastik maddelerden yapılmış olan kayaklarla kar üzerinde çeşitli yönlere kaymaya dayanan spor dalıdır. İnsanlık tarihi kadar eski bir spor dalı olan kayak, insanoğlunun doğa ile yapmış olduğu yaşam savaşı sonucu ortaya çıkmıştır. Tarih öncesi çağlarda insanların kışın karda batmamak amacıyla, ayaklarına bağlamış oldukları çeşitli şekillerdeki ağaç parçaları kayağın en ilkel şeklini temsil etmektedir.

MASA TENİSİ SPORU:

Bir masanın iki tarafındaki sporcuların ellerindeki raketler yardımıyla küçük bir topu, masanın ortasına gerilmiş ağ üzerinden karşı tarafa geçirmeye çalıştıkları spor dalıdır. Masa tenisi, 16. yüzyılda İngiltere'de yemek masalarının üzerinde lastik bir topun, rakete bezeyen kasnaklar aracılığıyla fırlatılarak oynanması sonucu tesadüfen ortaya çıktı. İlk zamanlar "ping pong" adı verilen bu oyun, 19002 yılında kurulan Ping Pong Birliği'nin, 1921-22 yılları arasında tekrar oluşturulması ile birlikte "Masa Tenisi" olarak anılmaya başlandı.

POLO SPORU

İki takım arasında, top ve sopalar yardımıyla at üzerinde oynanan bir açık alan oyunudur. Küçük bir topu uzun soplar yardımıyla rakip kaleye atarak sayı kazanılmaya çalışılan "polo" oyununda oyuncuların hem ata binme hem de topa vurma becerilerinin çok iyi olması gerekir.

SÖRF SPORU

Uzun bir boarddan yararlanarak, dalgaların üstünde ayakta kaymaya dayanan spor dalıdır. Rüzgar ve dalganın etkisiyle yapılan ve rüzgar sörfü olarak da bilinen wındsurf'e, yelken dalı içinde yer verilmiştir.

SU KAYAĞI SPORU

Ayağa takılı kayaklar yardımıyla, hızla giden bir teknenin arkasına bağlı olan halata tutunarak su üstünde kaymaya dayanan açık hava sporudur. Su kayağı sporunun ilham kaynağının, karda atlar tarafından çekilen kayakçılar olduğu sanılmaktadır. İlk kez 1925 yılında ABD'li Fred Walter bu spor dalının patentini aldı. Gerçek anlamda bir spor olarak ilk kez denenmesi ise 1920'li yıllarda ABD'li Ralph Samuelson tarafından yapıldı. 1930'lu yıllarda, başta ABD olmak üzere, Avusturalya, İngiltere ve Fransa'da yaygınlaştı, 1946'da ise, dünya çapındaki en önemli karar ve yönetim organı Dünya Su kayağı Birliği "World Waterski Union" (WWSU) kuruldu. 1949 yılında su kayağın da ilk Dünya Şampiyonası yapıldı; daha sonara bu şampiyona düzenli olarak sürdürüldü.

TEKVANDO SPORU

Rakibe karşı silahsız olarak, çıplak el ve ayaklarla yapılan savunma tekniklerini içeren spor dalıdır. Tekvandonun kelime anlamı: Tae; ayak, Kwon; el, Do;yol-sanat olup, el ve ayakla savunma sanatı anlamına gelir. Fakat tekvando, sadece bir teknik ve yetenek olmayıp, aynı zamanda felsefi ve insancıl değerler toplamıdır.

SU TOPU SPORU

Havuzda 7'şer kişilik iki takım arasında oynanan, batmaz bir topu rakip takımın kalesine sokmayı amaçlayan su sporudur. Sutopu, süratli bir takım oyunudur ve oyuncuların iyi yüzücüler olmalarının yanı sıra, ciğer kapasitelerinin de çok yüksek olması gerekir.Sutopu, 1870'li yıllarda İngiltere'de ortaya çıkmış; kuralları belirlenmiş olarak ise ilk kez 1890 yılında İngiltere ile İskoçya arasında oynanmıştır. 1900 yılında da Olimpiyat Oyunları'nda yer almıştır. Sutopunun uluslararası yönetim organı, Amatör Yüzme Federasyonu'na (FINA) bağlı Uluslararası Sutopu Yönetim Kurulu olup, 1908'de  kurulmuştur. 1920'li yıllarda sutopunun güç ve yetenek isteyen spor dalı olmasını sağlayan derin havuzlar kullanılmaya   başlanmıştır. 1937 yılında ise FINA, sutopu oyununun tam şişirilmiş, pas yapma becerisi yüksek topla oynanmasını karara bağlamıştır.

HALTER SPORU

Halter sporunun geçmişi ilkel toplumlara kadar uzanmaktadır. Söz konusu dönemlerde, erkek çocukları için yapılan "ergenlik sınavında" özel bir taşı en çok kaldıran sınavı kazanmıştır. Halterin bir spor dalı olarak kabul edilmesi ve ilgi görmesi ise 18.yy. sonlarına kadar dayanmaktadır. Ancak Halterciler(Alman Eugene Sandow, Arthur Saxon ve Fransız Louis Apollon) şovmen, haltercilik de panayır ve tiyatrolarda bir gösteri biçimi olarak kabul edilmiştir.

JUDO SPORU

Rakibe vurmaksızın denge ve güç unsurlarının kullanarak savunma yapmaya dayanan spor dalıdır. Judo, Jujutsu'dan doğan spor dallarından birisidir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Ju, her ikisinde de "Yumuşaklaşmak" veya "Yol Verme", Jutsu "Sanat Çalışma", "Do" ise "Prensip" veya "Yol" anlamına gelmektedir. Jujutsu"Yumuşak Sanat",Judo zafer kazanmak için önce yol vermeyi ifade eden "Yumuşaklılık Yolu", Kodokan ise,"Yolu Çalışma Okulu" demektir. Judonun amacı,zihinsel ve ahlâki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır. Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judocu rakibine acı vererek değil, onu acı sınırının eşiğine getirerek üstünlüğünü belirtir. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

HENTBOL SPORU

Kapalı salonda 7, açık alanda 11'er kişilik iki takım arasında, topun elle oynanarak kaleye sokulmasına dayanan spor dalıdır. İlk kez 1927'de İstanbul'da bir açık alan sporu olarak oynanan hentbol, daha sonra yavaş yavaş Anadolu'ya da yayılarak oynanmaya başlanmıştır. Ancak Türkiye'de hentbol, voleybol ve basketbol ile birlikte 1942 yılında "Spor Oyunları Federasyonuna" bağlanınca canlanmaya başlamış, ilk hentbol ligi 1942-43 sezonunda İstanbul Hentbol Ligi adıyla kurulmuş ve o yıl Defterdar Takımı şampiyon olmuştur. 1943-44 ve 1944-45 yılları arasında ise Galatasaray şampiyonluğu elinde tutmuştur. 1945'te ilk kez düzenlenen Türkiye Şampiyonası düzenlenmiş, şampiyon da" Kara Harp Okulu"olmuştur.

GOLF SPORU

Üzerinde doğal Ve yapay engellerden oluşan parkurlar bulunan geniş bir çim arazide, özel bir topu sopalar yardımıyla her parkur sonundaki deliğe en az sayıda sıralı vuruşla sokma esnasına dayanan açık alan sporudur. Rakibe ve skora karşı oynanmadığı için golf, her yaş, cinsiyet ve kondisyonda yapılabilen bir spordur. Golf sporunun kökenin 15.yüzyıllara indiği, bu dönemde Hollandalı denizcilerin golfa benzeyen bir oyunu aralarında ilk kez oynadıkları bilinmektedir. Flemenkçe'de "çomak" anlamına golfun daha sonra denizciler tarafından Britanya adalarına taşındığı sanılmaktadır.

ATICILIK SPORU

Barutun bulunup ateşli silahların kullanılması ile spor görünümüne kavuştu. Hayli masraflı olan bu silah kullanma sporu 19.yüzyılın ortalarında Kuzey Avrupa ülkelerinde ve İngiltere'de başladı. Atıcılıkta ilk dünya şampiyonası 1890'da yapıldı, 1896 Olimpiyatlarının programına alındı. Atıcılık Osmanlı döneminde 1940 yılından itibaren ele alındı. Spor klüplerinin kurulması ve ordunun ilgi göstermesi ile kabul edildi.

ATLETİZM SPORU

İnsanoğlunun yaptığı en eski spor dallarından biri. Fiziksel güç, dayanıklılık, çeviklik, hız gibi nitelikler gerektiren; koşu, yürüyüş, atma ve atlamalardan oluşan çalışmalar, etkinlikler, oyun ve yarışmaları ifade eder. Antropologlar, sosyologlar ve spor araştırmacılarının belirlediklerine göre, insanoğlu çok eski çağlarda yaşama mücadelesi verirken atletizme başladı, Vahşi hayvanların saldırısından kaçmak ya da karnını doyurmak üzere avlayacağı hayvanları kovalamak için koşmayı öğrendi. Kendisini korumak için önce taş, daha sonra mızrak atma tekniklerini geliştirdi. Antik çağda düzenlenen olimpiyat oyunlarının ana yarışma dalını da atletizm oluşturdu. Bilinen ilk olimpiyat şampiyonu M.Ö. 776'da yapılan ilk olimpiyatın 200 metre birincisi Elisle Corebus oldu. Buna paralel olarak KIR KOŞULARI, YOL KOŞULARI, PİST KOŞULARI'dır.

BASKETBOL SPORU

Topu yerden 3.05 metre yükseklikteki bir çemberden geçirmeye çalışan beşer kişilik takımların elle oynadıkları oyun. Basketbol, aslen Kanadalı olan ve 39 yılını Amerika'da spor öğretmenliği yaparak geçiren Dr. James Naismith tarafından bulundu. İlk basketbol maçı 20 Ocak 1892 günü Springfield YMCA dershanesinde spor salonunda oynandı. Naismith oyunun esaslarını 13 ana maddede topladı. Ülke içindeki işbirliği ile bu oyun iki yıl içinde tüm Amerika'ya yayıldı. Amerikanlı askerler birinci dünya savaşın sırasında basketbol un Avrupa'ya yayılmasında büyük rol oynadılar.

BİNİCİLİK SPORU

At terbiyesi, engel atlama, kros gibi ana bölümlerden oluşan bayan ve erkek sporcuların bir arada yarıştığı olimpik atlı spor dalı.
Binicilik sporunun tarihi, İnsanın atı ehlileştirerek binmeye başladığı ilk çağlara dayanır. 4 bin yıllık geçmişiyle en eski spor dallarından biri olarak kabul edilir. M.Ö. 688'de Yunanlılar Iskitler'den öğrendikleri biniciliği "araba yarışları" biçiminde olimpiyat yarışma programına aldılar. 16.yy'da ilk binicilik okulu İtalya'nın Napili kentinde açıldı. At ve binicilik, İslam dünyasında özellikler Türkler arasında önemli bir yer tuttu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde köyden büyük şehirlere kadar hemen her kesimde binicilik yarışmaları düzenlendi. Sultan Abdülaziz düzenlediği yarışlar sayesinde bu spor dalına verilen önemi arttırdı. 1913'te Mahmut Şevket Paşa, Sipahiocağı'nı kurdular. Bu ocak sayesinde özellikle ordu, biniciliğimizin en önemli kaynağı haline geldi.

BİSİKLET SPORU

İnsan gücünü ise çeviren, pedal veya benzeri bir mekanizma ile çalışan iki tekerlekli motorsuz taşıt aracıyla, özel pistte, yolda veya açık arazide ferdi ve takım halinde yapılan spor dalı. 19.yüzyılda ortaya çıkan ilk bisiklet örnekleriyle başladı. 1690'da Fransız asilzadelerden Sivrac'ın yaptığı ve "Celerifere" adını verdiği iki tahta tekerlekli pedalsız bisiklettir. 1834'te İskoç Kirkpatrick McMillan pedalı icat etti. 1866'da bisiklet yaygınlaşmaya başladı. Bisiklet 1896 da ilk olimpiyatlarda yer aldı. Saate karşı yarış ise 1900'de yapıldı ve halen yarışma olarak kabul edilir.

BOKS SPORU

Özel eldiven takılmış, kilolarına göre sınıflandırılmış, iki kişinin, ring adı verilen kare biçimindeki bir alanda yumruklarıyla vuruşarak birbirlerine üstünlük sağladıkları, amatör veya profesyonel olarak oynanan oyun. En eski spor dallarından biri olan boksun 5 bin yıllık geçmişi vardır. Önceleri askeri amaçlarla, yakın yakın dövüş tekniklerinden biri olarak boks özellikle jimnazyumlarda gençlere öğretiliyordu. Daha sonra güreşin bir parçası olarak spordaki yerini almaya başladı. M.Ö. 2500 yıllarında boks'un bir spor mücadelesi biçiminde uyguladığı, Mezopotamya'da Bağdat yakınlarında bulunan tabletlerdeki kabartmalardan da anlaşıldı. Boks'un temelleri İngiltere'de atıldı. 17.yy'da İngiliz'ler vuruş biçimlerini belirlediler. Şiddet unsurlarını azaltarak olayın sportif yanını geliştirdiler.

CİMNASTİK SPORU

Atletizm ve gösteri niteliklerini taşıyan, vücudun esnekliğine, çevikliğine dayalı çeşitli ritmik-artistik hareketlerden oluşan, bayanlar ve erkeklerin yaptığı aletli-aletsiz spor dalı. Cimnastik sporunun kökleri tarih öncesi eski çağlara kadar uzanır.
Sosyologlar, insanoğlunun maymunlardaki çevikliğe özenerek ilk cimnastik hareketlerini taklit yoluyla gerçekleştirdiğini belirtirler. Cimnastik, Cin, Pers, Hindistan, Yunan ve Roma uygarlıklarında da önemli yer tutar. Bugünkü modern cimnastiğin temelleri 18.yy'da Almanya'da atıldı. Modern cimnastik, Atina'da düzenlenen 1896 olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programlarına alındı.

ÇİM HOKEYİ SPORU

Futbol alanı büyüklüğünde bir alanda, on birer kişilik takımların sopalar yardımı ile topu kaleye sokmak için mücadele ettikleri spor dalı.
Çim hokeyi, futbolla, buz hokeyinin bir karışımıdır. Bu iki spor dalı kadar popüler olmasa da Batı Avrupa'da da bayanlar arasında, Asya ülkesinde de erkekler arasında hayli yaygındır. Bu oyunun ilk olarak eski Yunan'da oynandığı, bugünkülere benzer kurallarının da Persler tarafından konduğu sanılmaktadır. Hokeyi İngilizlerden öğrenen Hintli ve Pakistanlılar, günümüzde bu spor dalında üst sıralarda yer almaktadır. 1908'den bu yana olimpiyatlarda yer alır. (1924 hariç).

ESKRİM SPORU

Kılıçla dövüşme sanatının çeşitli kategorilere ayrılarak ve teknolojik gelişmelerden yararlanarak uygulanmasına dayalı bayan ve erkek sporu. 1896'dan bu yana olimpiyat programlarında yer alan eskrimde İtalyan, Fransız ve Macar sporcular önemli başarılar elde ettiler.
1928'den 1960'a kadar olimpiyat şampiyonluğunu kimseye kaptırmayan tek ülke Macar'lardır.

FUTBOL SPORU

On birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçiminde özel bir topun eller kullanılmadan ayak, kafa ve vücudun öteki kısımlarıyla vurularak rakip kaleye sokulmasına dayalı bir spor dalı.
Futbol çağımızın en çok sevilen sporu olarak kabul edilir. Futbolun geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanır. Çin'de imparator Huang Ti döneminde (M.Ö. 2697), askerlerin savaşa hazırlık amacıyla Tsu-Cuhu adıyla bir tur futbol oynadıkları, yazılı belgelerden anlaşılır. Bu topun deriden yapılmış, yuvarlak topun, iki kazık arasından geçirilmesine dayanıyordu. Bugünkü modern futbolun kaynağı İngiltere oldu. İngilizler 12.yy'dan itibaren futbol oynamaya başladılar. II Edward tarafından 1314 yılında yasaklandı. 17.yy'a kadar futbol hep gizli oynandı. Futbolculara da halk tarafından hep kötü gözle bakıldı. Kral II.Charles döneminde serbestçe oynanmaya başlamış. 1863 yılında futbol kuralları üzerinde kesin anlaşmaya varıp İngiltere Futbol Federasyonunu kurdular. Bu tarihten sonra da Avrupa ülkelerine ve bütün dünyaya yayıldı. Modern futbol 19.yüzyılın sonlarında Türk toplumunda oynanmaya başladı. Şu an oldukça ilgi duyulan futbol, hemen hemen tüm spor dallarından önce gelir. Türkiye milli maçlarında vermiş olduğu karşılaşmalarda, bir çok başarıya imza atmış bulunmaktadır.

KANO SPORU

Akarsularda zamanla olduğu gibi, güç doğa koşularıyla da mücadele etmeye dayanan ve küçük bir tekneyi tek kürek yardımıyla hedefe ulaştırma prensibi üzerine kurulu spor dalı. Kano, bir olimpiyat sporu olarak çok çeşitli teknelerle yapılır. Bu sınıflar kano ve kayak olmak üzere iki kategoriye ayrılmış olup, kanolara "Canadians" da denir. Kanolar Kızılderililerin teknelerinden doğmuştur.

KÜREK SPORU:

İnsanoğlunun denizler ve akarsularla basit araçlar kullanarak mücadelesini temel alan bir spor dalıdır. Küreğin ilk kez ne zaman ve kimler tarafından kullanıldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak tarihsel kaynakların çoğu, küreğe benzer gereçlerin ilk olarak Akdeniz'de görüldüğünü, ilk kürek yarışmasının da Mısır'da Nil Nehri üzerinde yapıldığını öne sürerler. İlk kürek yarışı 1715 yılında İngiltere'de Thames Nehri'nde yapıldı. 1900 Paris Olimpiyatlarından beri olimpiyat programında yer alır.

KIŞ SPORLARI SPORU

Zorlu doğa koşullarına karşı, insanoğlunun çeşitli araçlar yardımıyla kar ve buz üzerinde hareket etmesine dayalı spor dalı. Kayak, kış sporlarının temelini oluşturur. Isvec'li arkeologların yaptığı kazılar, kayak sporunun en azından dört bin yıllık bir geçmişi olduğunu kanıtladı. 205 cm boyunca, orta yerindeki genişliği 15 cm olan kayakların cam ağacından yapıldığı anlaşıldı, M.S. 526-559 yıllarında Procopios'un yazılarında kayak müsabakalarına yer verildiği görüldü. 1891'de Avusturyalı Zdarsky (1874-1946) ilk spor kayağını yaptı. 1892'de Almanya, 1894'te Avusturya ve 1901 yılında Fransa'da başlayan kayak müsabakaları giderek kış sporları içine girdi.

OKÇULUK SPORU

Kökeni insanoğlunun avcılık günlerine dayanan, oku bir yay aracılıyla hedefe göndermeyi amaçlayan spor dalı. Okçuluk ilk kez 1904 yılında olimpiyat programına alındı. Bu branşta ilk dönemlerde Fransa, Belçika ve İngiltere başarılı sonuçlar almış, daha sonraki dönemlerde Amerika, Sovyetler Birliği, Iskandinav ülkeleri ve İtalya bu ülkeleri izlemiştir.

YELKEN SPORU

İnsanoğlunun suyun kaldırma kuvvetinden istifade ederek kullandığı teknelere rüzgarın enerjisini de eklemesiyle oluşan ve önceleri bir ulaşım biçimiyken sonra doğayla mücadelenin ağır bastığı bir faaliyet halene gelen spor dalı. Özellikle açık denizlere kıyısı olan ülkelerin benimsediği yelkenli tekneler, ulaşım ve savaş amaçlarıyla da kullanıldı. Yelkenli bir spor dalı olarak benimseyen ilk ülke İngiltere'dir. 1693 yılında Seamark Cub adında bir kulübün kurulmasından sonra yelken sporu dünyanın diğer ülkelerine de yayıldı.

YÜZME SPORU

İnsanoğlunun ilk çağlardan bu yana doğaya uyum sağlayabilmek için ihtiyaç duyduğu aktivitelere dayalı spor dalı. Önce hayvanların hareketlerini izleyen, sonra da suyun içinde kol ve bacaklarını içgüdüsel bir biçimde kımıldatan insan, kısa sürede yüzmeyi öğrendi. Ancak bu aktivitenin organize bir yarış biçimi haline gelmesi 19. yy'a rastlar Bununla birlikte bazı tarih kitaplarının Japonya'da yüzme yarışlarının çok daha eskilere dayandığını, 1603'te Japonların ilk ulusal yarışmayı düzenlediklerinden söz eder. Yüzme sporuna Avrupa kıtasında öncülük eden İngiliz'lerdir.

spor dalları, spor çeşitleri nelerdir, spor türleri ve kuralları, tenis sporu hakkında bilgi, voleybol sporu, kayak sporu hakkında bilgi, masatenisi sporu, tekvando sporu hakkında bilgi, halter sporu, judo sporu hakkında bilgi, hentbol sporu, atletizm sporu hakkında bilgi, basketbol sporu, binicilik sporu hakkında bilgi, bisiklet sporu, boks sporu hakkında bilgi, cimnastik sporu, futbol sporu hakkında bilgi, yüzme sporu, spor türleri ve kuralları, spor dalları nelerdir, spor dalları isimleri, ülkemizdeki spor dalları nelerdir, spor kuralları,

HALTER TARİHÇESİ

sondakika, sondakika spor haberleri, flaşhaber spor, halter sporu, halter tarihçesi, halterciler, türkiyede halter tarihi, dünyada halter tarihi, naim süleymanoğlu, cepherkülü, halter rekorları, halter şampiyonları


HALTER TARİHÇESİ

Halter, Osmanlı Türkleri arasında, özellikle pehlivanlığa tutkun gençlerin kollarını güçlendirmek amacıyla yaptıkları çeşitli çalışmalarda ilkel şekliyle görülmüştür. Bu çalışmalar, genellikle büyük bir taş ya da hayvanı kucaklayıp kaldırmak, esasına dayanmıştır. Daha sonraları uygulanan ağırlık kaldırma sporunun amacı ise iyi kalkan kullanmak ve savaşta başarı elde etmek için olmuştur. Özellikle Sultan 4. Murat döneminde, ordunun moral ve güç kazanmasını sağlamak amacıyla gürz idman ve yarışmaları yapıldığına çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır. Sultan 4. Murat da her gün mermer gülleler kaldırmak suretiyle idman yapmıştır.

Türkiye’de çağdaş anlamda halter sporu, 19. yy’nin sonlarında, aletli cimnastiğin bir parçası olarak Galatasaray Lisesi’nin Fransız öğretmenleri öncülüğünde başlamıştır. Bu sporu benimseyen ilk Türk ise Faik Üstünidman’dır. Üstinidman, 1904 Olimpiyat Şampiyonu Yunanlı Kukussis’in 112 kg’lık rekoruna karşılık, günlük çalışmalarında 115 kg’lık ağırlıklar kaldırmış, bu spor dalında bir çok sporcuların yetişmesine de öncülük etmiştir. Ali Rana, Tatar Süleyman, Bedri Nesip, Mustafa Hayri, Osman Tahsin ve Hüseyin Bey gibi isimler halterin kulüpler düzeyinde ele alınmasında önemli çalışmaları olan ilk sporcularımız olmuştur.

Uluslararası bir organizasyonda ilk defa temsil edilmemiz; 1924 Paris Olimpiyatları’nda gerçekleşmiştir.. Paris’te yapılan bu Olimpiyat Oyunları’na katılan iki halterciden Gülleci Cemal tüy sıklette 12. olmuştur. 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil eden takımda yer alan Cemal Erçman, 25 yarışmacı arasında 8. olarak halterde iyi bir başarı elde etmiştir.

Halter sporunda, 1930’lu yıllarda başlayan durgunluk 1950’lere kadar sürmüştür. 1955 yılından itibaren Anadolu Kulübü, Suadiye Halter İhtisas Kulübü ve İstanbul Güreş Kulüpleri öncülüğünde başlayan hareketlilik, daha sonra 1956’da Türkiye Halter Federasyonu’nun bağımsız bir federasyon olarak kurulmasına olanak sağlamış ve ilk federasyon başkanlığına Haşim Ekener getirilmiştir. 1959 Akdeniz Oyunları’nda 75 kg’da Metin Gürman’ın kazandığı gümüş madalya uluslararası alandaki ilk başarımız olmuştur. Bunu izleyen yıllarda yetişen Sadık Pekünlü de 100’ün üzerinde Türkiye rekoru kırmış, Salih Suvar, Mehmet Suvar, Ali Tan ve Bilal Özdoğan gibi sporcular Türk halterinin dünyaya duyurulmasını sağlamışlardır.

Sadık Pekünlü 1961 yılında Viyana’da yapılan Avrupa Halter Şampiyonası’nda altıncı olurken, 1964 Tokyo Olimpiyatları’nda toplam 445 kilo kaldırarak on birinci olmuş ve Türkiye rekoru kırmıştır. 1967 yılında Akdeniz Oyunları’nda Güner Çevik 82.5 kiloda bronz madalya kazanmıştır. Bunları 1969’da Bükreş’te düzenlenen Balkan Halter Şampiyonası’nda 60 kiloda Salih Suvar ile 67.5 kiloda Sedat Misket’in gümüş, 90 kiloda Sadık Pekünlü’nün gümüş madalyaları izlemiştir. 1971 yılında İzmir’de yapılan Akdeniz oyunları’nda Salih Suvar 67.5 kiloda altın madalya, Mehmet Suvar ve Ali Tan, 82.5 kiloda bronz madalya kazanmışlardır.

Türk halterinde başlayan canlanma 1975 Akdeniz Oyunları’nda da sürmüştür. Cezayir’de yapılan bu karşılaşmalarda Mehmet Suvar altın, 56 kiloda Bilal Özdoğan bronz madalya almışlardır. 1977 yılında eski haltercilerin bırakmaları, yenilerinin de tam hazır olmamaları nedeniyle başlayan duraklama 1980’li yıllara kadar sürmüştür. 1982 Balkan Şampiyonası’nda Harun Akkaya’nın şampiyonluğunu 1983’te Hasan Has’ın şampiyonluğu izlemiştir. Aynı yıl yapılan Akdeniz Oyunları’nda da Levent Erdoğan 3 altın madalya kazanmıştır.

1986’da Avusturalya’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda Bulgaristan adına yarışan Türk asıllı Naim Süleymanoğlu’nun yarışmalardan hemen sonra Türkiye’ye iltica etmesi, 1987 Akdeniz Oyunları’nda da Levent Erdoğan’ın üç dalda altın madalya alması, yurdumuzda haltere duyulan ilgiyi yeniden canlandırmıştır. Fakat Türk halteirnde asıl gelişme, bu spor dalında en gelişmiş ülkelerin arasında yer almamız, Bulgaristan’dan zorunlu göç nedeniyle ülkemize gelen halterci ve antrenörlerin yerlilerle olumlu ilişkiler kurmasından sonra başlamıştır. 1988 Avrupa Şampiyonası’nda üç dünya rekoru Seul’de yapılan Olimpiyat Oyunları’nda dokuz olimpiyat ve altı dünya rekoru kıran, 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda toplamda 320 kg ile altın madalya kazanan Naim Süleymanoğlu, Türk ve dünya halterinin en başarılı isimlerinden birisi olduğunu kanıtlamıştır.

1990 yılında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılan Dünya Halter Şampiyonası’nda 56 kiloda Hafız Süleymanoğlu, koparmada 132.5 kiloyla Dünya Şampiyonu olmuştur. 1991 yılında yapılan 11. Akdeniz Oyunları’nda Sunay Bulut ve Ali Eroğlu’nun dopingli çıkması üzerine Halter Federasyonu görevden alınmış, yine aynı yıl yapılan Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye takım halinde 3.’lük elde etmiş, aynı yıl Polonya’da organize edilen Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda Hafız Süleymanoğlu şampiyon olmuştur. Sunay Bulut ve Halil Eroğlu’nun kendi sıkletlerinde ilk 3’e girmesiyle toplam 8 madalya kazanılmış ve takım halinde üçüncü oluşumuzla Türk halterinin dünyada tanıtımı en iyi şekilde yapılmıştır.

1992 yılında IWF’nin sıklet değişikliği kararı ile de Naim Süleymanoğlu’nun dört rekoru ölümsüzleşmiştir. Bu yeni sistemle halen Naim Süleymanoğlu’nun elinde bulunan 56 kg toplam rekoru 300 kg ile 60 kg’daki üç rekor, bir daha kırılmayacak şekilde tarihe geçmiştir.

1993 yılının Nisan ayında Bulgaristan’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda Hafız Süleymanoğlu 3, Sunay Bulut 1 gümüş, Ergun Batmaz 1 bronz madalya almış, Akdeniz oyunları’nda Halil Mutlu, Sunay Bulut, Hüseyin Akkaya 3’er altın, Hafız Süleymanoğlu ve Fedail Güler 2’şer altın, 1’er gümüş, Ergun Batmaz ile Mücahit Yağcı 1’er altın, 2’şer gümüş, Erdinç Aslan 3 gümüş, Alpaslan Alpak 1 gümüş, Ayhan Aksu 1 bronz madalya elde etmiştir. Aynı yıl Avustralya’nın Melbourne kentinde yapılan Dünya Şampiyonası’nda Naim Süleymanoğlu koparmada 145 kg, silkmede 177.5 kg ve toplamada 322.5 kg kaldırarak 3 altın madalya kazanmış ve 2 de dünya rekoru kırmıştır. Aynı şampiyonada Hafız Süleymanoğlu ve Ergun Batmaz dünya ikincisi olarak ikişer gümüş madalya, Halil Mutlu da dünya ikincisi olarak üç gümüş madalya kazanmıştır. Bu şampiyonada ekibimiz, 77 ülke arasından 10 madalya ve 240 puan toplayarak dünya üçüncüsü olmuştur.

1994’te Sokolov kentinde yapılan 70. Büyükler Avrupa Halter Şampiyonası’Nda 54 kiloda Halil Mutlu silkme ve toplamda altın, koparmada gümüş madalya kazanmış aynı şampiyonada 64 kiloda Naim Süleymanoğlu silkmede 180 kilo, koparmada 145.5 kilo, toplamda 325 kilo kaldırarak 3 yeni dünya rekoru kırmıştır. Fedail Güler ve Ergun Batmaz da 70 kiloda ülkemize 3 gümüş, 2 bronz madalya kazandırmı, Türkiye bu şampiyonada takım halinde Avrupa 3.’sü olmuştur. Gençler ve büyüklerde en çok dünya rekoru kırılan organizasyon olan 66. Dünya Halter Şampiyonası 18-27 Kasım 1994 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenmiştir. Şampiyona’da 54 kilo sporcumuz Halil Mutlu 7 dünya rekoru kırarak (Koparmada 127.5 ve 130 kilo, silkmede 158 ve 160 kilo, toplamda 282.5, 288 ve 290 kilo) 3 altın madalya, 64 kiloda Naim Süleymanoğlu 3 dünya rekoru kırarak (Koparmada 147.5 kilo, silkmede 182.5 kilo ve toplamda 330 kilo) 3 altın madalya, 70 kiloda Fedail Güler iki dünya rekoru kırarak 2 altın ve 1 gümüş madalya 59 kiloda Hafız Süleymanoğlu 3 gümüş ve 83 kiloda Sunay Bulut silkmede 210.5 kilo ile dünya rekoru kırmasına rağmen kilo fazlasıyla 1 gümüş, 1 bronz madalya ve Ergun Batmaz 1 bronz madalya elde etmişlerdir. Türk Halter Milli Takımı 52 ülkenin katıldığı şampiyonada 8 altın, 5 gümüş ve 2 bronz madalya ile halter tarihimizin en iyi derecesini elde ederek Dünya 2.’si olmuştur. Şampiyonanın bayanlar bölümünde 83 kiloda Derya Açıkgöz 3 bronz madalya kazanarak Dünya 3.’lüğünü elde etmiş ve halterde başarı gösteren ilk bayan sporcumuz ünvanını kazanmıştır.

Mayıs 1995 yılında Polonya’da düzenlenen Avrupa Halter Şampiyonası’nda 70 kiloda Fedail Güler bir dünya rekoru kırarak 3 altın, 54 kiloda Halil Mutlu 2 altın, 1 gümüş, 64 kiloda Naim Süleymanoğlu 1 altın, 2 gümüş , 59 kiloda Hafız Süleymanoğlu 1 altın 2 bronz, Erdinç Aslan 1 gümüş 91 kiloda Sunay Bulut ve 83 kiloda Dursun Sevinç birer bronz madalya kazanırken, millerimiz ilk kez takım halinde Avrupa birinciliğine ulaşmıştır. Çin’de düzenlenen 67. Dünya Halter Şampiyonası’nda ise haltercilerimiz; 5 altın, 3 gümüş, 4 bronz madalya kazanmış, Türkiye 280 puanla dünya dördüncüsü olmuştur. Aynı yıl IWF Türkiye’yi en başarılı takım ilan etmiştir.

sondakika, sondakika spor haberleri, flaşhaber spor, halter sporu, halter tarihçesi, halterciler, türkiyede halter tarihi, dünyada halter tarihi, naim süleymanoğlu, cepherkülü, halter rekorları, halter şampiyonları
B

SERGEN YALÇIN

 

SERGEN YALÇIN KİMDİR?

5 Kasım 1972'de istanbul'da doğdu

Futbola Beşiktaş'ın altyapısında başladı. Burada Serpil Hamdi Tüzün'ün Türk futboluna kazandırdığı isimlerden biri oldu.

1989'da Türkiye Genç Takımlar Şampiyonluğu'nu kazanan kadroda yer aldı. Gordon Milne döneminde Beşiktaş A Takımı’na yükseldi. 1991'in başında A takım ile idmanlara çıkmaya başladı. Sarıyer ile oynanan bir hazırlık maçında bir golü ve bir asisti ile adını duyurdu.

1990-91 sezonunun ikinci yarısında zaman zaman 16 kişilik kadroya girse de maçlara çıkmadı. Aynı sezon Beşiktaş PAF takımı İstanbul şampiyonluğunu da kazanırken, Sergen de golleriyle takıma destek oldu.

Sergen Yalçın ilk resmi maçını 1 Eylül 1991'de Gençlerbirliği'ne karşı oynadı. Sezonun ortasında bir ara tekrar Beşiktaş PAF takımında forma giyse de sezonun ikinci yarısından sonra uzun süre Beşiktaş formasını çıkarmadı. 1991-1996 yılları arasında başarılı performansıyla dikkat çekti ve 2 lig şampiyonluğu, 2 Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 1 Türkiye Kupası gördü.

1996-1997 sezonu sonunda sözleşmesi biten Sergen, takım arkadaşı Alpay Özalan ile birlikte Beşiktaş'la anlaşamadı. Cem Uzan'ın başkanlığını yaptığı İstanbulspor'dan teklif aldı ve 1997 yılında Aykut Kocaman, Oğuz Çetin transferi ile dikkat çeken İstanbulspor'a transfer oldu.

İstanbulspor'a geldiği anda, golleriyle takımın İntertoto Kupası'nda gruptan birinci olarak çıkmasına yardım etti. Sezon sonu lig dördüncüsü olup UEFA Kupası'na katılmaya hak kazandılar. Ancak sonraki sezon UEFA Kupası'ndan da ilk turda elenince Cem Uzan başkanlığı bıraktı ve bütün futbolcular transfer listesine kondu.

1998 yılının Kasım ayında da Sergen, sözleşmesini tek taraflı feshetti. Uzun süre futbol oynayamadı, Avrupa'dan kulüplerle görüşse de anlaşma sağlayamadı.

1999'un başında Fadıl Akgündüz'un takımı Siirt JeT-Pa Spor'a transfer oldu. Siirt JeT-Pa Spor formasını giyen Sergen, Akgündüz ve Tanju Çolak tarafından Fenerbahçe'ye bedelsiz ve kiralık olarak önerildi. Teknik direktör Joachim Löw'ün onayı ile Fenerbahçe forması giydi. İmza töreninde çocukluğundan beri Fenerbahçeli olduğunu açıkladı. Fenerbahçe'deki performansıyla tekrar milli takıma seçildi.

Sezon sonunda Fenerbahçe 3. olsa da iyi oynayan Sergen'in takımda kalmasına karar verildi ve bir sezon daha kiralandı. Ancak teknik direktör Rıdvan Dilmen'in UEFA Kupası'ndan elenince istifa etmesiyle göreve gelen Zdenek Zeman ile Sergen anlaşamadı. İlk yarının sonlarında formasını kaybeden Sergen'in sözleşmesi aralık ayında feshedildi.

Türkiye'de tekrar bir takımda forma giyebilmesi için federasyon kurallarına göre "hülle" yöntemiyle, Avrupa'da bir takıma satılması ve oradan Türkiye'ye dönmesi gerekiyordu. Bu yüzden Sergen kâğıt üzerinde Makedon takımı FK Sloga Jugomagnat'a satıldı, daha sonra oradan 2000 yılının başında Galatasaray'a kiralandı.

Sergen böylece Refik Osman Top, Ali Soydan ve Saffet Sancaklı'dan sonra 3 Büyükler'de forma giyen 4. futbolcu oldu. Orta sahada gösterdiği başarılı performansıyla takımının lig şampiyonluğu ve Türkiye Kupası'nı kazanmasında büyük emeği geçti.

Galatasaray, sezon sonunda UEFA Kupası'nı kazanıp, Türkiye'de ilk kez bir Avrupa Kupası kazanan takım olsa da Sergen, sezon başında Fenerbahçe forması ile kupada maç yaptığı için bu efsane kadroda yer alamadı. Sezon sonlarına doğru sezon bitince takımdan ayrıldı.

2000-2001 sezonun başında ise Trabzonspor'a kiralandı ve 4 büyüklerin tümünde forma giyen ilk futbolcu ünvanını aldı. Trabzonspor'la ilk günlerinde sakatlıklarla boğuştu. Sezon sonunda Trabzonspor 5. olurken, Sergen Yalçın da Trabzonspor ile yollarını ayırdı.

2001-2002 sezonu için tekrar başkan Mehmet Cansun tarafından Galatasaray'a 1 yıllığına kiralandı. Mircea Lucescu'nun yönetiminde kilo fazlasını atan Sergen, performansıyla yine dikkat çekmeye başladı. Sezon sonunda Sergen, Galatasaray'la bir kez daha şampiyonluğu yaşarken, Şampiyonlar Ligi'nde de 9 maçta oynayıp attığı 2 golle, takımının gruplardan çıkmasına yardım etti.

2002 Şubatında çapraz bağları yırtılan Sergen büyük bir şanssızlık yaşadı. Siirt Jetpa'nın Avrupa'dan teklifler aldığı ve Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ne devam ettiği dönemde sezonu erken kapadı. Ayrıca Türkiye Milli Takımı'nın 3. olacağı 2002 FIFA Dünya Kupası kadrosunda yer alamadı.

2002-2003 sezonunda Mircea Lucescu, Beşiktaş'a geçerken, Sergen Yalçın da bonservisi ile birlikte ilk kulübü Beşiktaş'a döndü. Beşiktaş'ın 100. yılındaki şampiyonluğunun baş mimarlarından biri oldu ve şampiyonluğun belirleneceği maçta eski takımı Galatasaray'a attığı son dakika golüyle tarihe geçti. Aynı sezon Beşiktaş'ın UEFA Kupası'nda çeyrek final görmesine de yardım etti.

2003-2004 sezonuna Beşiktaş iyi başlarken, Sergen Yalçın, Şampiyonlar Ligi'nde Beşiktaş'ın İngiltere'deki Chelsea zaferinin mimarı olup 2-0'lık galibiyette iki gol attı. Daha sonra bu performansında İngiltere'de Beşiktaş'ın galibiyeti üzerine bahis oynamasının etkisi olduğu söylendi. Aynı sezon Adanaspor'a yatarak attığı golle de çok konuşuldu. 2006-2007 sezonuna kadar Beşiktaş'ın banko oyuncularından biri oldu. Son sezonunda Türkiye Kupası'nı da kazandı. Ancak sezon sonu Jean Tigana tarafından gönderildi.

2006-2007 sezonunda 2. Lig'e yeni yükselen ekiplerden Etimesgut Şekerspor'a transfer oldu. Ahmet Dursun, Serkan Aykut, Ahmet Yıldırım gibi isimlerle forma giydi. Sezona iyi başlasa da, ilerleyen günlerde kadro dışı bırakıldı, daha sonra affedildi.Bir sezon sonra ise adı Ankaragücü ile anılsa da en sonunda Kemal Unakıtan'ın maddi desteğini koyduğu Eskişehirspor'a 8 Temmuz 2007 tarihinde Atatürk Stadyumu'nda düzenlenen imza töreni ile transfer oldu. Eskişehirspor, Süper Lig'e çıkma yolunda ilerlerken yine kadro dışı bırakıldı ve daha sonra kulübüyle yollarını ayırdı. Daha sonra ise futbolu bıraktığını açıkladı. 2008 yılının sonunda Beşiktaş-Galatasaray maçı ile futbolu bırakmayı planlarken, Galatasaray'ın olumlu cevap vermemesi yüzünden jübilesi yapılamadı.

Sergen Yalçın futbol hayatında 390 maç forma giydi, bu maçların 347'si Süper Lig'de, 21'i 1. Lig'de ve 22'si de 2. Lig'de oldu. 230 kez Beşiktaş, 36 kez Galatasaray ve İstanbulspor, 24 kez Fenerbahçe, 22 kez Etimesgut Şekerspor, 21 kez Trabzonspor ve Eskişehirspor formaları giydi.

Millî takım kariyeri

60 kez milli takımlara çağrılan Sergen Yalçın, ilk olarak Beşiktaş PAF takımında oynarken 1 Mart 1989'da Tiflis Turnuvası'nda SSCB'ye karşı U-16 formasını forma giydi. 21 Ocak 1990'da ise yine SSCB'ye karşı oynan bir özel maçta ilk kez U-18 forması giydi. 13 Mayıs 1992'de ise İsrail'le oynanan bir özel maçta U-21 olup, ümit milli formayı giydi.

1993 Akdeniz Oyunları'na katılan Olimpik Milli Takım'da yer aldı. 3 grup maçında 3 gol atarak takımın bir üst tura çıkmasına yardım etti. Yarı finalde Lilian Thuram, Zinedine Zidane, Pascal Nouma gibi geleceğin ünlü oyuncularının barındığı Fransa'yı elediler. Türkiye finalde Cezayir'i yenip tarihinde ilk ve günümüze dek tek olan altın madalyayı kazanırken Sergen de Hakan Şükür ile birlikte galibiyet gollerinden birine imza attı.

27 Eylül 1993'te Polonya maçı için ilk kez A Milli Takım'a çağrıldı. 31 Ağustos 1994'te ise Makedonya karşısında oynanan özel maçta ilk kez A Milli formayı giydi. Euro 1996 elemelerinde oynanan 8 maçın 6'sına forma giyip, İsveç ve İzlanda'ya gol attı.

Türkiye, grupta ikinci olup Euro 1996'ya gitmeye hak kazandı. Türkiye'nin tarihinde ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası'nda Hırvatistan ve Portekiz maçlarında forma giydi. 1998 Dünya Kupası elemelerinde Belçika maçında 57. dakikada oyuna girip, 3 dakika sonra gol attı. Ancak golden 4 dakika sonra kırmızı kart görerek atıldı.

Sergen, 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde oynanan 8 maçta da forma giydi ve Moldova'ya 1 gol atarak, takımın Almanya'nın 2 puan arkasından 2. olup, play-off'lara kalmasında yardım etti. Play-off maçlarında da forma giydi ve Türkiye'nin tarihinde ikinci kez Avrupa Şampiyonası'na gitmesinde rol aldı.

Euro 2000 kadrosuna da çağrılan Sergen, grup maçlarında İtalya ve İsveç maçlarında forma giydi. Türkiye çeyrek finale kalıp, Portekiz'e elenirken maçın son anlarında oyuna girdi. 2002 Dünya Kupası play-off'larına çağrılıp, 5-0'lık Avusturya maçında forma giyen Sergen, sakatlığı yüzünden kupaya katılamadı. Son milli maçında 11 Ekim 2003'te Euro 2004 elemelerinde İngiltere'ye karşı oynadı.

Teknik direktörlük kariyeri

2008-2009 sezonunun başında Beşiktaş'ın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam istifa edip yerine Mustafa Denizli gelirken, Sergen Yalçın yardımcısı olarak göreve başlayacaktı. Ancak lisans yetersizliği yüzünden, 4 Kasım 2008 tarihinde yapılan anlaşma ile Sergen Yalçın, Beşiktaş U-15 takımının antrenörü oldu.

Yapılan anlaşmanın bitiş tarihi 31 Mayıs 2010 idi. Lisansının B'den UEFA B'ye çıkartılması için gerekli olan en az altı aylık staj dönemini Siyaz-Beyazlı kulübün U-15 takımında geçirecek olan Yalçın, bu sürede Beşiktaş A Takımı yedek kulübesinde yer alamayacaktı, ancak U-15 takımından daha çok A takımın teknik ekibinde bulunacaktı.

Sergen Yalçın'ın eskiden beraber oynadığı Gökhan Keskin altyapı sorumluluğuna getirilirken, kendisi de 2009-10 sezonunun başında Beşiktaş A2 takımının başına getirildi. Takım A2 Ligi'nin Marmara Grubu'nda, güçlü rakiplerinin arasında birinci olarak devam ederken, Sergen Yalçın bir yandan yorumculuğa devam edip A Takım hocası Mustafa Denizli'yi eleştiriyordu. Sezon ortasında, Denizli'nin gençleri oynatmamasını ve ilgisizliği gerekçe gösterip teknik direktörlük görevini bıraktı.

2010-2011 sezonu öncesi Sarıyer Spor Kulübü sportif direktörlüğüne getirildi.

2013-2014 sezonunda 11. hafta sonunda 2 galibiyet, 2 beraberlik ve 7 yenilgi alarak lige iyi bir başlangıç yapamayan Gaziantepspor, Bülent Uygun'la yollarının ayrılmasından sonra teknik direktörlük görevine Sergen Yalçın'ı getirdi. 

Daha sonra Kayserispor, Sivasspor, Konyaspor ve Alanyaspor'dateknik direktörlük yaptı. Halen Beşiktaş'ın başında teknik direktör olarak görev yapmaktadır. 

Futbol yorumculuğu

Sergen Yalçın futboldan sonra Fanatik Gazetesi'nde ve Vatan Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaya başladı. Aynı zamanda TRT1 Stadyum programında, NTV ve NTVSpor kanallarında futbol yorumculuğu yapmaya başladı. Daha sonra bu kanallardan ayrılan Sergen, halen Kanaltürk'de yorumculuk yapmaktadır.

Futbol dışı hayatı

Sergen Yalçın, futbolu dışında özel yaşamıyla da oldukça dikkat çeken bir futbolcuydu. Sergen'in at yarışı tutkusu birçok takımında problem olmuştu. Sergen, Acun Ilıcalı'nın Devler Ligi adlı eski futbolcuların futbol turnuvasında da forma giymiştir. Ayrıca Sergen Yalçın, Yetenek Sizsiniz adlı programda 2011-2012 ve 2012-2013 iki sezon jüri üyeliği yapmıştır.


sergen yalçın,beşiktaş,bjk,sergen yalçın nereli,sergen yalçın kaç yaşında,sergen yalçın kariyeri,sergen yalçın teknik direktörlük kariyeri,sivasspor,alanyaspor,konyaspor,kayserispor

ŞENOL GÜNEŞ

 

Şenol Güneş Kimdir?

Şenol Güneş, 1 Haziran 1952 tarihinde Trabzon’da doğdu. Güneş, aslında futbol yerine basketbola ilgi duyan bir çocuktu. Ancak mahallede gidebileceği bir basketbol takımı bulunmuyordu, bu yüzden diğer arkadaşları futbol topunun peşinden koşmaya başladı. İyi bir kaleci olsa da mahalle maçlarında forvet oynardı.

KARİYERİ ERDOĞDU GENÇLİK'TE BAŞLADI

Şenol Güneş futbol kariyerine Erdoğdu Gençlik'te kaleci olarak başladı. 17 yaşındayken Trabzonspor'un amatör takımına geçtikten sonra, buradan da Sebat Gençlik’e transfer olarak profesyonel futbolculuğa ilk adımını attı. Şenol Güneş bu süreler içinde öğrenimine devam etti. 1972 yılında Trabzonspor'a geri transfer oldu. 20 yaşındaydı ve bir yandan da Eğitim Enstitüsüne devam etti.


TRABZONSPOR'LA 1.LİG'E ÇIKTI

23 Eylül 1972'de İstanbulspor ile oynanan maçta 22. dakikada İkican'ın yerine oyuna dahil olarak ilk kez Trabzonspor forması giydi. 4 Mart 1973'te Bandırmaspor ile oynanan maçta ilk kez 11'de sahaya çıktı ve 90 dakika forma giydi. Maçı gol yemeden tamamladı. İlk sezonunda 10 maçta forma giyen kaleci, bunların yedisinde gol yememe başarısı gösterdi. Trabzonspor, birinci Kayserispor'un averajla gerisine düşüp, 1. Lig'e çıkamadı. Bir sonraki sezon ise 18 maçta forma giydi ve Trabzonspor'un grup birincisi olarak 1. Lig'e çıkmasına büyük katkıda bulundu. Güneş, 18 maçta sadece dört gol yedi. Türkiye Kupası'nda da çeyrek finale çıkma başarısı gösterdiler ancak Fenerbahçe'ye elendiler.


8 Eylül 1974'te Fenerbahçe ile oynanan maçta 90 dakika kaleyi koruyarak ilk Süper Lig maçına çıktı. İlk sezonunda 26 maça çıktı. Trabzonspor, ligi dokuzuncu bitirirken yediği 17 golle ligin en az gol yiyen takımı oldu. 


KUPALAR VE REKORLARLA DOLU YILLAR

Trabzonspor forması altında 1972–1987 yılları arasında kalecilik yapan Şenol Güneş, 6 Türkiye 1. Lig Şampiyonluğu, 3 Türkiye Kupası Şampiyonluğu, 5 Cumhurbaşkanlığı Kupası Şampiyonluğu ve 3 de Başbakanlık Kupası Şampiyonluğu yaşadı. Trabzonspor’un Türkiye 1. Ligi’nde 3 büyüklerin hakimiyetine son verip 4. büyük olarak bu yarışa dahil olmasında en büyük payı olan oyuncu olan Güneş, halen kırılamamış olan Türk futbol tarihinde Süper Lig’de en uzun süre gol yememe rekoru (1.112 dakika) ve bir sezonda en az gol yiyen kaleci (6 gol) olma rekorlarını bu dönemde kırdı.

31 KEZ MİLLİ FORMAYI GİYDİ

1976-1987 yılları arasında Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın da kalesini koruyan Güneş, milli forma altında 31 uluslararası maça çıktı. 1987 yılında hem Trabzonspor’dan hem de Milli Takım’dan ayrılan Güneş, emekli olmasının ardından teknik direktör olarak çalışmaya başladı.

İKİ AYRI JÜBİLE MAÇI OLDU

Şenol Güneş'in jübilesi için iki maç düzenlendi. Önce 1 Ağustos 1987'de Fenerbahçe Stadı'nda Trabzonspor ile Beşiktaş arasında oynanan bir maç oynandı. Bu maçı Beşiktaş 4-1 kazandı.

9 Ağustos 1987'de ise bu sefer Hüseyin Avni Aker Stadı'nda taraftarının karşısına son kez çıktı ve beşinci dakikada oyundan alındı. Trabzonspor, bu maçta Samsunspor'u 2-0 yendi.

TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ 1988'DE BAŞLADI

Ocak 1988'de Şenol Güneş, Trabzonspor teknik direktörü Metin Türel'in yardımcılığına getirilerek antrenörlük hayatına başladı. Eylül 1988'de Alman teknik adam Werner Biskup'un istifasından sonra Şenol Güneş, Trabzonspor'un başına geçerek teknik direktörlük kariyerine adımını attı. İlk sezonunu 5. sırada tamamlayan Şenol Güneş, Trabzonspor'daki ikinci sezonunda yeni transfer Belçikalı kaleci Jean-Marie Pfaff ile anlaşamadı. Bu süreç bir türlü çözümlenemeyince, Güneş ve yardımcısı Sadi Tekelioğlu 17 Ağustos 1989'da görevlerinden istifa ettiler.

TRABZONSPOR'DA İKİNCİ DÖNEM

1989-1993 yılları arasında Boluspor ve İstanbulspor'da teknik direktörlük yapan Şenol Güneş, 1993-1994 sezonuna iyi başlayamayan Trabzonspor'da Georges Leekens'in yerine yeniden göreve getirildi. İyi bir sezon geçiren Şenol Güneş, ilk sezonunda Trabzonspor'la ligi üçüncü olarak bitirdi. Türkiye Kupası'nda ise yarı finale çıktı. Sezon sonunda Fenerbahçe ile Başbakanlık Kupası finaline çıkıp, rakibini 4-3 yenerek Trabzonspor'da ilk kupasını kazandı. Bir sonraki sezonda da Güneş başarılı performansını sürdürdü. Ligi ikinci olarak bitiren Trabzonspor, Türkiye Kupası'nda finale çıkarak Galatasaray'ı 3-2 ve 1-0'la geçip kupayı müzesine götürdü. Sezon sonunda Beşiktaş ile Cumhurbaşkanlığı Kupası finaline çıkan Trabzonspor, bu maçı 2-0 kazanarak bir kupa daha aldı. Böylece Güneş, Trabzonspor'daki ikinci sezonunun sonunda Türkiye'de kazanabilecek dört resmi kupanın üçünü kazanmış oldu.

MİLLİ TAKIMI 48 YIL SONRA DÜNYA KUPASI'NA GÖTÜRDÜ

Trabzonspor'dan ayrıldıktan kısa dönem Antalyaspor ve Sakaryaspor'u çalıştıran Şenol Güneş, Ağustos 2000'de Mustafa Denizli'nin yerine Türk Milli Takımı'nın başına getirildi. Eylül ayında 2002 FIFA Dünya Kupası elemeleri başladı. Güneşli milli takım, 10 maçta sadece son dakikalarda yediği gollerle grup birincisi İsveç'e yenildi. Grup ikincisi olarak play-off'lara kalan Türkiye, Avusturya'yı 1-0 ve 5-0'lık galibiyetlerle geçerek, 48 yıl aradan sonra ilk kez bir FIFA Dünya Kupası'na katılmaya hak kazandı.

TÜRK FUTBOL TARİHİNİN EN BÜYÜK BAŞARISINA İMZA ATTI:

DÜNYA KUPASI ÜÇÜNCÜLÜĞÜ!

Japonya ve Güney Kore'de düzenlenen Dünya Kupası'nda Brezilya, Kostarika ve Çin ile aynı grupta yer alan Milli Takım grubu Brezilya'nın ardından 2. tamamlayarak 2. tura çıkmaya hak kazandı. 2. turda turnuvanın ev sahibi Japonya'yı eleyen Milliler çeyrek finalde de Senegal'i saf dışı etti. Yarı finalde Brezilya'ya 1-0 yenilen Şenol Güneş'in öğrencileri 3.lük maçında ev sahibi Güney Kore'yi 3-2 mağlup ederek 48 yıl aradan sonra katıldıkları turnuvada 3. olma başarısı gösterdi.  Güneş turnuvanın ardından, UEFA’nın resmi internet sitesinde düzenlenen ankette 2002 yılının en iyi teknik adamı seçildi.

LETONYA SÜRPRİZİ VE AYRILIK

Türkiye, 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde de sadece bir kez (grubunun birincisi olan İngiltere'ye) yenilerek, İngiltere'nin bir puan arkasında grup ikincisi oldu. Play-off'larda pek şans verilmeyen Letonya ile eşleşen Türkiye, sürpriz bir şekilde rakibine elendi. Güneş, bu mağlubiyetin ardından 6 Mart 2004'te görevinden ayrıldı.

FENERBAHÇE ŞAMPİYONLUĞU VE AYRILIK

2005 yılında Trabzonspor'da bir kez daha göreve getirilen Şenol Güneş, şampiyonluğu yine Fenerbahçe'ye kaptırdı. İlk sezonunda başarılı bir grafik çizen Şenol Güneş şampiyonluğu ezeli rakibe kaptırsa da Türkiye Kupası'nda yarı finale çıkmış ve Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynamaya hak kazanmıştı. Ancak bir sonraki sezona kötü başlayan Trabzonspor, Devler Ligi'ne ön eleme aşamasında veda etti. Ardından da ligde üst üste kötü sonuçlar alındı. Tecrübeli teknik adam yedinci hafta sonunda görevinden istifa etti.

GÜNEY KORE YILLARI

Güney Kore'deki FIFA Dünya Kupası performansı ile tanınan Şenol Güneş, 8 Aralık 2006'da bu ülke takımlarından FC Seoul'da yurt dışı deneyimi yaşadı. İlk sezonunda ligi 7. sırada tamamlayan FC Seoul, bir sonraki sezon ise Güneş yönetiminde ligi 2. sırada tamamladı. Ancak takım 2009 Asya Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkı kazandı. 2009'da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kadar çıkan takım, ligi ise averajla yine 2. sırada bitirdi. Şenol Güneş, Güney Kore kariyerini kupasız tamamlayarak sezon sonunda Türkiye'ye dönmeye karar verdi.

82 PUANLA KAÇAN ŞAMPİYONLUK

1 Aralık 2009'da Trabzonspor'da yeniden göreve getirilen Şenol Güneş, ilk yılında Fenerbahçe'yi finalde mağlup ederek Türkiye Kupası'nı müzesine götürdü. Ligi ise 5. sırada tamamladı. Bir sonraki sezon ise ligi kasıp kavuran Bordo-Mavililer 82 puan topladı ancak Fenerbahçe'ye ikili averajla geçildi ve şampiyonluğu ezeli rakibine kaptırdı.

2011-12 sezonunda şampiyon Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi'ne giden Şenol Güneş'in ekibi grupta 7 puan topladı ve 3. olarak UEFA Avrupa Ligi'ne kaldı. PSV'ye karşı iki maçta da mağlup olan Trabzonspor normal ligi de 3. sırada tamamladı.

Bir sezon daha Trabzonspor'un başında lige başlayan Şenol Güneş 19. hafta sonunda üst üste alınan mağlubiyetlerin ardından görevinden istifa etti.

BURSASPOR DÖNEMİ

Trabzonspor'la yollarını ayıran Şenol Güneş bir sezon dinlendi ve 29 Mayıs 2014 tarihinde Bursaspor ile 1 yıllık sözleşme imzaladı. Bursaspor'un başında bir sezon kalan Şenol Güneş ligi 6. sırada tamamladı ve Türkiye Kupası finaline çıktı. Finalde Galatasaray'a yenilen Bursaspor'da Şenol Güneş dönemi böylece sona ermiş oldu.

BEŞİKTAŞ'LA 2 ŞAMPİYONLUK!

Şenol Güneş, 11 Haziran 2015 tarihinde Beşiktaş ile 2+1 yıllık sözleşme imzalayarak Beşiktaş'ın teknik direktörü oldu. İlk sezonuna müthiş başlayan Şenol Güneş, yine Fenerbahçe ile amansız bir şampiyonluk yarışına girdi. Fakat bu kez ipi göğüsleyen Güneş'in öğrencileri oldu. Beşiktaş 33. hafta kendi evinde Osmanlıspor'u 3-1 mağlup ederek şampiyonluğunu ilan etti. Böylece Güneş, başarılı kariyerine Türkiye Lig Şampiyonluğu'nu eklemiş oldu. 

2015-16 sezonunda da şampiyonluk yaşayan Güneş, Beşiktaş'ı üst üste şampiyon yapan ilk Türk teknik adam oldu. Şenol Güneş döneminde Siyah-Beyazlılar, Şampiyonlar Ligi'nde başarılı bir grafik çizdi. Şenol Güneş'le ilk Şampiyonlar Ligi deneyiminde grubu 7 puanla 3. sırada tamamlayan Beşiktaş, 2017-18 sezonunda tarihe geçecek bir başarıya imza attı. Şenol Güneş'in Beşiktaş'ı bu sezonki Şampiyonlar Ligi performansı takım tarihinin en iyi performansı oldu. Beşiktaş o sezon, beşinci maçlar sonunda mağlubiyet yüzü görmeden grubunu birinci bitiren ilk Türk takımı oldu ve son 16'ya yükseldi. Bir sonraki sezon Beşiktaş'la yollarını ayıran Şenol Güneş'in Milli Takım kariyeri yeniden başladı.

Şenol Güneş, Semra Güneş ile evli olup; Ayça Güneş Egemen, Günçe Güneş adlarında iki çocuk babasıdır. Bahaddin Güneş, Zekeriya Güneş adlarında iki kardeşi vardır.


şenol güneş,trabzonspor,a milli takım,a milli futbol takımı,tff,a milli takım teknik direktörü şenol güneş,şenol güneş nereli,şenol güneş kaç yaşında, şenol güneş beşiktaş

BURAK YILMAZ

 

BURAK YILMAZ KİMDİR?

Türk futbolunun yetiştirmiş olduğu en iyi golcülerden Burak Yılmaz aynı zamanda bir milli takım oyuncusudur. Burak Yılmaz hem Türkiye ligine hem de Avrupa'ya damga vurmuş Türk oyunculardan birisidir. Sergen Yalçın ile birlikte Türkiye'de dört büyüklerde de oynayan ikinci futbolcu olan Burak Yılmaz santrafor mevkisinde pek çok başarılı sezon geçirmiştir. Burak Yılmaz aynı zamanda Türkiye liginde birden fazla gol kralı da olmuştur. 17 numaralı forma ile özdeşleşmiş olan milli futbolcu Burak Yılmaz, kariyerine Lille kulübünde devam etmektedir. Burak Yılmaz 35 yaşında olmasına rağmen Avrupa'ya transfer olabilen Türk futbolculardan biridir. Aynı zamanda milli takımında vazgeçilmez santrafor oyuncusu konumundadır. Kariyerinde pek çok Türkiye şampiyonluğu yaşamış bir futbolcudur. Beşiktaş 'ın bir dönem kaleciliğini yapmış olan Fikret Yılmaz'ın öz oğludur.

Burak Yılmaz Nereli?

Burak Yılmaz Antalya'da doğmuştur. Aslen Antalyalıdır.

Burak Yılmaz kaç yaşında?

Burak Yılmaz 35 yaşındadır.

Burak Yılmaz hangi takımlarda oynadı?

Burak Yılmaz hem Türkiye'de hem de Avrupa'da oynamıştır. Ayrıca bir dönem Asya'da da oynamıştır. 

Burak Yılmaz'ın kariyer bilgileri şu şekildedir;

- Antalyaspor (2002 - 2003) Altyapı kariyerine ilk olarak burada başlamıştır.

- Antalyaspor (2006- 2008)

- Beşiktaş (2006 - 2008)

- Manisaspor (2008)

- Fenerbahçe (2008 - 2010)

- Eskişehirspor (2009) *kiralık forma giymiştir.

- Trabzonspor (2010 - 2012)

- Galatasaray (2012 - 2016)

- Beijing Guoan (2016 - 2017)

- Trabzonspor (2017 - 2019)

- Beşiktaş (2019 - 2020)

- Lille (2020 - Devam)

2021'de hangi takımda oynuyor ve maaşı ne kadar?

Burak Yılmaz 2021 yılı itibari ile Lille kulübünün sözleşmeli oyuncusudur. 2021 yılında Lille forması giymektedir. Lille forması ile almış olduğu maaş ise 1.75 milyon Euro’dur.

Burak Yılmaz'ın futbol hayatı

Burak Yılmaz futbol kariyerine doğduğu şehir olan Antalyaspor'da başlamıştır. Antalya alt yapı seçmelerine katılan Burak Yılmaz 2002 yılında altyapıda santrafor mevkinde oynamaya başlamıştır. 2003 yılında ise ilk kez profesyonel bir maça çıkmıştır. Antalyaspor forması ile 2003 yılından 2006 yılına kadar futbol karşılaşmalarında görev almıştır. Burak Yılmaz Antalyaspor forması ile 70 maça çıkmış ve 17 gol atmıştır. 17 gol attıktan sonra dikkatleri üzerine çekmiştir.

Daha sonra yolu Beşiktaş ile kesişmiştir. 2006 yılında Beşiktaş ile sözleşme imzalayan Burak Yılmaz 2 sene Beşiktaş'ta kalmıştır. 39 maça çıkmış ve burada 6 gol atmıştır. Burak Yılmaz daha sonra sırası ile Manisaspor ve oradan da Fenerbahçe'ye transfer olmuştur. Bir dönem ise 2009 yılında Eskişehirspor'un kiralık formasını giymiştir. 2010 yılında kariyerinin zirve sezonlarından birini yaşayacağı Trabzonspor'a transfer olmuştur. 2 senede Trabzonspor'da 55 gol atan Burak Yılmaz burada gol krallığı da yaşamıştır.

Burak Yılmaz daha sonra Galatasaray ile anlaşmıştır. Kariyerinin yine zirvesini bu kulüpte de yaşamış olan Burak Yılmaz, 107 maça çıkmış ve 65 gol atmıştır. Burak Yılmaz Galatasaray forması ile de ligde gol krallığı yaşamıştır. Ayrıca Galatasaray forması ile şampiyonlar liginde gol krallığı yarışına da girmiştir. Şampiyonlar liginde Cluj ağlarına altın hetrik yapmıştır. Şampiyonlar liginde ki hat-trick yapmış Türk oyunculardan bir tanesi olmuştur. Kariyeri boyunca 436 maça çıkan Burak Yılmaz 230 gol kaydetmiştir.

Burak Yılmaz'ın Milli Takım hayatı

Burak Yılmaz Milli Takım'a ilk kez 2001 yılında U17 takımı ile birlikte dahil olmuştur. A milli takıma ise ilk kez 2006 yılında çağrılan Burak Yılmaz a milli takımda 63 maçta 24 gol atmayı başaran bir futbolcu olmuştur. 


burak yılmaz,burak yılmaz kimdir,burak yılmaz nereli,burak yılmaz kaç yaşında,burak yılmaz evli mi,burak yılmaz milli futbolcu,a milli aday kadrosu burak,lille

UĞURCAN ÇAKIR

 

Uğurcan Çakır hangi takımlarda oynadı?

Uğurcan Çakır futbolcu genç yaşı itibariyle futbolculuk kariyerinde kendine yeni yer edinmeye başlamıştır. Uğurcan Çakır amatörden Süper Lig'e kadar çıkan kalecilik kariyerini her yıl bir önceki yıla kıyasla biraz daha geliştirmektedir. 

Uğurcan Çakır'ın bugüne kadar dahil olduğu takımlar ve oynadığı çam sayısı aşağıda sıralanmıştır:

2014, Trabzonspor, Süper Lig, 66 maç

2016, 1461 Trabzon (kiralık) , 3. Lig, 8 maç

Toplam: 74 lig maçı

Uğurcan Çakır'ın kariyerinde dahil olduğu milli maçlar aşağıda sıralanmıştır:

2014 - 2015, Türkiye U-19, 3 maç

2015, Türkiye U-20, 2 maç

2017 - 2018, Türkiye U-21, 4 maç

​​​​​​​2019, Türkiye, 4 maç

Toplam: 13 maç

Uğurcan Çakır 2021'de hangi takımda oynuyor ve maaşı ne kadar?

Her yıl piyasa değeri artan Uğurcan Çakır'ın güncel piyasa değeri yaklaşık olarak 16 milyon Euro olarak belirlenmiştir. Genç kaleci kariyerinde yükseldikçe aldığı ücret de artış göstermektedir. Uğurcan Çakır, 2019 - 2020 sezonundan itibaren Trabzonspor'da geçirdiği her sezon için 3 milyon 500 bin TL maaş almaktadır. Çakır'ın Trabzonspor ile yaptığı kontratı son yıl opsiyonlu olacak şekilde 2025 yılına kadar devam edecektir.

Uğurcan Çakır'ın kariyeri

Uğurcan Çakır 1996 yılında Antalya'da doğduktan bir süre sonra ailesi İstanbul'a taşınmıştır. Ailesi ile birlikte İstanbul'a taşınmak zorunda kalan Çakır, futbolculuk kariyerine de İstanbuldayken başladı. 12 yaşında Çekmeköyspor'da amatör olarak forma giymeye başlayan Çakır, Çekmeköyspor'da 1 sezon kaldıktan sonra 1461 Trabzon takımının altyapısına transfer oldu.

1461 Trabzon, Trabzonspor'un pilot takımı olarak bilinen bir takımdır. Uğurcan Çakır 1461 Trabzonspor'un altyapısına dahil olduktan sonra Trabzonspor'un ilgisini çekmeye başladı. Uğurcan Çakır 2012 yılında Trabzonspor'un altyapısına dahil oldu. Trabzonspor'da bir diğer kaleci olan İbrahim Demir ile birlikte dikkat çeken isimler arasında yer aldı.

2014 - 2015 sezonunda Trabzonspor'un teknik direktörü Vahid Halilhodzic idi. Eski Yugoslav milli futbolcu olan teknik direktör, 2014 - 2015 sezonu için Trabzonspor'da 10'un üzerinde transfer yaptı. Bu dönemde altyapıdan A takıma dahil olan isimler arasında Uğurcan Çakır da yer aldı. 2014 - 2015 sezonunun başında Uğurcan Çakır, maçlarda pek fazla forma giyme imkanı yakalayamadı. Çünkü o sırada takımda İbrahim Demir, Zeki Ayvaz, Onur Kıvrak ve Fatih Öztürk gibi isimler yer alıyordu.

Takımda forma giyemeyen Uğurcan Çakır, bu sebeple U-21 takımına gönderildi. Bu sırada Çakır ile herhangi bir profesyonel sözleşme yapılmadı. Uğurcan Çakır U-21 takımında 8 maça çıktıktan sonra; Zeki Ayvaz Balıkesirspor'a transfer oldu. Aynı dönemde Onur Kıvrak'ın Legia Warszawa maçı sırasında bağları koptu. Bütün bu aksiliklerden sonra Uğurcan Çakır 17 yaşındayken A takımına çağrıldı ve Trabzonspor ile profesyonel olarak sözleşme imzaladı. Uğurcan Çakır, 30 Temmuz 2015 tarihinde Rabotniçki maçına ilk 11 başlama hakkı kazandı. Bu maç öncesinde Onur Kıvrak kadro dışında kalmıştı.

Uğurcan Çakır kariyerinde alt yaş kategorisindeki milli maçlarda toplam 9 maçta forma giyme hakkı elde etti. 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası öncesinde düzenlenen Moldova ve Arnavutluk maçlarından önce açıklanan A milli takımı aday kadrosuna ilk kez Şenol Güneş tarafından davet edildi.

Kaynak: www.fanatik.com

uğurcan çakır,ugurcan cakir,trabzaonspor,a milli takım kadrosu,milli kaleciler,şenol güneş,tff,uğurcan çakır nereli,uğurcan çakır kaç yaşında,

A MİLLİ FUTBOL TAKIMI

 

A Milli Takım kadrosu açıklandı

A Milli Futbol Takımı'nın 2022 FIFA Dünya Kupası Elemeleri'nde Hollanda, Norveç ve Letonya'yla oynayacağı karşılaşmaların aday kadrosu belli oldu.

Türkiye Futbol Federasyonundan yapılan açıklamaya göre, milli takımın 24 Mart'ta Hollanda, 27 Mart'ta Norveç ve 30 Mart'ta Letonya ile oynayacağı maçlar için aday kadroda şu oyuncular yer aldı.

KALECİ: Mert Günok, Uğurcan Çakır, Altay Bayındır, Gökhan Akkan.

SAVUNMA: Zeki Çelik, Nazım Sangare, Merih Demiral, Ozan Kabak, Mert Müldür, Çağlar Söyüncü, Kaan Ayhan, Umut Meraş, Caner Erkin

ORTA SAHA: Okay Yokuşlu, Taylan Antalyalı, Dorukhan Toköz, Ozan Tufan, Orkun Kökçü, İrfan Can Kahveci, Emre Kılınç, Yusuf Yazıcı, Halil Akbunar, Hakan Çalhanoğlu, Deniz Türüç

HÜCUM: Burak Yılmaz, Enes Ünal, Kenan Karaman, Cenk Tosun.

Galatasaraylı Taylan Antalyalı ile Göztepeli Halil Akbunar, ilk kez A Milli Takım kadrosuna çağrıldılar.

A Milli Takım'a davet edilen oyuncular, 21 Mart Pazar günü saat 19.00'dan itibaren Riva'daki TFF Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'nde toplanmaya başlayacak.

Ay-yıldızlılar, ilk idmanlarını 22 Mart Pazartesi günü saat 18.00'de Riva'da basına kapalı olarak yapacak.

A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş ve aday kadrodan bir futbolcu, Hollanda maçı öncesinde 23 Mart'ta, saat 17.30'da Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'nde bir basın toplantısı düzenleyecek. A Milliler, bu karşılaşmanın son provasını da aynı tesiste saat 18.00'de gerçekleştirecek.

Atatürk Olimpiyat Stadı'nın ev sahipliği yapacağı 24 Mart'taki Türkiye-Hollanda müsabakası, saat 20.00'de başlayacak ve TRT 1'den naklen yayımlanacak.

A Milli Takım, Norveç hükümetinin yeni tip corona virüs (Covid-19) kararları nedeniyle, bu ülkeyle olan maçını İspanya'nın Malaga kentinde oynayacak. Milli takım kafilesi, Norveç karşılaşması için 26 Mart Cuma günü İstanbul Havalimanı'ndan Türk Hava Yollarına (THY) ait uçakla Malaga'ya yolculuk edecek. Teknik direktör Şenol Güneş ve aday kadrodan bir futbolcu, aynı gün TSİ 19.30'da La Rosaleda Stadı'nda basın toplantısı düzenleyecek. Norveç maçı öncesindeki son çalışma ise TSİ 20.00'de bu statta gerçekleştirilecek.

La Rosaleda Stadı'nda 27 Mart Cumartesi günü oynanacak Norveç-Türkiye karşılaşması, saat 20.00'de başlayacak ve TRT 1'den canlı yayımlanacak.

Norveç maçının hemen ardından THY'ye ait uçakla İstanbul'a dönecek A Milli Takım, Letonya karşılaşması için tekrar TFF Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'nde kampa girecek ve son müsabakasının hazırlıklarına burada yapacağı antrenmanlarla devam edecek.

Teknik direktör Şenol Güneş ve aday kadrodan bir futbolcu, Letonya maçı öncesinde 29 Mart'ta saat 17.30'da, Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'nde bir basın toplantısı düzenleyecek. Milliler, bu karşılaşmanın son provasını da aynı tesiste saat 18.00'de yapacak.

Atatürk Olimpiyat Stadı'nda 30 Mart Salı günü oynanacak Türkiye-Letonya karşılaşması, saat 21.45'te başlayacak ve TRT SPOR'dan naklen yayımlanacak.

Kaynak: https://www.ntvspor.net

 Son Dakika, Son Dakika Haberleri, Milli Takim Türkiye, 2022 Fifa Dünya Kupası Grup Elemeleri, a milli futbol takımı, a milli aday kadrosu, şenol güneş,

FUTBOL SAHASI ÖLÇÜLERİ

futbol sahası standartları, futbol sahası ölçüleri, futbo sahası kuralları, futbol sahası zemini, ıfab, uluslararası futbol birliği kurulu, futbol kale ölçüsü, futbol ceza sahası ölçüsü
futbo sahası kuralları, futbol ceza sahası ölçüsü, futbol kale ölçüsü, futbol sahası ölçüleri, futbol sahası standartları, futbol sahası zemini, ıfab, uluslararası futbol birliği kurulu, Futbol saha ölçüleri ve kuralları

FUTBOL SAHASI

Bu yazımızda, geçmişte her ne kadar toprak denebilecek zeminlerde oynanmış olsa da, günümüz futbolundaki futbol saha ölçüleri ve zemin kuralları ile ilgili bilgiler bulacaksınız.

Uluslararası Futbol Birliği Kurulu’nun (IFAB) belirlediği kurallara göre; futbol sahası dikdörtgen şeklinde ve zemin rengi mutlaka yeşil olmalıdır. Zemin doğal veya yapay çim ile kaplanmış olabilir.

Futbol saha ölçüleri ve zemin kuralları

Sahanın uzun kenarları “taç çizgisi”, kısa kenarları ise “kale çizgisi” olarak adlandırılır. Taç çizgileri birbirine paralel ve aynı uzunlukta 90 ile 120 m. arasında olmak zorundadır. Kale çizgileri de yine birbirine paralel ve aynı uzunlukta 45 ile 90 m. arasında olmak zorundadır. Uluslararası müsabakalarda bu uzunluklar kale çizgisi için 64-75 m. taç çizgisi için ise 100-110 m. aralığında sınırlandırılmıştır. Sahanın tüm çizgileri 12. cm. den daha kalın olmamalı ve tamamı aynı kalınlıkta olmalıdır. Sahanın her bir köşesinde yüksekliği en az 1,5 m. olan bayrak direkleri dikilmesi gerekir. Bu köşeleri merkez alacak şekilde içe doğru 0,5 m. yarıçaplı bir çeyrek daire çizilir.

Saha, taç çizgilerinin tam orta noktasından ikiye bölünmüş olmalıdır. Sahayı ortadan ikiye bölen bu çizginin tam orta noktasına “santra” denir. Bu nokta merkezli ve 9.15 m. yarıçaplı daireye de orta yuvarlak adı verilir.

Kaleler ve ceza alanı

Kaleler her iki kale çizgisinin üzerine ve tam ortasına yerleştirilir. Kale, zemine 90 derece dik iki direk ile bunları birleştiren ve zemine paralel olan bir üst direkten oluşur. iki kale direğinin arasındaki mesafe 7,32 m. üst direğin yerden yüksekliği de 2,44 m. olmalıdır.Kale direkleri 12 cm.'yi geçmeyecek kalınlıkta ve beyaz olmak zorundadır.

Her kalenin önünde bir küçük bir de onu da içine alan büyük bir dikdörtgen bulunur. Küçük olan dikdörtgen kalecinin durduğu kale çizgisine yapışık ve ortalı ve 5,5 m. ye 18,32 m. büyüklüğündedir ve kale alanı (altı pas da denir) olarak adlandırılır. Kalecinin bu alan içinde dokunulmazlığı vardır.

Kale alanını içine alacak şekilde ortalanmış büyük dikdörtgen ise 16.5 m.ye 40.3 m. büyüklüğündedir ve bu alana da ceza alanı denir. Bu alanı ortalayacak ve kale çizgisine 11 m. uzaklıkta olacak şekilde beyaz bir nokta bulunur, ki buna penaltı noktası diyoruz. Penaltı atışları bu nokta üzerinden yapılır ve bu sırada penaltıyı atacak futbolcunun dışında kalan oyuncular ceza sahasının dışında olmak zorundadırlar. Ceza sahası üzerinde penaltı noktasını merkez alan ve yarıçapı 9.15 m. olan bir yay vardır. Bu yaya ceza yayı denir.

Maçtaki bazı başlama noktaları

Santra : Orta yuvarlağın tam ortasındaki beyaz nokta. Maçın ilk veya devre düdüğü ile ya da gol sonrası başlangıçları bu orta noktadan yapılır. Oyuna başlayan iki taraf oyuncusunun dışında kalan diğer futbolcular bu esnada orta yuvarlak dışında olmalıdırlar.

Kale vuruşu : Aut atışları ya da kale alanı içinde kazanılan serbest vuruşlar kale alanı uzun çizgisi üzerinden yapılır. Endirekt serbest vuruşlar ise kazanılan yerin hizasından yine kale alanı uzun çizgisi üzerinden yapılır.

Korner atışı : Topun kaleye göre kornere çıktığı taraftaki köşeden ve çeyrek daire üzerinden ayak vuruşu ile yapılır. Bu esnada rakip oyuncu en az 9.15 m. mesafede durmak zorundadır.

Taç atışı : Topun taca çıktığı noktadan, taç çizgisi üzerinden el ile yapılır. Taç atışlarında ofsayt kuralı geçersizdir.
futbol sahası standartları, futbol sahası ölçüleri, futbo sahası kuralları, futbol sahası zemini, ıfab, uluslararası futbol birliği kurulu, futbol kale ölçüsü, futbol ceza sahası ölçüsü

TÜRK BASKET TARİHİNİN EN İYİ KOÇLARI

TÜRK BASKET TARİHİNİ DEĞİŞTİREN 10 YERLİ KOÇ

aydan siyavuş, yalçın granit, ergin ataman, çetin yılmaz, ufuk sarıca, ekrem memnun, tolga öngören, ceyhun yıldızoğlu, aydın örs, en iyi koçlar, türk basketbol tarihinin en iyi koçları

AYDIN ÖRS

1981’de başladığı antrenörlüktü. 1983’te Efes Pilsen Kulübünün sorumluluğuna getirildi. Başarılarıyla Türk basketbol tarihine geçen Örs, Genç Milli Takım ile Efes Pilsen altyapı ve A takımında 29 yıllık antrenörlük kariyerinde toplam 20 kupa kazandı. A Milli Takım ile 32. Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanan Örs, Genç Milli Takım ile 2 Balkan Şampiyonluğu ve Efes Pilsen’de de 18 kupa sevinci yaşadı.Genç ve Ümit Milli Takımlarını da çalıştıran Aydın Örs, bu takımlarda da başarılı oldu. Genç Milli Takım ile Balkan Genç Erkekler Şampiyonluğu’nu 1986 ve 1992’de 2 kez kazanan Örs, Ümit Milli Takımı da 1996’da Avrupa 4.sü yaptı. Örs, Efes Pilsen ile Türkiye’de ve Avrupa’da toplam 18 kupa kazandı. Efes Pilsen altyapısında 8 yılda 4 Türkiye Gençler Şampiyonluğu yaşayan Örs, 1992’de A takım antrenörlüğüne getirildi. Örs, Efes Pilsen ile 5 Türkiye Ligi Şampiyonluğu, 4’er Türkiye ve Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandı. Efes Pilsen’i 1993’de bir Avrupa Kupası’nda final oynayan ilk Türk takımı (Avrupa Kulüpler Kupası) yapan Aydın Örs, takımına 1996 yılında da Avrupa Koraç Kupası’nı kazandırarak, basketbolda Avrupa Kupası kazanan ilk ve tek antrenör olarak tarihe geçti. Örs ayrıca takımını 1995’te Avrupa Kulüpler Kupası yarı final turuna ve 1997, 98, 99’da da Avrupa Ligi çeyrek finaline taşıdı. Aydın Örs, A Millî Basketbol Takımı ile 32. Avrupa Basketbol Şampiyonasında başarılı bir performans sergiledi. Şampiyonada Aydın Örs’ün yönetiminde grup maçlarını ilk sırada bitiren A Millî Basketbol Takımı, tarihinde en farklı skorlu yenilgisini aldığı Hırvatistan’ı çeyrek finalde yenerek, 52 yıl aradan sonra Avrupa Şampiyonası’nda yarı final sevinci yaşarken, tarihinde ilk kez Dünya Şampiyonası finallerine katılmaya hak kazandı. Yarı finalde Almanya’yı uzatma dakikalarında son saniyelerde yendi. Türkiye finalde ise Yugoslavya’ya yenildi ve tarihinde ilk kez Avrupa 2.si olarak gümüş madalya kazandı.


CEYHUN YILDIZOĞLU

1989-2008 yılları arasında Botaş Spor’u çalıştırmış, bu süre içinde Türkiye’de Ertuğrul Sağlam’ın gördüğü saygının 1000’de 1’ini görmese de şampiyonluk kupasını İstanbul’dan çıkarabilen ilk ve tek koç olmuştur. Botaşspor’a altın çağını yaşattığı dönemde bir de Avrupa Kupası finali oynatmıştır. 2008-2010 yıllarında Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde görev alan Yıldızoğlu 2010-2012 Galatasaray Medical Park kadın basketbol takımında baş antrenör olarak görev aldı. Ulusal bir gazeteye ezeli rakipleri için “Fenerbahce şampiyonluğu haketti. Hakemlerin art niyetli olduğunu düşünmüyorum” diyebilecek gerçekleri konuşan Ceyhun hocanın 2 lig, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası şampiyonluğu bulunmakta. 2008 yılında Türk Kadın Basketbol milli takımın başına getirilen Yıldızoğlu EuroBasket 2011’de 2.lik 2013’de ise Bronz madalya kazanma başarısı göstererek Türk Kadın Basketbol tarihini değiştiren antrenörlerden olmuştur.


TOLGA ÖNGÖREN

Tofaş SAS’taki oyunculuk kariyerinden sonra Purdue Üniversitesi’nde yardımcı antrenör olarak ilk teknik adamlık deneyimini yaşadı. Tolga Öngoren ilk antrenörlük deneyimde Tofaş’la Türkiye Ligi şampiyonluğu ve Euroleague tecrübesi yaşadı. Daha sonra Türkiye’de 2001 yılında düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanan Türkiye Millî Basketbol Takımı’nda Aydın Örs’ün ekibinde yardımcı antrenör olarak hizmet verdi. Ardından 1.5 yıl Ülkerspor’da baş antrenörlük deneyimi sonrasında Türk Telekom’u çalıştıran Öngören son olarak 2006-2007 sezonunda eski takımı Tofaş’ta görev yaptı. 10 Ocak 2008 tarihinde Alman Bundesliga takımlarından Walter Tigers Tübingen takımıyla 2008-09 sezonunun sonuna kadar sözleşme imzaladı. 2009-2010 sezonda Alman 1.Bundesliga takımlarından EnBW Ludwigsburg antrenörülüğünün ardından 2011-12 sezonunun hemen öncesinde Türkiye Basketbol Ligi ekiplerinden Trabzonspor ile anlaşan koç buradaki görevini sonlandırdıktan sonra şimdilerde oyuncu olarak bir çok başarı kazandığı ve koçluk kariyerinde önemli bir yere sahip olan Tofaş’ta Direktör olarak görev almakta.


EKREM MEMNUN

Antrenörlük kariyerine 1988 yılında Galatasaray SK altyapısında başlayan Ekrem Memnun bayan takımı yardımcı antrenörlüğü ve alt yapı sorumluluğu görevini de yürüttükten sonra 1992 de Yıldırım Spor a geçti. Bu süre zarfında üç Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi üç Cumhurbaşkanlığı Kupası 1997 ve iki de Türkiye Kupası kazanan takımın başındaydı. 2008 de Darüşşafaka Spor Kulübü nün baş antrenörlüğüne geçip burada iki sezon kalan tecrübeli antrenör daha sonra Anadolu Efes SK da yardımcı antrenör pozisyonunda görev aldı. Euroleague Women Şampiyonluğu tarihinde Galatasaray Kadın Basketbol Takımı nı yarı finalde Final Eight ev sahibi UMMC Ekaterinburg u finalde Fenerbahçe yi yenerek Euroleague Women şampiyonluğuna ulaştırdı. Yaptığımız röportajların hemen hemen hepsinde çalıştığı koçlar arasında David Blatt’ı hep farklı bir noktaya koymaktadır.


UFUK SARICA

Eski adıyla Efes Pilsen’de sayısız başarının altına imza atan oyuncu kısa forvet ve skorer gard pozisyonunda görev yapan eski basketbolcu Beşiktaş Cola Turka takımında yardımcı antrenörlük yaparak kariyerine başladı. Sonrasında baş antrenörlük görevini üstlenen Sarıca, 2011-2012 sezonun Anadolu Efes’te 1 yıl baş antrenörlük yaptı. O sezon NBA’da yaşanan lokavt Anadolu Efes’in kadrosu üzerinde derin yaralar bıraktı ve Ufuk Sarıca ile yollar ayrıldı. 2012 sezonunun başında Pınar Karşıyaka ile anlaşan Ufuk Sarıca dar bütçeler ile kurduğu iyi takımlar ile ön plana çıkmaya başladı. 2013-2014 sezonunda Karşıyaka ile Türkiye kupasını kazandı ve uzun bir aradan sonra kupayı İstanbul dışına çıkardı. 2014-2015 sezonu içerisinde gösterdiği performansla play-off’lar öncesinde rakiplerine göz dağı veren Ufuk Sarıca’nın Pınar Karşıyaka’sı sırasıyla önce Banvit (2-1) yarı finalde Fenerbahçe (3-1) ve finalde ilk maçı kaybetmesine rağmen Anadolu Efes’i 4-1 ile geçerek şampiyonluğa ulaşatı. Ufuk Sarıca sınırlı bütçe doğru kadro ve planlama ile Türk basketbolunda İzmir devrimini gerçekleştirdi. Hala PKSK görev yapan koç Türk Basketbol A Milli Takımında da Ergin Ataman’ın yardımcı antrenörlüğünü yapmakta. Not olarak düşelim bu iki isim 2007-2008 sezonunda Beşiktaş Kola Turka’da birlikte çalıştılar.


ÇETİN YILMAZ

Basketbol Antrenörlüğüne ODTÜ’de başlamıştır. ODTÜ koçluğu sırasında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda (UNDP) çalışmıştır. 1982 yılında Çukurova Basketbol Takımına transfer olmuştur. 5 yıl Çukurova Basketbol Takımında Koçluk yapan Çetin Yılmaz, Çukurova’nın ilk kez Türkiye Ligi 2.liği ve 3.lüğü almasında katkı sağlamıştır.(1985-86 / 1986-87) Sonrasında, Tuborg, Sümerbank Beykoz, Beşiktaş ve İTÜ Basketbol Takımlarını çalıştırmıştır. Fenerbahçe Spor kulübüne Basketbol branşında ilk deplasmanlı Lig Şampiyonluğu (1990-91) ve yine ilk 2 Cumhurbaşkanlığı Kupasını (1990 ve 1991) kazandıran Koç olarak tarihe geçmiştir. Fenerbahçe deki görevi toplam 5 sezon sürmüştür. Ülker Spor Basketbol Kulübünü 7 sezon çalıştırmış ve yine bu kulübün ilk 2 Şampiyonluğunu (1994-95 / 1997-98) ve ilk Cumhurbaşkanlığı Kupasını (1993) kazandırmıştır. Son olarak, 3 Sezon Anadolu Efes Spor Kulübünde Teknik Koordinatörlük görevi yapmıştır.(2011-14) Şirketlerde Yönetim Danışmanlığı, Antrenör Eğitim Seminerlerinde Eğitmenlik ve halen Türkiye Basketbol Antrenörleri Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yapmaktadır.


ERGİN ATAMAN

Antrenörlük yaşamına Eczacıbaşı altyapısında antrenörlük yaparak başladı. Daha sonra Efes Pilsen alt yapısında antrenörlük yaptı. Sırasıyla Türkiye Basketbol Ligi takımlarından Türk Telekom, Pınar Karşıyaka, Efes Pilsen’de antrenörlük yaptı.1997 yılında İspanya’da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye Millî Basketbol Takımı’nda Ercüment Sunter’in yardımcısı olarak millî takım antrenörlüğünü yaptı. 1998-99 sezonunda basketbol antrenörlüğü konusunda incelemeler yapmak üzere bir sene süreyle ABD’de Stanford Üniversitesi’nde bulundu. Efes Pilsen ile 2000 yılında Avrupa Liginde final-four oynamıştır.2001-03 yılları arasında İtalya Basketbol Ligi’nde Montepaschi Siena’da antrenörlük yaptı. Bu takımla 2001-02 sezonunda Saporta Kupası’nda şampiyon oldu. 2008-09 sezonu başında Efes Pilsen ile anlaşan Ataman, takıma 2005’ten sonraki ilk TBL şampiyonluğunu kazandırdı. Normal sezonu sadece 2 mağlubiyetle kapatan Efes Pilsen, finalde Fenerbahçe Ülker’i üst üste 4 maç yenerek şampiyonluğa uzandı ve aynı yıl Türkiye Kupası’nı da kazanan Efes Pilsen, Ergin Ataman yönetiminde duble yapmış oldu. Ergin Atamanlı Beşiktaş Milangaz 2011-12 sezonuna NBA’deki lokavt sebebiyle Deron Williams ve Semih Erden gibi isimlerin katılmasıyla iyi başladı, lokavt bitip bu isimler geri döndüklerinde de aynı performansı sürdürerek önce tarihindeki ilk Türkiye Kupası’nda, ardından kulüp tarihindeki ilk Avrupa kupası olan FIBA EuroChallenge Kupası’nda, son olarak da Beko Basketbol Ligi’nde şampiyon oldu ve sezonu üç kupayla tamamladı. 2012-13 sezonu öncesinde Galatasaray, Ataman’ın eski öğrencileri Ersin Dağlı ve David Hawkins ve Carlos Arroyo transfer edildi. 22 Ocak 2013’te Galatasaray Medical Park’la finalde Banvit’i 3-1 yenerek Beko Basketbol Ligi’nde şampiyon oldu ve Galatasaray’ın 23 yıllık şampiyonluk özlemine son verdi. Aydın Örs’ün Türk Basketboluna armağan ettiği en başarı antrenörlerden biridir.


YALÇIN GRANİT

25 yaşında basketbolu bıraktıktan sonra, koçluk hayatına Darüşşafaka’da başladı. 1959-60 sezonunda Darüşşafaka’ya tarihinin ilk ve tek İstanbul Ligi şampiyonluğunu kazandıran takımın başantrenörüydü. Darüşşafaka’yı çalıştırırken ikinci ligde yer alan Beyoğluspor’un teklifini kabul etti ve iki yıl çalıştırdığı bu takımın da üst lige geri dönmesinde önemli rol oynadı. 1960 yazında eğitimle basketbolu birleştiren bir modeli uygulamaya geçirmeyi tasarlayan İTÜ’nün başına geçti ve uzun yıllar şampiyonluklara ambargo koyacak bir takımın temellerini attı. Basketbolu bıraktığı gibi A milli basketbol takımı tarihinin ilk asistan koçu olmaya layık görülen Yalçın Granit, 1961’in Şubat ayında ay-yıldızlıların başantrenörlüğüne terfi etti. 1962’de İstanbul’da oynanan Balkan Şampiyonası’nda finalde Yugoslavya’ya kaybedip ikinci olan, bir yıl sonra uzun bir hasreti dindirip Wroclaw’da Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı elde eden A milli takımların başında o vardı. 1963-64 sezonunda Galatasaray’a bu kez koç olarak geri döndü ve sarı-kırmızılı ekiple bir Türkiye şampiyonluğu daha kazandı. Uluslararası çapta da takdir topladı. 1962’de Balkanların En İyi Antrenörü seçildi, Almanya ve İsviçre milli takımlarını çalıştırmak için teklifler aldı.1971’de Şakir Eczacıbaşı’nın teklifini kabul edip basketbol şubesini kurmaya çalışan Eczacıbaşı’nın başına geçti. Mahalli kümede devraldığı takımı 1974 baharında en üst lige taşıdı ve birinci ligdeki ilk sezonun ardından görevini Aydan Siyavuş’a devretti. 1984-85 ve 1985-86 sezonlarında şampiyon olarak 16 yıllık bir şampiyonluk hasretini bitiren ve yeniden “Yenilmez Armada” olarak anılmaya başlayan Galatasaray takımlarında Basketbol Şube Sorumlusu olarak görev yaptı. Doksanlı yıllarda Turgay Demirel’in başkanlığındaki federasyonların yönetim kurulunda yer aldı ve milli takım genel koordinatörlüğü görevini üstlendi. 2002’de kapanmak üzere olan Galatasaray basketbol şubesini özerk hale getirerek kulüpten ayırdı ve şube başkanlığını üstlendi. Galatasaray o sezonu üçüncülükle bitirdi ve yarı final oynama başarısı gösterdi. Türkiye’nin en büyük basketbol kütüphanesine de sahip olan Yalçın Granit, köşe yazılarına çeşitli internet mecralarında devam etmektedir.


AYDAN SİYAVUŞ 

Basketbola oyuncu olarak Kadıköyspor’da başladı. 1964 yılında oldukça genç sayılacak bir yaşta basketbol oyunculuğunu bırakarak, koçluğa yöneldi. Kadıköyspor’da önce altyapı, ardından da a takım koçluğu yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünü üçüncü sınıfta terk ettikten sonra, İTÜ Basketbol Takımı’na Türkiye Yıldızlar Şampiyonluğu’nu kazandırdı. Türkiye Millî Basketbol Takımı koçluğunun yanı sıra Modaspor, Eczacıbaşı, Efes Pilsen, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Çukurova, Darüşşafaka ve Karşıyaka’yı da çalıştırdı. Son olarak Galatasaray’ı çalıştırdı. Türkiye Basketbol Ligi’nde 7 kez şampiyonluk kazanarak en fazla şampiyonluk yaşayan antrenör oldu. Millî takımlar genelinde 500’ün üzerinde maça çıkan Siyavuş, 1981 yılında Türkiye Millî Basketbol Takımı’nın başındayken Bulgaristan’da düzenlenen turnuvada, Yugoslavya Millî Basketbol Takımı’nı yenerek Türkiye’ye Balkan Şampiyonluğu’nu kazandırdı. 1990 yılında Efes Pilsen ile Koraç Kupası’nda Türk basketbol tarihinde ilk kez çeyrek finali yakaladı. 11 Ocak 1998’de, geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi. Aydın Örs her fırsatta Aydan Siyavuş için kendisine basketbol koçluğunu öğreten kişi olarak bahseder.

Haber: www.sabahidmani.com



aydan siyavuş, yalçın granit, ergin ataman, çetin yılmaz, ufuk sarıca, ekrem memnun, tolga öngören, ceyhun yıldızoğlu, aydın örs, en iyi koçlar, türk basketbol tarihinin en iyi koçları

Kategori

Profesyonel Sporlar-Amatör Sporlar-Ekstrem Sporlar-Spor Tarihi-Sporcular-Futbol-Basketbol-Voleybol-Spor Tarihi-Spor Arşivi

Önemli Konular

%100 futbol- 1. lig- 12 dev adam- 2 lig- 3. lig- a milli ampute futbol milli takımı- a milli basketbol takımı- a milli futbol takımı- a milli kadın futbol takımı- a milli voleybol takımı- altyapı- amatör kulüpler- amatör sporlar- atıcılık tarihçesi - atletizm- basketbol- beşiktaş- bisiklet sporu- boks- buz hokeyi- buz pateni- dünya futbol yıldızları- dünya kupası- egzersiz çeşitleri- eksrim spor tarihi- engelli sporcular- fenerbahçe- futbol- galatasaray- gol krallığı- güreş- hakemler- hentbol tarihçesi- kadın futbolu- kadınlar voleybol- olimpiyat- premier lig- santraç- spor dalları- spor terimleri ve anlamları- spor ve sağlık- spor yazıları- su kayağı tarihçesi- su topu sporu- süper lig- şampiyonlar ligi- tenis- TFF- trabzonspor- uefa- voleybol- vücut geliştirme sporu nedir-